Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dijital Ahiret Endüstrisi Yasımızı Çalıyor!

Black Mirror’un ikinci sezonunun ilk bölümünü hatırlayanınız var mı? Evet, şu ölümden sonra sevdiklerimizi tekrar döndürmeyi sağlayan ürkütücü teknolojiden bahsediyorum. Sanırım artık sadece bir bilim kurgudan bahsetmiyoruz; geçtiğimiz son on yılda zaten birkaç prototipini ya da deneyini vesaire görüp hayret ediyorduk ancak bu Dijital Ahiret Endüstrisi (Digital Afterlife Industry – DAI), geçtiğimiz aralık ayında iyice uçuk bir noktaya vardı.

Facebook gibi platformların çatı şirketi olan Meta; bir kişi uzun süre uygulamadan uzak kaldığında ya da öldüğünde platformun, ölen kişinin mesajlarını, sesini, gönderi tarzını kopyalayarak onun yerine o sayfayı yönetecek bir patenti tescilletti. Bu ve buna benzer birçok firma gelecekte ölülerin sosyalliğinin devam ettiği hayalet bir kitle oluşturmanın yanı sıra yakınlarını da bu ürkütücü durumla baş başa bırakacak gibi duruyor.

Mirror’daki ve son gelişmelerdeki olayları bir bütün olarak psikolojik açıdan yorumlamamız gerekirse; bu teknolojik gelişmenin yası kavrama, yaşama ve terapi gibi süreçlerde ele alma durumumuzu da değiştireceği kanaatindeyim. Çünkü şu an biri, ölen bir yakınının tüm verilerini bir yapay zekâya yüklediğini ve eski yaptıkları şeyleri bu yapay zekâyla birlikte uzun süreli olarak uyguladığını, duygusal ve bilişsel olarak kişide oluşturduğu güncel durumunu bir psikoloğa ya da psikiyatriste iletse, muhtemelen duygusal yönelimle alakalı sıkıntılarının olduğu tespit edilecek ve ona göre bir tedavi planı belirlenecektir.

Bu uygulamadaki temel problemin ölen kişiden bunun bir onayının alınıp alınamayacağı hususu ikinci olarak kaybı yaşayan kişinin uzun vadede yaşayacağı olumsuzluklarla toplumun ölüm hakkındaki genel algısının ve tutumunun negatif yönde etkileneceğini düşünüyorum. Böyle bir uygulamanın yalnızca kısa süreli ve uzman kontrolünde fayda sağlayacağını uygulama yapılırken psikoterapi, psikoeğitim ve psikososyal destekle birlikte olması gerektiğini ama bunlara rağmen bu uygulamanın genel geçer her yas sürecinde uygulanabilir olduğunu düşünmüyorum.

Yas Süreci ve Teknolojik Müdahale

Gelelim yas’a; Bireyin bir kayıp anında yaşaması gereken şey yastır. Yas; bireyi sarsar, büyütür ve geliştirir. Doğanın kanunu gereği insan bir şekilde o kaybı kabul eder ve özlemle onu zaman zaman anarak hayatına devam eder. Ancak bu teknolojinin varlığında yas süreci sekteye uğratılıyor, hatta tabiri caizse baltalanıyor denilebilir. Kişi sevdiği birinin ölümünden sonra inkar, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme gibi süreçler geçirir. Ancak ileride daha tabii kabul edilecek bu teknolojide kişi inkar, öfke gibi süreçleri yaşarken -diyelim ki pazarlık sürecinde- bu teknolojiyi kullanmaya başladı; bu demek olur ki yas süreci tamamlanmaz. Ama ortada bir kayıp var, beyin bunu biliyor ama süreç olması gerektiği gibi işlemedi. O halde kişinin bilişsel çelişki yaşamaya başlamasına, gerçeklik algısında bozukluklar meydana gelmesine yol açacağını ve bu yeni teknolojiyle de ikame birlikteliğini sağlıklı bir şekilde yürütemeyeceğini düşünüyorum.

Bölümde olaylar başlamamışken gerçek adamla arasında gerçeklikle alakalı bir kısım geçiyor. Hatırladığım kadarıyla adamın ölen kardeşinin yasını annesinin nasıl tuttuğuyla alakalı bir konuşma geçiyor; adam diyor ki kardeşim ona sahte bir gülücük atıyor -bir fotoğraftan bahsediyor- kadın da “ama o sahte olduğunu bilmiyor” gibi bir ifade kullanıyordu bu kısım bu teknolojiyi geliştirenlerin temel felsefesini yansıtan bir taraf olabilir. Bölümün ilerleyen dakikalarında kadın birliktelik yaşadığı adam öldükten sonra onu taklit eden bir yapay zekâyla mailleşmeye, telefonda konuşmaya ve sonrasında bedenlenmiş bir şekilde tıpatıp sevdiği adama benzer bir şeyle hayatına devam ettiğini, dönem dönem bundan rahatsızlıklar duyduğunu, o şeyi kovduğunu, duygusal yakınlık kurduğunu vesaire görüyoruz.

Geçiş Nesnesi Olarak Yapay Zekâ

İlişkileri dalgalı ilerliyor ve sonrasında kadın ikame sevgilisini bir uçuruma götürüyor ki atlasın; ancak yapay zekâ onun için eğitilmediğinden atlayamıyor. Kadın da atamıyor, adamla birlikte eve dönüp adamı çatı katına hapsettiğini görüyoruz. Adeta ayrılık anksiyetesi yaşayan bir çocuk gibi o şeyin eşi olmadığını ama eşine ait izler taşıdığını biliyor ve adeta yz’nın geçiş nesnesi konumunda olduğunu görüyoruz. Ancak yastaki geçiş nesnesi konumundaki şeyler -yani ölen bir kişinin fuları, kullandığı parfümü, kalemi vesaire- bir noktaya kadar kişiye yardımcı olur, yas sürecini daha sağlıklı bir şekilde ilerletmesine olanak sağlar; ama dönüşüm geçirerek sağlıklı bir kişide bu, zihinde kalıcı hatıralara dönüşür, bu da zaman zaman yâd etmeyi ve genel itibariyle kişinin iş, okul ve aile yaşantısı gibi hayatının rutinlerine değişen dönüşen bir şekilde de olsa devam etmesi öngörülür. Ama bu dijital tekrar dönüş bu olağan sürecin ibresini alt üst edecek gibi duruyor.

Burada görüyoruz ki bu Dijital Ahiret Endüstrisi (Digital Afterlife Industry – DAI) tek bir hususu değil; sağlık tanımını, yas süreçlerini yeniden yapılandırmayı, ölümün bizim için anlamını, kayıptan sonraki yaşantımızın durumu gibi pek çok alanı derinden etkileyecek. Haliyle etik tartışmalar mevcut ancak etik kavramı, öncesinde olduğu gibi yeniden güncellenip “etik” bir çerçeveye oturtulduğu yansıtılacaktır; ancak bunun yamalı bir bohçayı andıracağı muhtemeldir. Önerimiz; insanlığın simya döneminden çıktığını kabullenerek felsefe taşını aramayı bırakmasıyla ölümlü olduğunu kabullenip şuurlu, ahlaklı ve analitik-kritik düşüncede bir yaşam sürmesidir.

Kaynakça

  • Baset, Z. (2022). Digital afterlife and the spiritual realm: Navigating the ethics of AI and grief. Journal of Digital Ethics, 4(2), 45-58.

  • Kübler-Ross, E., & Kessler, D. (2014). On grief and grieving: Finding the meaning of grief through the five stages of loss. Simon and Schuster.

  • Özkan, A. (2023). Yapay zekâ ve dijital ölümsüzlük: Etik ve psikolojik bir perspektif. Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 12(1), 89-104.

  • Savulescu, J. (2021). The ethics of digital twins and the digital afterlife. Philosophy & Technology, 34, 1121-1135.

  • Stokes, P. (2021). Digital afterlife: Death matters in a digital age. Oxford University Press.

  • Winnicott, D. W. (1953). Transitional objects and transitional phenomena—A study of the first not-me possession. The International Journal of Psycho-Analysis, 34, 89-97.

Hümeyra Bağ
Hümeyra Bağ
İstanbul’un bağrında, “İz bırakmak isteyene yaradanın bahşettiği yazma kuvvetiyle” kelimelerin peşine düşmüş bir hakikat yolcusu olan Hümeyra Bağ; eğitim hayatına Nureddin Topçu İlkokulu ve Şair Erdem Beyazıt İlkokulu’nda başlayıp Akşemsettin İmam Hatip Ortaokulu ile devam etti. Lise yıllarında sistemin kalıplarıyla girdiği o meşhur çatışmada felsefeye olan derin ilgisini keşfetti; matematik notunu 28'den 98'e yükselterek okulunu Okul Birincisi olarak tamamladı. Küçük yaşlardan itibaren disiplin ve doğayla iç içe büyüdüğü izcilik serüveni, karakterindeki direnci beslerken; üniversite hayatının açılış dersinde Nurullah Genç’ten işittiği “modern mankurtlar olmayın” sözü zihninde sarsılmaz bir pusulaya dönüştü. Kendi emeğiyle kazandığı İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Psikoloji bölümünde ihtisasına devam eden Bağ, pek çok bilindik isimle çalışma fırsatı bulduğu akademik asistanlık görevleriyle teorik birikimini pratik bir disiplinle harmanlamaktadır. Edebiyatla kurduğu bağ, ortaokul yıllarında aile sofrasındaki o kadim muhabbetlerden aldığı ilhamla başladı. 17 yaşında kaleme aldığı "Diriliş Felsefesi" yazısıyla düşünsel temelini atan yazar; bugün şiir, deneme, senaryo ve akademik araştırmalarla çok yönlü bir üretim süreci içerisindedir. İlgi alanları psikoloji, felsefe, dilbilim, sosyoloji, teknoloji ve sinema gibi geniş bir yelpazede yoğunlaşan Bağ için yazmak; çocukluğundan beri süregelen kendi kendine konuşma halinin bir dışa vurumu ve insanı anlamlandırma çabasıdır. Gelecekte hangi unvanları kuşanacak olursa olsun, üniversite öncesinden bu yana her şeyden önce “kul”, ardından “yazar” olarak anılmayı gaye edinmektedir. Hümeyra Bağ’ın yazın yolculuğu; akademik disiplinin getirdiği analitik bakış ile izcilikten ve sinemadan miras kalan görsel sezginin birleştiği noktada durur. Psikolojiden teknolojiye uzanan geniş ilgi alanlarını lirik bir duyarlılıkla ele alan Tüyce., modern dünyanın gürültüsü içinde kendi sessizliğini ve hakikatini aramaktadır. Sezai Karakoç’un diriliş muştusundan Didem Madak’ın samimi hüznüne kadar pek çok duraktan beslenen bu kalem için üretmek; sadece bir eser ortaya koymak değil, anlamla tek vücut olup toprağa oturmayı göze alarak hayata dair mütevazı ama dirençli bir tanıklık bırakmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar