Hümeyra Bağ
İstanbul’un bağrında, “İz bırakmak isteyene yaradanın bahşettiği yazma kuvvetiyle”
kelimelerin peşine düşmüş bir hakikat yolcusu olan Hümeyra Bağ; eğitim hayatına Nureddin Topçu İlkokulu ve Şair Erdem Beyazıt İlkokulu’nda başlayıp Akşemsettin İmam Hatip Ortaokulu ile devam etti. Lise yıllarında sistemin kalıplarıyla girdiği o meşhur çatışmada felsefeye olan derin ilgisini keşfetti; matematik notunu 28'den 98'e yükselterek okulunu Okul Birincisi olarak tamamladı. Küçük yaşlardan itibaren disiplin ve doğayla iç içe büyüdüğü izcilik serüveni, karakterindeki direnci beslerken; üniversite hayatının açılış dersinde Nurullah Genç’ten işittiği “modern mankurtlar olmayın” sözü zihninde sarsılmaz bir pusulaya dönüştü. Kendi emeğiyle kazandığı İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Psikoloji bölümünde ihtisasına devam eden Bağ, pek çok bilindik isimle çalışma fırsatı bulduğu akademik asistanlık görevleriyle teorik birikimini pratik bir disiplinle harmanlamaktadır. Edebiyatla kurduğu bağ, ortaokul yıllarında aile sofrasındaki o kadim muhabbetlerden aldığı ilhamla başladı. 17 yaşında kaleme aldığı "Diriliş Felsefesi" yazısıyla düşünsel temelini atan yazar; bugün şiir, deneme, senaryo ve akademik araştırmalarla çok yönlü bir üretim süreci içerisindedir. İlgi alanları psikoloji, felsefe, dilbilim, sosyoloji, teknoloji ve sinema gibi geniş bir yelpazede yoğunlaşan Bağ için yazmak; çocukluğundan beri süregelen kendi kendine konuşma halinin bir dışa vurumu ve insanı anlamlandırma çabasıdır. Gelecekte hangi unvanları kuşanacak olursa olsun, üniversite öncesinden bu yana her şeyden önce “kul”, ardından “yazar” olarak anılmayı gaye edinmektedir. Hümeyra Bağ’ın yazın yolculuğu; akademik disiplinin getirdiği analitik bakış ile izcilikten ve sinemadan miras kalan görsel sezginin birleştiği noktada durur. Psikolojiden teknolojiye uzanan geniş ilgi alanlarını lirik bir duyarlılıkla ele alan Tüyce., modern dünyanın gürültüsü içinde kendi sessizliğini ve hakikatini aramaktadır. Sezai Karakoç’un diriliş muştusundan Didem Madak’ın samimi hüznüne kadar pek çok duraktan beslenen bu kalem için üretmek; sadece bir eser ortaya koymak değil, anlamla tek vücut olup toprağa oturmayı göze alarak hayata dair mütevazı ama dirençli bir tanıklık bırakmaktır.
