Bir çocuk, yetişkin bir bireye göre içinde bulunduğu ve ona fazla gelen durumları direkt dil aracılığıyla ifade etmekte zorluk yaşamaktadır. Onda bu zorlanmanın somutlaşmış halini yetişkinlerin tanımladığı problemli davranışlarında görmek mümkündür. Çocukluk çağında görülen problemli davranışlar, bir çatı kavram olarak aslında çocuğun yaşadığı zorluğun, ona yaşattığı hislerle baş etmekte, sağlıklı bir şekilde yönetmekte zorlandığı için görülmektedir. Karmaşadan bir kaçış yolu bulmak, derdini anlatabilmek için adeta iç dünyasında yaşadığı karmaşayı muhatap aldığı yetişkine de yaşatmaktadır ki, bunu ancak bu şekilde ifade edebileceğini düşünmektedir. Bu problemli davranışlardan biri olan ve çocukluk döneminde görülebilen emme davranışı ebeveynler için yönetmesi zor olabilen bir durum olarak tanımlanmakta ve yönetebilmek için ise bir uzman desteğine ihtiyaç duymaktadırlar. Peki bu davranışın kaynağı nedir? Çocuk bu davranışı ile iç dünyasından dışarıya neyi göstermeye çalışmaktadır? Bu davranışın kökeni olan – yani kazanımın geliştiği bebeklik dönemi – bir diğer adı ile oral dönem meseleleri ile ilişkisi nedir? Geçmişin, gelecek meselelere etkisi nedir?
Klein’ ın Bakışından Nesne İlişkileri – Psikanalitik Bakış
Anne karnında başlayan bireyin serüveni, yetişkinlikteki meselelerinde de gidip bakılması gereken kaynaklar haline gelmektedir. Yetişkin bir bireyin yaşadığı gündelik meseleleri, ilişkilenme biçimleri ya da bir sorun karşısındaki problem çözme yöntemleri yaşamdaki o ilk dönemlerinin izlerini taşımaktadır. O izleri takip etmek, o bireyin başa çıkma yolları hakkında da ipucu verecektir. Neyi yapabildim/yapamadım şimdi neyi yapabilirim/nasıl yapabilirim kısmını görmeye yardımcı olacaktır. Dolayısıyla bir dönemde yaşanan, yaşam meselelerini çözümlemeye çalışırken, hep önceki dönemleri referans almak, iz sürmek ne yapılabilir kısmında yol gösterici olmaktadır.
Bebeklik dönemindeki emme davranışı, yetişkinlikte gelişecek olan ilişkilerin yapısına dair ipucu verebilmektedir. Bebeğin, bakım veren ile kurduğu yakın ilişki, yetişkinlikteki yani gelecekteki ilişkilenme biçiminin kalitesini yansıtmaktadır. Memenin emzirilmesi/verilmesi ve emilmesi/alınması bakım veren ile bebek arasındaki alışverişin; rahimdeki simbiyotik bağda yaşanan o alışverişin, Dünya’ da somuta dönüşmüş halidir. Dünya hayatında yeni bir ilişkilenme biçimine giren bebek ve bakım veren bu durumda meme üzerinden ilişkilerine yeni bir anlam ve boyut kazandırmaktadırlar. Aralarındaki bu ilişki ile bebek, kendine bakabilme imkanı bulmuştur ve uzantısı olan bakım vereni üzerinden davranışlarını düzenlemeye başlayacaktır. İlişkinin meme üzerinden deneyimlendiği ve yine ilişkinin gidişatı hakkında bilgi veren tutum ise emme davranışı olmaktadır.
Klein (2024)’ a göre memenin, anne tarafından sağlanan hem bir besin hem de bir haz kaynağı olduğu düşünüldüğünde; besin kaynağına dair hissedilen açgözlülük duygusu ve memenin anne tarafından kontrol edilmesi sebebiyle aynı anda anne tarafından zulme uğrama kaygısı bebekte temel meseleler olmaktadır. Burada, bu dönemin sağlıklı yönetilememesi durumunda karşılaşılan en belirgin duygu ise haset olmaktadır. Haset, sonsuz bir kaynak olan memeden gelecek olan sütü kısıtlayan anneye ve dolayısıyla memeye karşı gelişen yıkıcı bir duygudur. Bebek, kaynaktan mahrum bırakılmıştır ve bu haset ile memeyi kötü nesne olarak ayırmıştır. İyi nesne ise, anne tarafından istikrarlı bir biçimde, bebeğin ihtiyaçları (besin ve şefkat bir arada) ön plana alınarak sağlandığında gelişmektedir (Faraji & Yıldırım Ekmekci, 2024). Bunun izlerini yetişkinlikte, bireyin istediği statüye gelen bir kişiye karşı o statüye ulaşan kişinin alaşağı edilmesine yönelik duyulan kuvvetli bir istek ve kendisinde olmayanın karşı tarafta da olmamasına dair güçlü duygular içerisinde bulmasında görmek mümkündür.
Hasedin yıkıcı bir duygu olduğu düşünüldüğünde hem bireye hem de karşısındakine zarar veren bir etkiyi meydana getirmektedir. Oysa, ilk nesne iletişiminde aracı olan memenin, emme davranışı üzerindeki etkisini bebeklikteki emme davranışının geçişleri ile takip etmek yararlı olacaktır. Bebek ne zaman sütten kesildi? Geçiş nesnesi sağlandı mı? Biberon, emzik kullanımı oldu mu? Sütten kesilmeyi nasıl karşıladı? Burada bebeğin tutumu ne oldu? Bu kısım, çocuklukta problemli davranışlar kategorisinde olan emme davranışında da bir sinyal niteliğindedir ve basit haliyle mesajı şudur: ‘’Önceki döneme dair çözümsüz kalan bir meselen var, bu meseleyi çözümlemediğinde karşına bir sonraki dönemde tekrar sorun yaratacak başka bir şekilde çıkacağım, lütfen beni gör!’’
Çocuklukta Emme Davranışı Ne Anlatıyor? – Nesne İlişkileri Üzerinden Bir Bakış
Emme ve çiğneme davranışı; emzik, biberon, battaniye ucu, sakız… Çocuğun bu oral uyarım deneyimleri bir şey anlatma çabası ile ilişkili olmaktadır. Yaşadığı zorluğu, hissettiği olumsuz duyguları davranışları ile anlatması beklenendir. Çocuğun kendinden büyük gelen zorlanmaları anlatabileceği tek kanal davranışlarıdır. Bu sebeple, ortaya çıkan emme davranışı emme davranışında, bu davranışın yapılmamasına yönelik uyarıların ve yasakların düşünülmesinden önce sorulması gereken temel bir soru vardır: Bu davranış neyin ihtiyacını anlatmaya çalışıyor? Bu davranış ile bana ne göstermeye çalışıyor? Ne söylüyor? Neye dikkat çekmek istiyor? Doğru soruların sorulması yaşanan problemin aslında nedenlerini ve çözümünü de peşi sıra getirecektir.
Çocuklar sözel olmayan ipuçlarına duyarlıdırlar ve bir yetişkine göre bilişsel ve dil gelişimi, henüz düşünce ve duygularını ifade edecek yeterlilikte değildir. Bu sebeple bu soyut yapıları somut bir dille yani davranışları ile ifade etmeye çalışmaktadırlar. 3 yaşında bir çocuğun emme davranışına ihtiyaç duyuyor olmasını, içinde bulunduğu duruma göre değerlendirmek ihtiyacını anlamanın bir diğer sağlıklı yoludur. Örneğin; 3 yaşında, hastalıkla mücadele eden bir çocuğun emme ihtiyacı güvende hissetme yani güvenlik ihtiyacı olarak başka bir şeyi anlatırken, gündüz bakım evine başlamış bir çocuğun bu davranışı göstermesi yeni sürece uyum sağlama, anne ile ayrışmaya karşı geliştirdiği bir tahammül etme aracı ile başka bir ihtiyacı anlatıyor olabilir. Bu davranışın altında yatan gündem farklı olsa da ortaya çıkan davranışın okumasını ‘’ihtiyaçlar’’ üzerinden irdelemek anlamlı olacaktır. Bunun yanı sıra, bu ihtiyaçların okunması ve sağaltımı için ise oyun oynamak çocuklar için kritik bir öneme sahiptir ve alanında uzman bir oyun terapisti tarafından oyun terapi uygulaması en elverişli yöntem olacaktır.
Kaynakça
Faraji, H., & Yıldırım-Ekmekci, A. (2024). Bir ye-meme sorunsalı: “Kemiklerine kadar” (to the bone) filminin nesne ilişkileri kuramı bağlamında analizi. Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 17(2), 1-14. doi: https://doi.org/10.18221/bujss.1428606. Klein, M. (2024). Nesne İlişkileri: Haset ve Şükran ve Diğer Yazılar, 1946-1963 (M. Arık, çev.: ilk bs.). Metis Yayınları. (Orijinal yayın tarihi 1997)


