Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocukluk ve Travma: Kırık Oyuncakların Sessiz Hafızası

Çocukluk, insanın kendisi ve dünya ile kurduğu ilişkinin ilk provasını yaptığı zamansal dönemdir. Güvenin ne demek olduğunu, sevginin nasıl hissedildiğini, korkunun nerede başlayıp nerede bittiğini burada öğreniriz. Bu nedenle çocuklukta yaşanan olumlu veya olumsuz her deneyim, yalnızca o ana ait değildir; zihinde, bedende ve duygularda uzun süre yankılanır.

Bazı çocukluklar sessizdir. Dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta “normal” diye adlandırma yapılarak görünebilir. Oysaki iç dünyada biriken korkular, söylenemeyen cümleler ve bastırılan duygular olabilmektedir. Travma çoğu zaman aslında tam da bu noktada başlar: Gürültüde değil, sessizlikte.

Travma Denilen Şey Aslında Nedir?

Bu kavramı çocuk için ele aldığımızda, travma; yalnızca fiziksel şiddet ya da büyük felaketler değildir. Anlaşılmamak, sürekli eleştirilmek, korkutulmak, görmezden gelinmek ya da duygusal olarak yalnız bırakılmak da derin yaralar açabilmektedir.

Bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır olan her yük, travmatik bir iz bırakabilir. Bazen bu bir tokat olur, bazen bağıran bir ses, bazen de hiç gelmeyen bir sarılma. Travmanın etkisi yaşanan olaydan çok, çocuğun kendini ne kadar yalnız ve çaresiz hissettiğiyle ilgilidir. Bu durumda çocuk için bir o kadar zorlayıcı ve akılda kalıcı bir noktadır.

Zihin Unutur, Beden Hatırlar

Çocuk beyni, yaşananları her zaman kelimelere dökemez. Ancak beden ve duygular kaydeder. Bu nedenle çocuklukta yaşanan travmalar ilerleyen yıllarda şu şekillerde ortaya çıkabilir:

  • Sürekli tetikte olma hali

  • Sebepsiz yoğun kaygı

  • Duygulara ulaşmakta zorlanma

  • Kendine karşı sert ve acımasız olma

  • Güçlü bir utanç duygusu

Birçok yetişkin neden böyle hissettiğini bilmeden yaşar. Sanki içinde açıklayamadığı bir eksiklik, bitmeyen bir huzursuzluk vardır. Aslında bunların hepsi geriye doğru bakıldığı zaman çocukluk dönemine dayanmaktadır.

İçimizde Büyüyen Küçük İnsan

Travma yaşayan çocuk büyür; boyu uzar, okula gider, üniversite kazanır, çalışır, ilişkiler kurar. Ama içindeki o küçük parça çoğu zaman olduğu yerde kalır. Ne bir ileri gidebilir ne de bir geri gelebilir sabitlenmiş şekilde oradadır. Korkmuş, korunmamış ve yalnız.

Yetişkinlikte verilen bazı tepkiler – aşırı alınganlık, yoğun öfke, terk edilme korkusu ya da sürekli güçlü görünme çabası – aslında geçmişte duyulamamış bir çocuğun sesidir. Bu çocuk bazen geceleri uykudan uyandıran bir sıkıntı olarak çıkar ortaya, bazen en küçük eleştiride dağılan bir özgüven olarak. Kimi zaman birine fazla bağlanır, kimi zaman kimseye yaklaşamaz. Çünkü onun öğrendiği dünya, güvenli olmaktan çok belirsizdir.

Çoğu insan “neden böyleyim?” diye sorar ve sürekli bir cevap bulma arayışı içinde olurlar ama cevabın çocukluğunda saklı olabileceğini düşünmezler. Oysa içimizde yaşayan bu küçük insan, yıllar geçse de büyümeyi değil, oracıkta anlaşılmayı bekler. Onu susturmaya çalıştıkça daha gürültülü olur; görmezden geldikçe daha çok hatırlatır kendini. İyileşme ise genellikle onunla ilk kez gerçekten konuşabildiğimizde başlar: korkusunu ciddiye aldığımızda, utancını küçümsemediğimizde, yalnızlığını inkâr etmediğimizde. Çünkü bazı kapanmamış yaralar zamana değil, ancak şefkate teslim olurlar.

“O Kadar Da Kötü Değildi” Demek

Travmatik çocukluklara sahip olan birçok birey yaşadıklarını küçümser:

  • “Başkalarının yaşamları daha kötüydü.”

  • “En azından hiç aç kalmadım.”

  • “Anne babamın da şartları zordu.”

Bu cümleler gerçeği değiştirmez aksine görmezden gelinip üzerinin kapatılmaya çalışılması onu daha da büyütmektedir. Bir çocuğun duygusal ihtiyaçları karşılanmadığında, acı çekmesi için illa dramatik bir felaket veya fiziksel şiddet yaşaması gerekmez. Görülmemek, duyulmamak ve korunmamak da yaralayıcıdır. Üstelik bu tür yaralar çoğu zaman fark edilmez; üzeri sessizlikle örtülür ve yıllar sonra bile kalpte aynı yerden sızlamaya devam eder.

İyileşmek Diye Bir İhtimal Var Mı?

Evet böyle bir ihtimal vardır. Travma geçmişte yaşanır, ancak etkileri bugün taşınır. Bu da demektir ki, bugün değiştirilebilir. Psikoterapi, güvenli ilişkiler ve kendini tanıma süreciyle kişi şunları öğrenebilir:

  • Yaşananların kendi suçu olmadığını

  • Duygularının geçerli olduğunu

  • Sınır koymanın bencillik olmadığını

  • Şefkatin öğrenilebilir bir beceri olduğunu

İyileşmek, geçmişi silmek değildir. Geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemeyi öğrenmektir.

Sonuç

Çocukluk dönemi, hayatın en savunmasız zamanıdır. Orada yaşanan her ihmal, her korku, her yalnızlık bir şekilde yetişkinliğe sızar. Orada var olmaya devam etmektedir. Ama insan zihni yalnızca yaralanmak için değil, onarmak için de güçlüdür. Kırık oyuncaklar tamir edilebilir. Sessiz kalan çocuklar duyulabilir. Ve bazı hikâyeler, geç de olsa, daha şefkatli bir yerden yeniden yazılabilir. Önemli olan bunu fark edebilmek ve farkındalık ile adım atabilmektir.

aylin uysal
aylin uysal
Aylin Uysal, psikolog ve yazardır. Romantik ilişkilerde flört şiddeti, çocukluk çağı travmaları ve bağlanma örüntüleri üzerine çalışmaktadır. Özellikle erken dönem yaşantıların, genç yetişkinlikte kurulan ilişkilerdeki şiddetle ilişkisini ele almaktadır. İlgi alanları arasında ayrıca Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bağımlılık risklerinin nörobiyolojik temelleri yer almaktadır. Yazılarında psikolojik konuları bilimsel dayanaklara bağlı kalarak, sade ve anlaşılır bir dille aktarmayı amaçlamaktadır. Daha önce ulusal platformlarda dergi yazıları, akademik makaleler kaleme almış ve derginin yönetim sürecinde aktif rol almıştır. Akademik ve mesleki süreçlerinde psikoloji topluluğunda birim başkanı olarak görev almış; üretim, organizasyon ve ekip çalışmalarında sorumluluk üstlenmiştir. Çalışmalarında psikolojiyi yalnızca bir bilim alanı olarak değil, insan hayatına dokunan canlı bir anlatı olarak ele almaktadır. Yazılarında, bireysel deneyimlerle bilimsel bilgiyi buluşturarak okuyucularda düşünsel karşılık yaratmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar