Pazar, Aralık 14, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklarla Zor Konular Hakkında Konuşmak: Yaşam ve Ölüm Teması

“Güneşe sürekli bakamayız, ölümle de her an yüz yüze gelemeyiz.”
Elizabeth Kübler-Ross, Ölüm Ve Ölmek Üzerine

Ruhsal aygıt olarak insanı incelemek, insanın içindeki birçok ruhsal yapıyı incelemeyi de beraberinde getirmektedir. Psikanaliz ekolüne göre, ruhsal aygıt üç yapıya bölünür; derinde sürekli haz peşinde olan, “istiyorum, hem de hemen” diyen bir taraf varken, en tepede ahlak ve etik kurallara sıkı sıkıya tutunmuş, yargılayıcı bir taraf vardır. Ortada ise, bu iki kutbun isteklerini, arzularını, yasaklarını ve kurallarını yerine getirmeye çalışan; ancak bunu yaparken ortayı bulmak çabasıyla hepsinden birer parça alarak sentez oluşturmaya çalışan bir yapı varlığını sürdürmektedir: id–ego–süperego (Sağlık, 2021).

Bu ruhsal aygıtın aynı zamanda üç yapıda bilinç düzeyi mevcuttur: bilinçdışı–bilinçöncesi–bilinç (Sözer, 2020). Henüz bilinç düzeyinde olmayan kısım bebeklik dönemi ile başlamaktadır. Bu dönemde aynı zamanda ruhsal aygıtın inşası da başlar; insan, ötekinden yansıyanlarla şekillenmektedir. Bunu ilk olarak anne–bebek (bakım veren herhangi biri de olabilir) ilişkisinde görmek mümkündür. Bebek, annenin içinde bulunduğu durumu, oradaki konumunu ve bu konumda ortaya çıkan davranışlarını ruhsallığında kayıt altına almaktadır; çünkü bebek için anne, onun adeta bir uzvu gibi dışarıdaki uzantısını temsil etmektedir. Dolayısıyla bebeğin dil öncesi dönemde kaydettiği anneye dair bu ruhsal kırıntılar ile bebek, annenin ruhsallığını içselleştirmeye başlamaktadır.

Ruhsal aygıtın inşası, içselleştirilmesi ve yansıtılması olmak üzere bu örüntü üzerinden bilinmesi gereken husus şudur: Çocuk, gerçek nedir, gerçek neye denir bilmese de, annenin üzerinden gerçeği anlamaya/anlamlandırmaya çalışmaktadır. Ebeveynler için çocukları ile gerçeğe dair meseleler hakkında konuşmanın sıklıkla zor olduğu konular cinsellik ve ölüm olmaktadır. Peki, özellikle çoğu zaman yetişkin için dahi konuşması, ifade etmesi, hatta anlamlandırması zor olan varoluşsal meselelerden biri olan ölüm–yaşam kavramları çocukla hangi zeminde konuşulabilir? Gerçek anlatılmalı mıdır, anlatılmamalı mıdır?

Varoluşsal Bir Meselem Var: Yaşam ve Ölüm

İnsanın varoluşuna, içine doğduğu dünya mekânına yönelik soruları ve kendi varlığına dair sorgulamaları dinlerin, felsefenin ve psikolojinin konusu olmuştur; çeşitli teoriler ve ekoller ile sorulara cevaplar üretmenin çabasına girilmiştir. Pek çok sorunun yöneltildiği ve cevapsız kalabilen tarafları ile ölüm kavramı, çoğunlukla ifade etmenin zorluğu ile derin bir konuya dönüşürken; diğer taraftan hayatın akışında kendiliğinden gerçekleştiği için yüzeyde kalan kısmı ile ele alınması karmaşa yaratabilen bir kavram olarak varoluşsal sorgulamaların merkezinde yer almıştır.

Varoluşçu ekolden gelen psikiyatrist/psikoterapist Yalom’a göre, bireyin yaşam içerisinde dört temel nihai kaygısı vardır: ölüm, özgürlük, yalıtım ve anlamsızlık (Demir & İkizer, 2020). Ölümün de yaşam gibi kabul edilebilmesi ve dolayısıyla üzerine konuşulabilmesi için, ölümün insanın kontrolünde olmayan bir yaşam olayı olduğunun algılanması (tıpkı hastalıkları ya da başkalarının düşünce, duygu ve davranışlarını kontrol edememek gibi) ve yaşamda kontrol edilebilen kısmın ise kendi düşünce, duygu ve davranışları olduğunun fark edilmesi önemli olmaktadır.

Bu algılayış, insanın yaşamda yapıp ettiklerine yönelik kendini etkin bir şekilde hayatta var etmesini desteklemektedir (Yalom, 2019). Diğer bir deyişle, kendini ölüm düşüncesi ile edilgen, pasif, kurban rolünde tutmak yerine; hayatta kontrol sahibi olabildiği noktaları çalıştırarak etken ve üretken olabilmesi, bireyi ölüme dair kaotik algısında da bir değişime götürebilecek; ölümü yaşam gibi konuşulabilir hâle getirecek bir güce sahip olacaktır. Yetişkin için yaşam–ölüm kavramlarına bu düzlemde bakabiliyor olmak, ölüm gerçeği ile karşılaşıldığında bunu çocuk ile de konuşabilmenin daha konforlu yolunu açacaktır.

Çocuklarla Zor Konular Hakkında Konuşmak: Yaşam ve Ölüm Teması

Gerçek; yalan olmayan şey, doğru olan şey, çın, ciddi, hakikat olarak tanımlanmaktadır (TDK, t.y.). Yaşanan zorlayıcı bir yaşam olayı esnasında ve/veya sonrasında zorlayıcı duygularla yüzleşebilmek, ebeveynin kişisel olarak deneyimlediği bir zorluk olmaktadır. Deneyimlediği duyguların kendi ruhsallığını dağıtabileceğine yönelik kaygısı, çocuğunun ruhsallığında da aynı dağılmayı görebileceği düşüncesiyle beslenmektedir. Bu kaygı, ebeveyn için adeta kendinden beslenen bir canavar gibidir.

Çocuğunu bu canavardan (zor duygulardan) korumaya çalışırken, gerçeğin olmayan dili ile kendini gösteriyor olması kaçınılmazdır. Oysa gerçek eğilip bükülmez; birine göre şekil almaz, öylece ortadadır.

Bir aile üyesi vefat etmiştir, bir hastalık eve girmiştir ya da sevilen biri ölüme yaklaşıyordur… Bunlar dile dökülmese de, bu yaşam olaylarının sonuçları görünür bir gerçeklik hâlini alır. Somut olanın inkârı, çocuğun baş etme mekanizmalarını devreye sokamamasına sebep olabilmektedir:
“Bir ‘şey’ var ama bilmiyorum; o hâlde ne ile baş edeceğimi de, onu nasıl yöneteceğimi de bilmiyorum.”

Çocuk Tarafından Konuşulamayan ya da İfade Edilemeyen Nasıl Görünür?

  • Zihinde dönen düşünceler ile uykusuz kalınan geceler ya da hayata karışmamak için gündüze de eklenen uykular,

  • Hazmı zorlayan duygular ile boş kalan bir mide ya da yönetilemeyen duygular ile yiyerek baş etme çabası,

  • Kayıtsızlık, umursamazlık, önemsememek, tepkisizlik,

  • Öfke patlamaları, ağlama krizleri ya da sosyal izolasyon ile iletişimde olmaya karşı tahammülsüzlük,

  • Kendine zarar vermek ya da bunu istemek; başkasına zarar vermek ya da bunu istemek.

Sonuç olarak, bu sıralanan tüm hâller çocuğun kendi ruhsallığını koruma ihtiyacından doğmaktadır. Ortada, kendini korumasını gerektiren bir şey olduğu; bu şeyin de konuşulmadığı için görülmediği ve bir nevi görünmez bir canavara karşı kendine kurduğu koruma kalkanları olduğu söylenebilir.

Çocuğun, ölüm gerçeği ile gelen yas süreci göz ardı edilmemelidir. Yasın daha sağlıklı seyredebilmesi ve çocuk ile bunun üzerine konuşulabilmesi için, çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve gerçeğin ne kadarına ihtiyacı olduğu (bilginin kademeli olarak verilmesi) ilk öncelik olmalıdır; ikinci öncelik ise gerçeği ifade etmek olmalıdır.

Kaynakça

Laçin Sevin
Laçin Sevin
Laçin Sevin, uzman psikolog ve yazar olarak çocuk-ergen bireysel danışmanlık, özel gereksinimli bireylerle psiko-sosyal çalışmalar, ebeveyn danışmanlığı ve psiko-onkoloji alanlarında deneyime sahiptir. Psikoloji lisansını Onur Derecesi ile bitiren, pedagojik formasyona sahip ve yüksek lisans tezini psiko-onkoloji alanında yapmış olan Sevin’ in çalıştığı alanlar özellikle çocuk-ergen psikolojisi, çocuklarda bilişsel-davranışçı terapi, ebeveyn danışmanlığı ve psiko-onkolojidir. Bunun yanı sıra, ağırlıklı olarak yine çocuk-ergen psikolojisi ve ebeveyn danışmanlığı alanlarında, dijital ortamda, bilimsel temelli blog yazıları gönüllüpsikolog.org ve çocuğumneden.com’ da istikrarlı bir biçimde yaklaşık 3 sene boyunca yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar