Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocukların Uslu Olması Her Zaman İyi Bir Şey Midir?

Bir çocuk düşünün. Sessiz, sakin, söz dinleyen, büyüklerine karşı hep saygılı, hiç itiraz etmeyen ve neredeyse hiçbir zaman sorun çıkarmayan bir çocuk. Toplumda ve anne babalar arasında bu özellikler genellikle övgüyle karşılanır. “Ne kadar uslu bir çocuk”, “Annesini hiç üzmüyor”, “Bir kez bile karşılık vermiyor” gibi ifadeler sıkça duyulur. Peki, bir çocuğun aşırı derecede uslu olması gerçekten her zaman olumlu bir durum mudur?

Elbette her uslu çocuk psikolojik bir sorun yaşıyor diyemeyiz. Ancak uzmanlar, bazı durumlarda aşırı uyumlu ve sürekli söz dinleyen davranışların çocuğun sağlıklı gelişiminden çok, duygusal ihtiyaçlarını bastırdığının bir işareti olabileceğini belirtmektedir.

Çocukluk dönemi, bireyin duygularını tanımayı, ifade etmeyi ve sınır koymayı öğrendiği önemli bir gelişim evresidir. Sağlıklı gelişim gösteren bir çocuk zaman zaman öfkelenir, itiraz eder, hayal kırıklığı yaşar ve bunu çevresine yansıtır. Bu davranışlar çoğu ebeveyn için zorlayıcı görünse de aslında çocuğun bireyselleşme sürecinin doğal parçalarıdır; sağlıklı olandır. Bu nedenle hiçbir zaman karşı çıkmayan, her koşulda uyum sağlayan ve kendi ihtiyaçlarını dile getirmeyen çocuklar dikkatle değerlendirilmelidir.

Bazı çocuklar, ebeveynlerinden sevgi ve kabul görebilmek için “iyi çocuk” rolünü benimser. Özellikle eleştirel, otoriter veya duygusal ihtiyaçları yeterince karşılamayan aile ortamlarında çocuklar, sevilmek için kusursuz olmaları gerektiğine inanabilirler. Böyle durumlarda çocuk, kendi duygularını ikinci plana atarak çevresindekileri memnun etmeye çalışır. Zamanla bu durum bir davranış kalıbına dönüşebilir ve yetişkinliğe sıçrayabilir; kendini hiçe sayma davranışları izlenebilir.

Psikoloji literatüründe bu durum bazen “people pleasing” (başkalarını memnun etme eğilimi) veya “uyumlu çocuk” şeması ile açıklanmaktadır. Çocuk, ihtiyaçlarını ifade etmek yerine başkalarının beklentilerine odaklanır. Öfkesini, üzüntüsünü veya hayal kırıklığını göstermemeyi öğrenir. Dışarıdan bakıldığında sakin ve olgun görünse de iç dünyasında yoğun stres ve kaygı yaşayabilir.

Aşırı uslu çocuklarda görülebilen bir diğer durum ise parentifikasyon‘dur. Parentifikasyon, çocuğun yaşına uygun olmayan sorumluluklar üstlenmesi ve zaman zaman ebeveyn rolüne yaklaşması anlamına gelir. Bu çocuklar küçük yaşlardan itibaren “annemi üzmemeliyim”, “evde sorun çıkarmamalıyım”, “herkesi mutlu etmeliyim” gibi düşünceler geliştirebilirler. Sonuç olarak çocukluklarını yaşamak yerine sürekli kontrollü ve dikkatli davranmaya çalışırlar. Bu davranış örüntüleri yalnızca çocukluk dönemini değil, yetişkinlik yaşamını da etkileyebilir. Sürekli uyum göstermeye alışan bireyler ilerleyen yıllarda sınır koymakta zorlanabilir, “hayır” diyemeyebilir ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilirler. Araştırmalar, duygularını bastırma eğiliminin uzun vadede kaygı, depresyon, düşük benlik saygısı ve tükenmişlik gibi psikolojik sorunlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Burada önemli olan nokta, uslu olmak ile duygularını bastırmak arasındaki farkı ayırt edebilmektir. Bir çocuğun saygılı, iş birliğine açık ve kurallara uyumlu olması elbette olumlu özelliklerdir. Ancak bu özelliklerin yanında çocuğun kendi fikirlerini ifade edebilmesi, gerektiğinde itiraz edebilmesi, hata yapmaktan korkmaması ve duygularını güvenle paylaşabilmesi de en az bunlar kadar önemlidir. Sadece uslu olursa sevileceğine dair kendisini ve ebeveyninin sevgisini koşullandırmamalıdır. Kendisi için uyumlu olmayan bir durum için gerekirse uyumsuz davranışlar göstermelidir.

Ebeveynler ve eğitimciler, çocukların yalnızca davranışlarına değil, bu davranışların altında yatan nedenlere de dikkat etmelidir. Çocuğun sessizliği her zaman huzurun göstergesi olmayabilir. Bazen en çok desteğe ihtiyaç duyan çocuklar, en az sorun çıkaran çocuklar olabilir.

Sonuç olarak, bir çocuğun çok uslu olması tek başına olumlu ya da olumsuz bir özellik olarak değerlendirilemez. Önemli olan, bu uyumlu davranışların çocuğun özgürce gelişen kişiliğinden mi yoksa korku, kaygı veya onay ihtiyacından mı kaynaklandığını anlayabilmektir. Sağlıklı çocuk gelişimi; yalnızca söz dinleyen değil, aynı zamanda duygularını ifade edebilen, sınır koyabilen ve kendisi olabilen bireyler yetiştirmeyi gerektirir. Çünkü bazen bir çocuğun sessizliği, bize anlatamadığı birçok şeyin sesi olabilir.

Nisanur Şahin
Nisanur Şahin
Nisanur Şahin, Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Lisans eğitimi süresince psikolojiyi yalnızca akademik bir disiplin olarak değil, insanın iç dünyasını anlamaya yönelik çok katmanlı bir alan olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım doğrultusunda teorik bilgisini saha deneyimiyle desteklemeyi önemsemektedir. GençSpider Nişantaşı Üniversitesi temsilcisi olarak üniversite gençliğiyle psikoloji temelli sosyal ve akademik çalışmalar yürütmekte; öğrenciler arasında psikolojik farkındalığın artırılmasına yönelik projelerde aktif rol almaktadır. Aynı zamanda İstanbul Psikoterapi Merkezi’nde stajyer olarak klinik alanda gözlem yapmakta, psikoterapi süreçlerine ve danışan–terapist etkileşimine dair deneyim kazanmaktadır. İlgi alanları arasında psikodinamik yaklaşımlar, genç yetişkinlik dönemi, psikolojik dayanıklılık ve bireyin yaşam öyküsünün ruhsal süreçler üzerindeki etkisi yer almaktadır. Yazılarında, psikolojik kavramları gündelik deneyimlerle buluşturmayı ve okurla düşünsel bir temas kurmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar