Bir insanın gün içinde telefonuna ortalama kaç kez baktığını biliyor musunuz? Çoğu araştırma bu sayının yüzleri geçtiğini ortaya koyuyor. Ancak mesele yalnızca ekran süresi değil. Daha ilginç olan şey, insanlar artık birkaç saniyelik boşlukta bile bir şeylere yönelme ihtiyacı hissediyor. Asansörde beklerken, markette dururken, kahve içerken, otobüs beklerken ya da yürürken… Zihin sürekli meşgul olma arayışında. Çünkü modern insanın en büyük korkularından biri artık yalnızlık değil; kendi düşünceleriyle baş başa kalmak.
Psikolojide bununla bağlantılı dikkat çekici bir kavram var: “Boşluk Korkusu.” Bu, fiziksel bir boşluktan ziyade zihinsel sessizlikten kaçınma halidir. İnsan zihni sessiz kaldığında bastırılmış düşünceler yüzeye çıkmaya başlar. Gün içinde ertelenen kaygılar, unutulmuş kırgınlıklar, gelecek korkusu ya da hayatla ilgili tatminsizlik hissi… Bunların çoğu, tam da hiçbir şey yapmadığımız anlarda belirir. Belki de bu yüzden birçok insan sürekli bir şeylerle oyalanıyor. Zihninin sessiz kaldığını fark eden birey, bir an önce davranışlarıyla gürültü çıkarmaya, sessizliği kırmaya çalışıyor. Böylece sessizliğin yarattığı gerginlikten kurtulmaya çalışıyor.
İlginç olan, toplumun bunu çoğu zaman olumlu bir özellik olarak görmesidir. Sürekli yoğun olmak, çağımızın başarı göstergesi haline gelmiştir. “Çok yoğunum” ifadesi artık bir şikâyetten çok prestij ifadesi olarak kullanılıyor. Oysa psikologlara göre insanın sürekli meşgul olması, her zaman üretken olduğu anlamına gelmez. Bazen bu durum, yalnızca düşünmemek için geliştirilmiş bir savunma mekanizmasıdır. “Bal yapmayan arı” tanımı, tam da böyle durumlar için uygun bir tanımlama haline geliyor.
Çünkü insan durduğu anda düşünmeye başlar. Ve düşünmek her zaman rahatlatıcı değildir. Bazı insanlar gece uyumadan hemen önce sebepsiz bir huzursuzluk hisseder. Gün boyunca bastırılan düşünceler sessizlikte ortaya çıkar. Zihin, o anda hesaplaşmak istediği şeyleri önümüze koyar. İnsan bazen en çok kendi iç sesiyle baş başa kaldığında yoruluyor. Gün içinde yaşadıkları yetmiyor, geçmişte yaptığı ya da yapmadığı hatalar film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor. Ancak uykuya dalma aşamasında zihni farklı bir eylemle meşgul etmek, aynı zamanda uykunun kaçmasına neden olacağından çareyi uyku getiren ilaçlar kullanmakta buluyor.
Bu durumun çocuklar üzerindeki etkisi de dikkat çekicidir. Eskiden çocuklar can sıkıldığında oyun üretirdi. Bir sopa bazen kılıç, bazen uzay gemisi olurdu. Çünkü zihin boşlukta üretmeye mecbur kalıyordu. Şimdi ise sıkılma hissi ortaya çıkar çıkmaz dikkat başka bir şeye kayıyor. Sürekli uyarılan bir beyin, hayal kurma yeteneğini eskisi kadar kullanmıyor. Psikologlar, son yıllarda dikkat süresinin azalmasıyla bu durum arasında bağlantı kuruyor. Sıkılmanın, yani beynin sessiz kalmasının yaratıcılık üzerindeki etkisi yadsınamaz düzeydedir. Çocuk zihninin sessiz kalamaması, doğal olarak yaratıcı düşünme becerilerini de olumsuz etkiliyor.
Oysa can sıkıntısı düşündüğümüz kadar kötü bir şey değildir. Hatta bazı araştırmalar, yaratıcılığın en çok sıkılma anlarında ortaya çıktığını gösteriyor. İnsan zihni boş kaldığında kendi içeriğini üretmeye başlıyor. En yaratıcı fikirlerin duşta, yürürken ya da dalıp gitmişken gelmesi tesadüf değildir. Çünkü beyin bazen en iyi çalışmasını, tam da hiçbir şey yapmıyormuş gibi göründüğümüz anlarda gerçekleştiriyor.
Belki de bu yüzden modern insan sürekli yorgun hissediyor. Fiziksel olarak değil, zihinsel olarak. Çünkü beyin artık hiç susmayan bir kalabalığın içinde yaşıyor. Sürekli bildirimler, sesler ve içerikler… İnsan zihni tarihin hiçbir döneminde bu kadar yoğun uyarana maruz kalmamıştı. Ancak ironik olan şu: Her şeye bu kadar bağlıyken, kendimizle bağımız giderek zayıflıyor.
Psikolojide “verimli boşluk” diye bir kavram vardır. Bu, insanın bilinçli şekilde kendine sessiz alanlar bırakması anlamına gelir. Sürekli tüketmeden, konuşmadan ve yetişmeye çalışmadan geçirilen zamanlar… İlk başta rahatsız edici olabilir. Çünkü sessizlik, insanın kendini duymasına neden olur. Ama belki de tam olarak ihtiyacımız olan şey budur.
Çünkü bazen insanı iyileştiren şey yeni bir uğraş değil, kısa süreliğine hiçbir şey yapmamaktır. Camdan dışarı bakmak, yürürken düşünmek, sessizce oturmak… Bunlar artık gereksiz görülüyor olabilir. Oysa zihnin toparlanabilmesi için boşluğa ihtiyacı vardır.
Ve belki de bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz şey tam olarak budur: sessiz kalabilme cesareti.


