Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bize Kim Olmayı Öğretti? Nesne İlişkileri, Sahte Benlik ve Hayır Diyememek

Hayır diyemeyen birini düşünün. Toplantılarda gönülsüzce evet diyen, bir yakınının isteğini reddedemeyip saatler sonra içten içe öfkelenen, kendi ihtiyaçlarını hep en sona bırakan biri. Dışarıdan bakıldığında bu kişi “çok iyi kalpli” ya da “fedakâr” görünebilir. Oysa psikodinamik perspektiften bakıldığında, orada çok daha eski ve çok daha ağır bir şey döner: Erken dönemde şekillenen bir benlik yapısı, bir “hayatta kalma dili” olarak öğrenilmiş bir uyum biçimi.

Bu yazıda, nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde erken dönem ilişkilerinin benlik gelişimine etkisini, Winnicott’un sahte benlik kavramını ve kontrol ihtiyacının hayır diyememekle olan derin bağlantısını ele alacağız. Geçen ayki yazımızda bedenin nasıl bir yas ve donma alanına dönüştüğünü incelemiştik. Şimdi bir adım geriye gidip soruyoruz: Bu donmanın ve bu sessizliğin kaynağında kim ya da ne var?

Erken Nesne, Kalıcı Ses: İçselleştirilen İlişkinin İzi

Nesne ilişkileri kuramına göre, bebeklik ve erken çocukluk döneminde birincil bakım verenlerle kurulan ilişkiler yalnızca dışarıda yaşanmaz — içselleştirilir. Yani ebeveyn figürleri, zamanla zihnin içinde birer “iç nesne”ye dönüşür. Bu iç nesneler; bizi nasıl gördüklerini, bize nasıl davrandıklarını ve biz onlara nasıl yanıt vermeyi öğrendiğimizi barındırır.

Melanie Klein’ın çalışmalarından bu yana nesne ilişkileri kuramcıları şunu vurgular: İnsan psişesi, ilişkisel deneyimler üzerinden inşa edilir. Eğer erken dönemde bakım veren tutarsız, eleştirel, aşırı müdahaleci ya da duygusal olarak erişilemez idiyse; çocuk bu deneyimi “ben yetersizim” ya da “ben ancak uyum sağlarsam sevilebilirim” şeklinde içselleştirir. Önemli olan gerçekte ne yaşandığı değil, o deneyimin çocuğun iç dünyasına nasıl yansıdığıdır.

İşte hayır diyememek, çoğu zaman bu iç nesneyle süregelen sessiz bir diyaloğun sonucudur. Kişi karşısındaki insanı değil, onun üzerine yansıttığı erken nesneyi görür. Ve o nesneyi hayal kırıklığına uğratmamak için, kendi ihtiyaçlarından vazgeçer.

Sahte Benlik: Hayatta Kalmak için Kurulan Yapı

D. W. Winnicott, gerçek benlik ve sahte benlik ayrımını yaparken tam da bu dinamiği tarif eder. Gerçek benlik, kendiliğinden gelen duygu ve arzuların özgürce ifade edilebildiği iç yapıdır. Sahte benlik ise çevrenin beklentilerine yanıt vermek için geliştirilen bir uyum maskesidir.

Winnicott’a göre bu maske, başlangıçta koruyucudur: Güvenli olmayan bir ortamda, gerçek benliği görünmez kılmak hayatta kalmayı sağlar. Ancak sorun, bu maskenin zamanla kişinin kendisi haline gelmesidir.

Erken dönemde “uyum sağlarsam güvendeyim” öğreneni, yetişkinlikte de uyum sağlamaya devam eder — çünkü artık başka türlüsünü bilmez. Hayır demek, bilinçdışında terk edilme, cezalandırılma ya da sevilmeme riskiyle eşdeğer hale gelir.

Klinisyenler için kritik nokta şudur: Bu kişi “istemediği hâlde evet diyen” değildir. Çoğu zaman istemediğini bile fark edemez. Zira arzunun kendisi de bastırılmıştır. “Ben zaten istemiyordum” ya da “karşı tarafı üzmek istemedim” gibi rasyonalizasyonlar, aslında arzunun görünmesini engelleyen savunma mekanizmalarıdır.

Kontrol İhtiyacı: Kaosun Ortasında Tutunmak

Hayır diyememekle kontrol ihtiyacı, ilk bakışta zıt görünebilir. Biri pasif, diğeri aktif. Ama psikodinamik açıdan bu ikisi aynı köke uzanır: Erken dönemde öngörülemez ya da güvensiz bir ortamda büyüyen birey, iki farklı strateji geliştirebilir.

Birincisi, tamamen uyum sağlamak ve itirazsız kabullenmek — ki bu, ilişkilerde hayır diyememek olarak tezahür eder.
İkincisi ise her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak — ki bu, belirsizliğe tahammülsüzlük ve aşırı sorumluluk alma biçiminde kendini gösterir.

Daha da ilginç olanı, bu iki stratejinin aynı anda var olabilmesidir. Dışarıda uyumlu ve “hayır diyemeyen” görünen biri, iç dünyasında ya da yakın ilişkilerinde son derece kontrol edici olabilir. Çünkü uyum, görünürdeki kontrolünü kaybetmek pahasına iç dünyasının kontrolünü korumaya çalışmaktır.

Nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde bu kontrol ihtiyacı, bölme (splitting) savunmasıyla da ilişkilendirilir: Ortam ya tamamen güvenli ya da tamamen tehlikeli olarak algılanır. Bu ikili algı, kişiyi sürekli tetikte tutar ve esnekliği yok eder.

Esnekliğin yokluğu ise hem ilişkilerde hem de bedende kendini gösterir — tıpkı donma tepkisinde olduğu gibi.

Sonuç: Hayır Diyebilmek, Kendini Bulmaktır

Terapi sürecinde hayır diyemeyen bir danışanla çalışmak, yalnızca sınır koyma “becerisi” öğretmekle ilgili değildir. Daha derin bir çalışma gerektirir: O kişinin erken nesnelerle kurduğu ilişkiyi, içselleştirdiği sesleri ve sahte benlik yapısının hangi koşullarda inşa edildiğini anlamak.

Çünkü ancak bu anlayışla birlikte gerçek benlik, güvenli bir terapötik ortamda yavaş yavaş kendini göstermeye başlar.

Hayır diyebilmek, bencillik değildir. Aksine, kendi gerçekliğini tanıyabilmenin, arzularına sahip çıkabilmenin ve ilişkilerde özgün bir biçimde var olabilmenin işaretidir. Winnicott’un dediği gibi: Gerçek benlik ancak güvenli bir ortamda kendini gösterebilir. Ve terapötik ilişki, belki de pek çok kişi için bu güvenin ilk kez deneyimlendiği yer olur.

Bir sonraki yazıda bu tablonun ilişkisel boyutunu, yani fawn (yatıştırma) tepkisini ve ilişkilerde görünmezleşmeyi ele alacağız. Çünkü bize kim olmayı öğretenin izi, ilişkilerimizde de sürer — ta ki görmeye başlayana kadar.

Kaynakça

  • Winnicott, D. W. (1960). Ego distortion in terms of true and false self. In The Maturational Processes and the Facilitating Environment. International Universities Press.
  • Klein, M. (1946). Notes on some schizoid mechanisms. International Journal of Psycho-Analysis, 27, 99–110.
  • Mitchell, S. A., & Black, M. J. (1995). Freud and Beyond: A History of Modern Psychoanalytic Thought. Basic Books.
  • Fairbairn, W. R. D. (1952). Psychoanalytic Studies of the Personality. Tavistock Publications.
  • Walker, P. (2013). Complex PTSD: From Surviving to Thriving. Azure Coyote Publishing.
Şeyma BACIN
Şeyma BACIN
Lisans eğitimini Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamlamıştır. Universita Degli Studi Di Padova, Developmental and Educational Psychology alanında master eğitimini tamamlamıştır. “Türk Kültürünün Duygu Düzenleme ve Prososyal Davranış Üzerindeki Rolü” araştıran tez araştırmasıyla tamamlayarak “Uzman Psikolog” unvanını almıştır. Lisan eğitimi boyunca Kanserli Çocuklara Umut Vakfı bünyesinde, Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Onkoloji Servisinde kanserli çocuklarla sanat terapisi temelli atölyeler düzenlemiştir. Türkiye çocuklara yeniden özgürlük vakfı, Kaçuv, Mudem gibi çeşitli vakıflarda atölye eğitmeni olarak görev yapmıştır. Avrupa Psikoloji Öğrencileri Federasyonunun, Mental bozukluk damgalamasıyla mücadele etmek için düzenlediği projede yerel koordinatör olarak çalışmıştır. Yüksek lisans sürecinde Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi, Çocuk Değerlendirme Test Eğitimlerini tamamlamıştır. Zorunlu stajını Padova Üniversitesinin çeşitli laboratuvarlarında stres üzerine fiziksel data toplayarak tamamlamış ve Kahramanmaraş depremi sonrasında bir sene boyunca çocuk ve ergenlere gönüllü psikososyal destek sağlamıştır. Travma Çalışmaları derneğinde araştırma ve içerik geliştirme biriminde, sosyal medya hesaplarının içeriklerinin hazırlanması, bültenlerin hazırlanmasında sorumlu olan ekipten sorumlu başkan olarak çalışmıştır. Şu anda profesyonel olarak, ergenler ve erken yetişkinlere psikodinamik yönelimli psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapi (BDT) yönelimli psikoterapi hizmeti vermektedir. Uzmanlık alanını nitelikli kılmak adına; lisans eğitiminin ardından, Doç. Dr. Vahdet Görmez’in verdiği Çocuk ve Ergenlerde BDT teorik eğitim modülünü, Uzm. Klinik Psikolog Edagül Dursun’dan BDT süpervizyonunu, Biruni Üniversitesinden Aile Danışmanlığı eğitimi ve süpervizyonunu, Çocuk Değerlendirme Test Eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. Doğan Şahin’den Psikodinamik Temelli Psikoterapi eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. Doğan Şahin’den aktarım odaklı dinamik psikoterapi eğitimini tamamladı. Halen kendi süpervizyon sürecinden ve terapi sürecinden geçmektedir. 2023 yılında kurulan Universita Degli Studi Di Padova, Uluslararası Duygu Düzenleme Laboratuvarı üyesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar