Günlük yaşamda bireylerin yüzünde bir mutluluk, sosyal medyada sürekli gülümseyen yüzler görmekteyiz. Çevremizde karşılaştığımız insanlar ve sosyal medyadaki yaşam bize hep mutlu olmalıyız düşüncesini aşılamaktadır. Mükemmel gözüken bu mutlu anlara tanık olmak artık oldukça yaygınlaşan bir durumdur. Bu mutluluk aşılanması, bireylerin “Mutlu olmalıyım.” düşüncesini benimsemesine sebep olmaktadır. Peki, gerçekten mutlu olmak zorunda mıyız?
Günümüz dijital çağında bireyler, kendi yaşamlarının dışında başkalarının yaşamlarını da dışarıdan bir gözle sürekli izleyebilmektedirler. Sosyal medya platformlarında paylaşılan içeriklere baktığımızda yaşamın hep olumlu taraflarını görebilmekteyiz. Bu içerikleri dışarıdan bir gözle izleyen bireylerde bu içerikler ideal yaşam olarak benimsenerek kendi yaşamları ile karşılaştırılmasına neden olabilmektedir (Festinger, 1954). Bu durumda mutluluk, bir duygu olmaktan çıkıp ulaşılması gereken bir hedef haline gelebilmektedir.
Pozitif psikoloji alanı, bireyin güçlü yönlerine ve iyi oluşuna odaklanarak psikolojiye önemli katkılar sunmuştur. Bu yaklaşımın popülerleşmesiyle birlikte bireyler arasında mutluluğun sürekli ve kesintisiz olması gerektiğine dair bir algının oluşması yaygınlaşmıştır. Günümüzde artık bireyler “her zaman pozitif ol” imajı çizerken öteki duygular yaşanamamaktadır. Üzüntü, kaygı ve öfke gibi duygular da psikolojik işleyişin sağlıklı bir parçasıdır (Seligman, 2002). Bir birey üzüntüyü, kızgınlığı, ağlamayı, öfkeyi ve daha nice duyguyu yaşayabilmelidir. Sağlıklı bir birey; bünyesinde bütün duygularını barındırabilen, o duyguları yaşayabilen bireydir.
Bu noktada bireylerin olumsuz duygularını bastırarak sürekli olumlu kalmaya çalışmaları, psikoloji literatüründe “duygusal baskılama” veya “deneyimsel kaçınma” kavramlarıyla açıklanabilmektedir (Gross, 1998; Hayes et al., 1996).
Bireyler, olumsuz duygularını bastırarak sürekli olumlu bir ruh hali sürdürme eğiliminde olabilir. “Her zaman mutlu olmalıyım.” düşüncesi kısa vadede rahatlatıcı bir duygu sunsa da uzun vadede duygusal olarak baskılanmaya ve psikolojik yükün artmasına neden olabilir (Held, 2004).
Duyguların bastırılması, bireyin kendini tanıma sürecini de olumsuz etkileyebilmektedir. Duygular, bireyin iç dünyasına dair önemli ipuçları sunar. Bu nedenle duyguların yok sayılması yerine anlaşılması ve kabul edilmesi, bireyin psikolojik esnekliğini artıran önemli bir faktördür.
Bir birey mutlu olmalıdır ama ağlamak istediğinde ağlayabilmeli, üzülmesi gereken yerlerde üzülebilmeli, kızgın olması gereken yerde kızabilmeli, kaygılanması gereken yerde kaygılanabilmelidir. Bu, sağlıklı bir psikolojik işleyiş sergilemektedir. Bu birey için olumsuz bir durum değil, birey için sağlıklı olan bir durumdur. Hayatımız her zaman tozpembe değildir. Hayatımızda siyah, gri, beyaz renklerin de bulunduğu yerler olacaktır. Hayat tek bir renkten, tek bir duygudan ibaret olmadığı gibi farklı renklerin, farklı duyguların bulunduğu bir süreçtir.
Duygularımız doğası gereği değişkendir. Bu değişkenlik, bireylerin çevresine kolay uyum sağlayabilmesine yardımcı olabilmektedir. Olumsuz diye nitelendirdiğimiz duygularımız, bireylere önemli bilgiler sunmaktadır. Kaygı duygusu tehditleri fark etmemizi sağlarken üzüntü duygusu kayıp, yas gibi durumlarda duyguların anlamlandırılmasında rol oynamaktadır. Bu nedenle her duygunun işlevsel bir yönü bulunmaktadır (Ekman, 1992).
Duyguların işlevsel yönü göz önünde bulundurulduğunda, her duygunun bireyin yaşamında bir anlam taşıdığı görülmektedir. Bu nedenle duyguları iyi ya da kötü olarak sınıflandırmak yerine onları bireyin yaşamına katkı sağlayan süreçler olarak değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
Sonuç olarak mutluluk, zorunlu bir durum değil, insan deneyiminin bir parçasıdır. Sürekli mutlu olma beklentisi, bireyin kendisi ile olan ilişkisini zedeleyebilmektedir. Belki de asıl ihtiyaç, her zaman mutlu olmak değil; her duyguyu kabul edebilme esnekliğine sahip olabilmek ve o duyguları yaşayabilmektir. Çünkü psikolojik iyi oluş yalnızca olumlu duyguların varlığı ile değil, olumsuz duygularla birlikte kurulan sağlıklı bir ilişki durumunda mümkündür.
Kaynakça
Ekman, P. (1992). An argument for basic emotions. Cognition & Emotion, 6(3-4), 169-200.
Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117-140.
Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of General Psychology, 2(3), 271-299.
Hayes, S. C., Wilson, K. G., Gifford, E. V., Follette, V. M. ve Strosahl, K. (1996). Experiential avoidance and behavioral disorders. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 64(6), 1152-1168.
Held, B. S. (2004). The negative side of positive psychology. Journal of Humanistic Psychology, 44(1), 9-46.
Seligman, M. E. P. (2002). Authentic happiness. Free Press.


