Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Başarıyla Değerli Hissetmek: Kendimizi Neden Başarı Üzerinden Tanımlıyor Olabiliriz?

Giriş

Modern dünyada başarı, yalnızca bir hedef değil, çoğu zaman bir ölçüt haline gelmiş gibi görünmektedir. Çocukluk döneminden itibaren bireyler; notlar, sınavlar, performanslar ve elde edilen sonuçlar üzerinden değerlendirilir. Zamanla bu değerlendirme biçiminin içselleştirilebildiği ve kişinin kendine de benzer ölçütlerle yaklaşmaya başlayabildiği söylenebilir. Bu noktada başarı, dışsal bir beklenti olmanın ötesine geçerek öz-değer belirleyicilerinden biri haline gelebilmektedir. Özellikle rekabetin yüksek olduğu eğitim sistemlerinde—Türkiye’deki sınav odaklı yapı buna örnek olarak düşünülebilir—başarı ile değer arasında kurulan bağın daha da güçlenebildiği gözlemlenebilir. Bu bağlamda şu soru anlamlı hale gelebilir: Başarılı olduğumuz için mi değerli hissediyoruz, yoksa kendimizi değerli hissettikçe mi başarı mümkün hale geliyor?

Gelişme

Başarıya verilen anlamın büyük ölçüde öğrenildiği düşünülmektedir. Çocuk, hangi davranışların ödüllendirildiğini ve hangilerinin daha az görünür olduğunu gözlemleyerek kendine dair bir değer sistemi geliştirebilir. Başarı sonrası gelen takdir ve ilgi ile başarısızlık sonrası gelen eleştiri ya da geri çekilme, zamanla belirli eşleşmelerin oluşmasına yol açabilir. Bu süreçte “başarırsam değerliyim” gibi bir inancın gelişmesi mümkün görünmektedir (Bandura, 1977).

Bu noktada öz-değer kavramının rolü belirginleşmektedir. Öz-değer her zaman sabit ve koşulsuz olmayabilir; aksine belirli alanlara bağlanabilmektedir. Akademik başarı, sosyal kabul ya da üretkenlik gibi alanlar, bireyin kendini değerli hissedebilmesinin koşulu haline gelebilir. Bu durumda kişi, başarılı olduğu sürece kendini yeterli hissedebilirken, başarısızlık durumunda öz-değerinde dalgalanmalar yaşayabilir. Özellikle öz-değerin başarıya bağlandığı durumlarda, performans yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda kimliğin bir parçası haline gelebildiği söylenebilir (Crocker & Wolfe, 2001).

Bu durum, başarının bir hedef olmanın ötesine geçerek bir zorunluluk gibi deneyimlenmesine yol açabilir. Birey yalnızca ilerlemek için değil, “değerli kalabilmek” için de başarılı olmak zorunda hissedebilir. Bunun performans kaygısını artırabileceği, hata yapma toleransını azaltabileceği ve zamanla tükenmişliğe katkıda bulunabileceği düşünülebilir. Özellikle karşılaştırmanın yoğun olduğu ortamlarda—örneğin merkezi sınavların belirleyici olduğu bağlamlarda—bireyin kendini sürekli başkalarıyla değerlendirme eğilimi gösterebildiği görülmektedir.

Bununla birlikte, başarı kavramının sanıldığı kadar nesnel olmayabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hangi başarının değerli sayıldığı, büyük ölçüde kültürel ve sosyal bağlama göre değişiklik gösterebilir. Akademik başarı birçok ortamda önceliklendirilirken, yaratıcılık, duygusal beceriler ya da sosyal uyum gibi alanlar daha geri planda kalabilmektedir. Bu durum, bireyin kendi ilgi ve eğilimlerinden uzaklaşmasına yol açabilir. Kişi, daha çok takdir gören alanlara yönelirken, içsel motivasyon yapısının zamanla zayıflayabildiği düşünülebilir (Deci & Ryan, 2000).

Psikolojik açıdan bakıldığında, bu sürecin zamanla içselleştirilmiş bir yapı oluşturabildiği söylenebilir. Bireyin içinde, sürekli değerlendiren ve standart koyan bir iç ses gelişebilir. Bu ses, çoğu zaman daha iyisini yapma yönünde bir baskı oluşturabilir ve kişinin kendini koşullu olarak kabul etmesine yol açabilir. Böyle bir durumda öz-değerin performansa daha bağımlı hale geldiği düşünülebilir. Bu yapı, başarı anlarında geçici bir tatmin sağlasa da, uzun vadede istikrarlı bir içsel denge kurmayı zorlaştırabilir.

Buna karşılık, daha esnek bir öz-değer yapısının, bireyin kendini yalnızca başarıları üzerinden değil, varoluşu üzerinden de değerli hissedebilmesiyle ilişkili olabileceği öne sürülmektedir. Bu tür bir yapı, başarısızlık karşısında daha dayanıklı bir tutum geliştirilmesini mümkün kılabilir. Kişi performansını geliştirmeye devam edebilir, ancak bunu kendini kanıtlamak için değil, kendi gelişimi için yapabilir. Bu ayrımın psikolojik iyi oluş açısından önemli olabileceği ifade edilmektedir (Harter, 1999).

Sonuç

Başarı odaklı büyümenin, günümüz koşullarında oldukça yaygın bir deneyim olduğu söylenebilir. Ancak burada belirleyici olanın, başarıya verilen anlam olduğu düşünülebilir. Öz-değerin yalnızca performansa bağlanması, bireyi daha kırılgan bir yapıya götürebilir. Çünkü performans değişken bir alandır ve her zaman kontrol edilebilir değildir.

Bu nedenle, başarıyı tamamen reddetmekten ziyade, onun anlamını yeniden düşünmek daha işlevsel olabilir. Başarı, bireyin değerini belirleyen tek ölçüt olmaktan çıkarıldığında, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin de daha dengeli hale gelebileceği düşünülebilir. Bireyin kendini yalnızca yaptıklarıyla değil, varoluşuyla da değerlendirebilmesi, daha sürdürülebilir bir öz-değer gelişimine katkı sağlayabilir. Bu da, hem başarıyla kurulan ilişkiyi hem de kişinin kendisiyle olan bağını daha esnek ve sağlıklı bir zemine taşıyabilir.

Kaynakça

  • Bandura, A. (1977). Social learning theory. Prentice Hall.

  • Crocker, J., & Wolfe, C. T. (2001). Contingencies of self-worth. Psychological Review, 108(3), 593–623.

  • Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.

  • Harter, S. (1999). The construction of the self: A developmental perspective. Guilford Press.

Dila Gürer
Dila Gürer
Dila Gürer, psikoloji alanında akademik ve mesleki çalışmalar yürüten bir psikolog ve araştırmacıdır. Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji bölümlerinden onur dereceleri ile mezun olmuştur. Lisans hayatı boyunca çeşitli hastane ve özel kurumlarda yaptığı stajlarla klinik psikoloji alanına olan ilgisini ve deneyimini pekiştirmiştir. İçinde bulunduğu gönüllü projelerde farklı yaş gruplarıyla çalışma imkanı bulmuş, pozitif gelişim üzerine eğitimler vermiştir. Akademik yolculuğunda çeşitli projelerde araştırmacı olarak rol almış; çevresel faktörler, farklı psikoterapi yaklaşımları ve psikolojik süreçler arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışan Dila; Çocuk Merkezli Oyun Terapisi ve Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi eğitimlerini tamamlamıştır. Aktif olarak Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi devam etmektedir. Şu anda çocuklarla dikkat eksikliği odaklı seanslar gerçekleştirmekte ve Koç Üniversitesi bünyesinde bağımsız araştırmacı olarak rol almaktadır. Hedefi, bireylerin ruh sağlığına dair farkındalıklarını artırmak, teori ve pratiği birleştirerek psikolojiyi günlük yaşamla ilişkilendirebilir hale getirmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar