Vazgeçmek, her zaman denemekten korktuğumuz ya da yorulduğumuz için ortaya çıkmaz. Çoğu zaman vazgeçiş, denemenin artık bir anlamı olabileceğine dair inancın zayıflaması ile ortaya çıkabilir. Yeniden başarılı olabileceğine dair inanç azaldıkça denemek de giderek zorlaşabilir. Bu noktada yeniden denemek sanki daha fazla çaba göstermek gerekiyormuş gibi algılanabilir. Oysa asıl zorlaştırıcı olan, gösterilen çaba ile elde edilen sonuç arasında bir bağın kurulamamasıdır.
Kişi hala sonuca ulaşmak ister, başarmayı arzular ancak içten içe yaptıklarının bir fark yaratmayacağı düşüncesinden kendini alıkoyamaz. Başarısızlığın beraberinde getirdiği bu düşünceler, kişinin kendisi ile kurduğu ilişkiye izler bırakır. Bu izler biriktikçe yeniden denemek cesaret meselesi olmaktan çıkar ve eylemin gerçekten anlamlı olup olmadığını sorguladığı bir noktaya dönüşür.
Başarısızlık ne Zaman Birikmeye Başlar?
Yaşanan bir başarısızlık, çoğu zaman öğretici bir deneyim olabilir. Kişi yanlış yapabilir, hedeflediği sonuca ulaşamayabilir ya da beklediği karşılığı alamayabilir. Bu tür durumlar, kişiye neyin farklı yapılması gerektiğine dair yol gösterici bir işlevde olabilir.
Ancak başarısızlıklar tekrarlandığında, mesele artık yalnızca elde edilen sonuç olmaktan çıkar. Bu noktada sorun, kişinin kendisi ile ilgili neye inandığıdır. Kişi ne yaparsa yapsın sonucun değişmeyeceğine inanmaya başladığında, yaşananlar deneyim olmaktan uzaklaşır ve birikmeye başlar. Başarıya ulaşamamak, geçici bir durum olarak değil, kişinin kendisini tanımlama biçiminin bir parçasıymış gibi hissedilebilir.
Bu süreci etkileyen unsur ise başarısızlığın nasıl anlamlandırıldığıdır. Deneyimler içsel, kalıcı ve genellenmiş nedenlere bağlandığında, kişi deneyimleri kontrol edilebilir değil, değişmeyecek bir gerçeklik olarak algılayabilir. “Bu konuda başarısız oldum.” düşüncesi yerini yavaşça “Ben zaten böyleyim.” inancına bırakır. Bu inanç güçlendikçe, yeniden denemek giderek daha zor hale gelir. Belki de başarısızlıkla ilgili asıl soru, neden başarısız olduğumuz değil, sonrasında kendimize ne anlattığımızdır.
Zihin Vazgeçmeye Başladığında Beyin ne Yapar?
Tekrarlayan başarısızlıkların etkisi yalnızca düşünce düzeyinde kalmaz; bu deneyimler zamanla beynin çalışma biçimini de etkilemeye başlar. Araştırmalar kontrol edemediğimizi hissettiğimiz olumsuz deneyimlerin, beynin karar verme, planlama ve değerlendirme sistemlerini etkilediğini göstermektedir (Seligman & Maier, 2016). Özellikle bu sistemlerle ilişkili olan prefrontal korteks, bu tür deneyimlere maruz kaldığında daha az etkin çalışmaya başlar.
Bununla beraber tehdit algısı ile ilişkili olan amigdala devreye girer. Böylece yaşanan başarısızlık yalnızca başaramama hissi yaratmakla kalmaz; aynı zamanda kaçınılması gereken bir durum gibi algılanmaya başlar. Kişi yeni bir deneme ile karşılaştığında, mevcut durumu değerlendirmekten çok geçmişte yaşadığı başarısızlıkları ve onlara eşlik eden duyguları hatırlayabilir. Bu da yeniden denemeyi, olası başarıdan çok yeniden başarısız olma ihtimaliyle ilişkilendirir.
Bu noktada vazgeçmek çoğu zaman bilinçli verilmiş bir karar olmaktan çıkar ve beynin kendini koruma yöntemi haline gelebilir. Denememek kısa vadede rahatlatıcı gibi hissettirse de uzun vadede kişinin kendisi üzerinde olan etkisini azaltabilir.
Başarısızlık Tehdit Gibi Hissedildiğinde
Başarısızlık bir noktadan sonra yalnızca geride kalan bir sonuç değil, zihin için kaçınılması gereken bir durum haline dönüşür. Kişi artık başarısız olmaktan değil başarısızlığın bıraktığı izlere yeniden dokunmaktan kaçınır. Böylece geçmişte yaşananlar bugünün yolunu kapatmaya başlar.
Tehdit algısı devredeyken zihin, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimleri hatırlatarak kişiyi daha temkinli olmaya yönlendirir. Ancak bu temkinli olma hali, çoğu zaman kişide ilerlemeyi değil geri çekilmeyi beraberinde getirir. Yeniden denemek bir fırsat olmaktan çıkarak potansiyel tehdit olarak algılanabilir. Kişi mantıksız olduğunu bilse bile denemekte zorlanabilir. Çünkü süreç artık yalnızca düşüncelerle sınırlı değildir; bedensel bir alarm hali de eşlik eder. Kalp atışında hızlanma, huzursuzluk, erteleme davranışları sürecin parçası haline gelebilir.
Zihin, aynı deneyimi yeniden yaşamamazlık için vazgeçmeyi korunma yolu olarak seçebilir. Ancak bu durum, kişiyi yalnızca başarısız olabileceği durumlardan değil, başarılı olabileceği ya da yeni deneyimler kazanabileceği durumlardan da uzaklaştırmaya başlayabilir.
Beyin Yeniden Güvenmeyi Öğrenebilir mi?
Bu döngü sonsuza kadar devam etmez. Zihin, tehdit olarak algıladığı deneyimlerin gerçekten ne kadar tehlikeli olduğunu yeniden değerlendirebilir. Beyin, kontrol edilebilir ve güvenli deneyimlerle yeniden karşılaştığında farklı bir öğrenme süreci başlatabilir. Küçük ama somut kontrol anları, kişide yeniden yapabilirim hissinin yavaş yavaş oluşmasına yardımcı olur. Böylece beyin yavaş yavaş güvenerek öğrenir.
Tehdit olarak kodlanan bir deneyim, zarar vermeden sona erdiğinde, beyin için tehdit değil yeni bir kayıt oluşturur. Bu kayıt vazgeçmeye alışmış bir zihinde yeni bir kapı aralayabilir. Yeniden denemek bazen büyük bir inançla değil; küçük, güvenli ve sürdürülebilebilir bir adımla başlar. Belki de bazen yeniden denemek için ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla motivasyon değil; başarısızlıkların kimliğimiz olmadığını kendimize yeniden hatırlatabileceğimiz kısa bir duraklamadır.
KAYNAKÇA
Maier, S. F., & Seligman, M. E. P. (2016). Learned helplessness at fifty: Insights from neuroscience. Psychological Review, 123(4), 349–367. https://doi.org/10.1037/rev0000033 https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4920136/


