Salı, Haziran 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bansky`nin Heykeli Işığında Kolektif Narsisizm

İnsanın Sanatsal Kimliği ve Varoluş
Sanat, hem bireysel hem de toplumsal estetik zevkleri, bu zevklerin ardında yatan anlamların doğaya, nesneye ve insana yansıdığı bir olgudur. İnsan ve insanlık, tek başına birer sanat eseridir. Bu sanatın mimarı ise yaratıcının kendisidir. Yaratıcı, evrenin varoluşundan bu yana insanlığa muazzam bir ilahi düzen sunmuştur. Bu düzen, onun rasyonalist akıl sınırlarını aşan gücünden kaynaklanmaktadır. İnsanoğlu, yaratıcının bu ilahi düzenine ait olduğunu kabul ettiği sürece kendi sınırlarını aşabilir ve kendi imkanları dahilinde sanatını ortaya koyabilir. Bu sanat eseri, kimi zaman kendisini resmeden göz alıcı bir tablo, kimi zaman onu yatıştıran bir ritim, kimi zaman da maskelere kapı aralayan bir heykel olarak karşımıza çıkar.

Sadece bir heykel mi?
Heykelde, takım elbiseli ve resmi bir görünümde (politikacı ya da bürokrat imajı çizen) bir adam tasvir edilmektedir. Bu adam, elinde büyük bir bayrak tutmakta ancak rüzgar nedeniyle bayrak yüzüne dolanmış ve görüşünü tamamen kapatmıştır. Bu körlükle adam, üzerinde durduğu yüksek kaidenin (podyumun) kenarına gelmiş ve aşağıya, boşluğa doğru tehlikeli bir adım atmak üzeredir. Bansky, bu heykeli Londra’nın tarihi mesaj ve imajını simgeleyen Waterloo Place meydanına yerleştirmiştir. Gücün ve tarihin anıtlaştığı bir meydanda sanatçı, bizlere şu evrensel gerçeği fısıldar: “Savunduğunuz değerler ve aidiyetler algınızı esir aldığında, bastığınız zemini göremez ve kendi yarattığınız karanlıkta uçuruma doğru yürürsünüz.” Bayrak, normalde bir aidiyeti ve ortak ideali simgelerken, burada bireyin dünyayı algılamasını engelleyen bir bariyere, bir sansür mekanizmasına dönüşmüştür. İnsan, sığındığı kimliğin veya ideolojinin esiri olduğunda dış gerçekliğe gözlerini tamamen kapatır. Heykele giydirilmiş giysiden bağımsız olarak günümüz insanının bu mesajı bireysel algısına indirgemesi yerinde olacaktır. O takım elbise, günümüz koşulları göz önüne alındığında ideolojik bağnazlığın en uygun temsili olmuştur. Takım elbise yerine herhangi bir mesleki üniforma veya günlük kıyafet de tasvir edilebilir.

Kolektif Narsisizm
Kolektif narsisizm, bir iç grubun mükemmel ve ayrıcalıklı olduğuna dair inançları yansıtan bir sosyal kimlik türüdür. Literatürde, kolektif narsisizmin kökeninde bireysel yetersizliklerin yattığı öne sürülmektedir. Bu bağlamda bireysel ihtiyaçlara odaklanan çalışmalar; kolektif narsisizmin söz konusu ihtiyaçlara (psikolojik eksikliklere) bir tepki olarak arttığını, ancak sonuç olarak bu ihtiyaçları başarılı bir şekilde karşılayamadığını göstermektedir. Bunlar: düşük veya kırılgan özsaygı, kişisel kontrol kaybı ve çaresizlik belirsizlik intoleransı şeklinde sıralanabilir. Örneğin, kişi özsaygısı düşük olduğunda, özsaygısı düşük olan veya düşürülen taraf olmaktansa “özsaygıyı düşüren taraf” olmayı tercih edebilir. Dini ve milli değerlerin aşağılandığı, değerlere sahip çıkanların hakir görüldüğü bir durumda kişi, tüm sosyolojik ve demografik yaşantısını sineye çekerek karşıt görüşü körü körüne savunabilir. Bu sırada kişi, aslında bir “bilişsel çelişki” içerisine de girer. Bu durum, kişide süreğen bir öfke yarattığından, elinde tuttuğu ideolojinin, Bansky’nin heykelinde olduğu gibi, onu uçuruma sürüklediğini fark edemez. Yalnızca kendi görüşünün mükemmeliyetini savunur. Hal böyleyken, kendilerini zaten “kolektif narsisizm”e sürükleyen de bu mükemmeliyet körlüğüdür. Narsisizm, Yunan mitolojisindeki Narkissos (Narcissus) isimli çok yakışıklı bir avcının hikayesinden gelir. Mite göre Narkissos, kendisine âşık olan peri kızı Echo dahil hiç kimsenin aşkına karşılık vermez, oldukça kibirli ve duyarsızdır. Echo, aşkından eriyip sadece sesi (eko) kalınca, tanrılar Narkissos’u cezalandırmaya karar verir. Bir gün Narkissos, su içmek için berrak bir gölün kenarına eğilir. Suda gördüğü kendi yansımasına âşık olur. Kendi görüntüsüne o kadar hayran kalır ki, sudaki imajına sarılmak ister ama her defasında su dalgalanır. Gölden uzaklaşamaz, yemeden içmeden kesilir ve nihayetinde kendi yansımasını izleyerek nehir kenarında eriyip ölür. Öldüğü yerde ise bugün nergis (narcissus) dediğimiz çiçek açar. 21. yüzyıla geldiğimizde, tam olarak bu durumla karşı karşıyayız. Ardından gittiğimiz ideolojilere o kadar bağlıyız ki, özsaygımızı bu ideolojiler üzerinden var etmeye çalışmakta ve grubun imajını bireysel değerimizin yegâne kaynağı olarak görmekteyiz. Bu durum, ideolojiye yönelik en ufak bir eleştiriyi doğrudan kişisel özsaygımıza yapılmış bir saldırı olarak algılamamıza yol açmaktadır. Diğer bir durum ise “kişisel kontrol kaybı”dır. Kendi dürtülerini kontrol edemeyen ve başkalarını kontrol altında tutmak isteyen kişi, grubun inanç ve değerleri ne olursa olsun sadece kontrol dürtüsünü tatmin etmek için bir gruba dahil olabilir hatta öncüsü bile olabilir. Sonrasında grubun kurallarını kendi lehine çevirebilir. Günümüz dış politikası ve uluslararası ilişkileri bu duruma örnek teşkil edebilir. Örneğin, bir savaş, bir sömürü girişimi ve hatta bir soykırım faaliyeti, ya kişilerin körü körüne bağlandıkları ideolojiler ya da öncüleri oldukları grupların niyetlerini sonradan kendi lehine değiştirmeleri sebebiyle başlayabilir.

Amara Almaz
Amara Almaz
Psikoloji lisans eğitimini sürdüren, bütüncül bakış açısını merkeze alan bir araştırmacı ve yazardır. Resmi yayın organlarında denemeleri yayımlanmış, çeşitli yazım yarışmalarında deneyim kazanmış ve sınav kaygısı, bölüm tanıtımı üzerine seminerler vermiştir. Teorik bilgisini danışmanlık eğitimleriyle pekiştirirken, karmaşık psikolojik süreçleri yalın ve kapsayıcı bir dille aktarmaya odaklanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar