Çarşamba, Mart 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Bağımlı” Değil “Bağımlılık Yaşayan Birey”

Bağımlılık, bir çığlığa kulak vermeyi reddedip onu sessizce ertelemektir. Görmezden geldikçe büyüyen, büyüdükçe görmezden gelinen -varolan bir iç savaşın adıdır. Bağımlılığı özetlediğime göre en başa dönmemiz gerekiyor, kelime anlamına bakmamız gerekiyor. “Bağımlılık” kelimesi, Türkçe kökenli bir sözcüktür ve üç temel parçadan oluşur: bağ- : bağlamak, tutturmak, ilişki kurmak, -ım / -ım(lı) : isim yapım eki, -lık : durum veya nitelik bildiren ek. Yani “bağlanmış olma durumu” anlamını taşır.

Dilsel açıdan baktığımızda, kişi ya da davranışın kendi iradesinin ötesinde bir şeye bağlı hale gelmesini ifade eder. Bu yüzden kelime, sadece madde kullanımını değil; davranışlara, ilişkilere, düşüncelere ya da dijital ortamlara aşırı bağlılığı da kapsayacak genişliktedir. Belki de bu durumun altında yatan bir neden sahip/ait olunma ihtiyacıdır veyahut kendi yalnızlığını susturmak yönünü değiştirmektir. Birazdan bağımlılık davranışı gerçekleştiren kişilerden bahsedeceğim.

Yukarıda da kelime anlamından bahsettiğimiz üzere bağımlılık davranışı sadece yasaklı madde kullanmaktan değil bir davranışa kontrolsüzce saplanmaktan geçmektedir. “Bağımlılık; kişinin kullandığı bir madde, alkol, nesne veya yaptığı bir davranış (eylem) üzerinde kontrolünü kaybetmesidir. Kontrolsüzce kullanılan her madde ya da gerçekleştirilen her davranış bağımlılık oluşturma riski taşır. Kişiler hayatta birçok şeye karşı bağımlı olabilir. Örnek: madde, alkol, sigara, kumar, teknoloji, herhangi bir eşya veya davranış (Ögel, 2018; Yeşilay Yayınları, 2018).”

Ülkeden ülkeye insandan insana değişim göstermekte olan bu davranış türüne bir kez yakalandığın zaman tüm bağımlılık davranışlarını gösterme ihtimalin artar. Bağımlılık davranışı hiçbir zaman düzelmez. Her daim bireyin tekrardan başlayabilme ve tekrarlama ihtimali vardır. Burada bir şeye de dikkat çekmek istiyorum, düzelmez derken tamamen ümitsiz olma hali olarak anlamamalıyız. Her bağımlılık her durum birbirinden farklıdır. “Türkiye Bağımlılıkla Mücadele (TBM) Eğitim Programı’na göre ise bağımlılık, kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesidir. Kullanım/davranış sıklığı azaldığında veya kesildiğinde huzursuzluk, uykusuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtileri görülür.”

Yani bağımlılık, kişinin yaşamında bir tercih olmaktan çıkıp zorunlu bir varoluş biçimine dönüşür. Zamanla kişi, aynı etkiyi yaşayabilmek için daha fazlasına ihtiyaç duymaya başlar; yani tolerans giderek artar. Bağlanmak ise insan olmanın doğal bir parçasıdır. Sevdiğimiz kişilere, değerlere, hedeflere bağlanırız. Fakat bu bağ, özgürlüğümüzü sınırlamaya ve seçim alanımızı daraltmaya başladığında; işte o noktada sağlıklı bir bağlanma olmaktan uzaklaşır ve bağımlılığın zeminini oluşturur.

Toplumda gözlemsel olarak, bazı bölgelerde sosyoekonomik dezavantajın maddeye erişimi kolaylaştırabildiği düşünülmektedir. Türkiye’de psikoaktif maddeler, yasak olmasına rağmen gençlerin madde kullanımına erişiminin çok basit olduğunu düşünmekteyim. Ve gençleri bu psikoaktif maddelerden uzak tutmanın en basit yollarından biri de gönüllülük projelerine teşvik, spor faaliyetlerine katılım ve topluma entegrasyonunu sağlamak olduğunu düşünüyorum.

Martın İlk Haftası: Yeşilay

Her yıl Mart ayının ilk haftasında kutlanan Yeşilay Haftası, toplum sağlığını tehdit eden bağımlılık türlerine karşı farkındalık oluşturmayı amaçlayan önemli bir bilinçlendirme dönemidir. Bu hafta yalnızca sigara ve alkol kullanımına değil; aynı zamanda madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılıklar ve gençleri risk altına sokan tüm zararlı alışkanlıklara karşı toplumsal bir duruşu temsil eder.

Benim için Yeşilay Haftası, sadece bir anma ya da tematik etkinlik süreci değil; koruyucu ruh sağlığı perspektifinin sahaya yansıdığı güçlü bir sosyal sorumluluk çağrısıdır. Bağımlılık, bireyin irade zayıflığı değil; biyopsikososyal boyutları olan, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bu nedenle mücadele, yalnızca yasaklayıcı politikalarla değil; eğitim, erken müdahale, aile desteği ve toplumsal bilinçle yürütülmelidir.

Özellikle gençler açısından bakıldığında, bağımlılıklarla mücadelede en etkili strateji risk faktörlerini azaltmak ve koruyucu faktörleri güçlendirmektir. Okullarda yürütülen farkındalık çalışmaları, akran destek programları, spor ve sanat temelli alternatif alanlar gençlerin sağlıklı kimlik gelişimini destekler. Çünkü güçlü sosyal bağları olan, kendini değerli hisseden ve gelecek perspektifi bulunan bireylerin bağımlılık geliştirme riski belirgin şekilde düşmektedir.

Yeşilay Haftası’nı, bireysel farkındalığımızı artırmakla sınırlı tutmamalı; çevremizdeki insanlara dokunan sürdürülebilir adımların başlangıç noktası olarak değerlendirmeliyiz. Her birimizin atacağı küçük bir bilinçli adım, toplum sağlığı açısından büyük bir etki yaratabilir. Bağımlılıklardan uzak, sağlıklı ve üretken bir toplum inşa etmek ise ancak kolektif sorumluluk bilinciyle mümkündür.

Gençlerin Bağımlılığa Bakışı

Gençler için bağımlılık çoğu zaman “gerçekten başkalarının yaşadığı bir sorun” gibi algılanır. Riskin uzak, hayatın ise sınırsız olduğu duygusu; madde, internet, kumar ya da diğer davranışsal bağımlılıkların etkisini görünmez kılar. Oysa gençlik dönemi, kimlik arayışının, aidiyet ihtiyacının ve akran etkisinin en yoğun yaşandığı süreçtir. Bu nedenle gençlerin bağımlılığa bakışı, yalnızca bilgi düzeyiyle değil; risk algıları, başa çıkma becerileri ve içinde bulundukları sosyal çevreyle birlikte ele alınmalıdır.

Risk Algısı

Gençler arasında bağımlılığa ilişkin risk algısı çoğu zaman gerçekçi değildir. Birçok genç, “bir kere denemekle bir şey olmaz”, “kontrol bende”, “istersem bırakırım” gibi bilişsel çarpıtmalarla davranışı rasyonalize eder. Bu durum, bağımlılığın yalnızca madde kullanımına değil; teknoloji, oyun, kumar ve sosyal medya gibi davranışsal alanlara da yayılmasına zemin hazırlar. Risk algısını belirleyen temel faktörler üç başlıkta incelenebilir: Gerçekçi Olmayan İyimserlik (Unrealistic Optimism), Riskin Telafi Edilmesi (Risk Compensation) ve Kendini Onaylama (Self-Affirmation).

Akran Normları ve Sosyal Kabul

Gençler, akran grubunun davranışlarını temel referans noktası olarak alır. Kullanımın “normalleştiği” sosyal ortamlarda risk algısı düşer; bu durum davranışı pekiştirir. Git gide düşen yaş ve normalleşen ortam adeta bir tuzak kapısıdır.

Duygusal Düzenleme Becerileri

Kaygı, yalnızlık ve değersizlik duygularıyla baş etmekte zorlanan gençler, hızlı rahatlama sağlayan davranışlara (madde, oyun, sosyal medya vb.) daha yatkındır. Bu bağlamda bağımlılık, bir “baş etme aracı” olarak kodlanır.

Aile ve Kültürel Dinamikler

Aile içi iletişim, sınır koyma biçimleri ve rol model davranışları risk algısının temel belirleyicilerindendir. Doğrudan yasaklama dili, çoğu zaman merakı tetiklerken; açık ve destekleyici iletişim koruyucu faktör işlevi görür. Bu bulgular, bağımlılıkla mücadelede yalnızca bilgilendirmenin yeterli olmadığını; gençlerin risk algısını dönüştüren, öz-farkındalık ve başa çıkma becerilerini güçlendiren bütüncül müdahalelere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.

Başlama Nedenleri

Ait olma ihtiyacı: “Gruba uyum sağlamak” gençlik döneminin en güçlü motivasyonlarından biri. Merak ve deneyim arayışı: Risk alma davranışı, ergenlikte belirginleşir. Duygusal yükler: Kaygı, depresyon ve travmalar risk faktörüdür. Aile içi iletişim problemleri: Görülmeyen/genellikle anlaşılmayan gençler daha savunmasızdır. Başarısızlık korkusu ve gelecek kaygısı: Madde ya da davranış bağımlılığı bir baş etme aracı haline gelebilir. Dijital dünyanın etkisi: Normalleştirme ve model alma süreçleri hızlanmıştır. Bu nedenlerin hiçbirinin gençleri “suçlu” yapmadığının altını çizmek isterim.

Psikolojik Boyut

Bağımlılık sadece biyolojik değil; psikolojik, sosyal ve kültürel yönleri olan bir süreçtir. Beyin ödül sistemi bağımlılığı pekiştirirken; kişinin benlik algısı, başa çıkma becerileri ve yaşam koşulları bu süreci belirginleştirir. Toplumda bazı bireyler geçmişten gelen yaraları her daim kendi vücutlarında taşırlar. Geçmişten gelen yükler bir çıkmaza, depresyona sürükleyebilir hepsi birer risk faktörüdür.

Bizler Neye Göre Bağımlı Diyoruz?

“DSM 5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabında yer alan bağımlılık kriterleri şunlardır:

  1. Tasarladığından daha uzun süreli kullanım

  2. Geçmişte başarısız bırakma girişimleri

  3. Zamanının çoğunu madde bulmak ve kullanmak için ayırma

  4. Olumsuz etkilerine ve zarar görmesine rağmen kullanmaya devam etme

  5. Madde kullanım isteği

  6. Tolerans (kullanılan madde miktarının yeterli gelmemesi sebebiyle giderek artırılması)

  7. Yoksunluk (Amerikan Psikiyatri Birliği, çev. 2013).”

Bireyler, bağımlılığa kalıtsal olarak da yatkın olabilirler ve kullanılan psikoaktif maddeler, bilişsel işlevlerde gerileme / bilişsel etkilenim yani zeka geriliğine neden olmakla kalmayıp başka hastalıkları da gün yüzüne çıkarabilirler. Gençlerin özellikle ergenlik döneminde fiziksel gelişimleri sekteye uğrayabilir ve erken yetişkinlik evrelerinde 18-25 yaş aralığında şizoaktif bozukluklar yani şizofreni meydana gelebilir.

Bağımlılık Döngüsü

Bağımlılık tek bir anda ortaya çıkan bir durum değildir; davranışın tekrarlanmasıyla pekişen ve giderek kontrol kaybına dönüşen bir süreçtir. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı’nda bu durum şöyle ifade edilir: “Bağımlılık, kişinin kullandığı madde veya yaptığı bir davranış üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve kullanım azaldığında huzursuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtileri yaşaması durumudur.” Bu süreç, genellikle birbirini takip eden döngüsel aşamalardan oluşur.

Özellikle literatür için çok önemli olan bir modelden bahsetmek istiyorum;

Değişim Evreleri Modeli (DEM)

(Prochaska & DiClemente, 1982)

  • Niyet Öncesi (Precontemplation): Kişi henüz davranışı problem olarak görmez ya da değişimi gerekli bulmaz. “Benim bir sorunum yok.” düşüncesi hâkimdir. Çoğu genç bu evrede risk algısını küçümser.

  • Niyet (Contemplation): Kişi davranışın zararlarını fark etmeye başlar ancak kararsızdır. “Bırakmam gerekiyor ama…” cümlesi bu evreyi temsil eder. İç çatışma belirginleşir.

  • Hazırlık (Preparation): Artık somut bir değişim planı oluşur. Destek arama, hedef belirleme, danışmanlık alma gibi adımlar devreye girer. Kişi niyetten eyleme geçiş köprüsündedir.

  • Eylem (Action): Davranış fiilen değiştirilmeye başlanır. Bırakma süreci aktif olarak sürdürülür. Yeni baş etme becerileri uygulanır.

  • Koruma (Maintenance): Amaç, kazanılan değişimi sürdürmektir. Tetikleyiciler tanınır, tekrar riskine karşı önlemler alınır. Destek mekanizmaları devam eder.

Döngünün Parçası

Model, geri dönmeleri bir “başarısızlık” olarak değil, değişim sürecinin doğal bir parçası olarak kabul eder. Kişi zaman zaman önceki evrelere geri dönebilir ve bu süreçten edindiği deneyimlerle yeniden güçlenerek ilerleyebilir. Davranış değişimi her zaman doğrusal ilerlemez; kişi eylem aşamasına gelmeden önce defalarca hazırlık aşamasına dönebilir, hatta yeniden niyet evresine geçebilir.

Ancak modele yönelik önemli eleştirilerden biri şudur: Bağımlılık davranışını tekrar eden bireyin, süreç her kesintiye uğradığında “başa dönmüş” gibi değerlendirilmesidir. Bağımlılık döngüsünde pes etme ve tekrarlama davranışları sıkça görülmekte olup her seferinde tecrübe artmaktadır. Bu durum, kişinin önceki çabalarından ve biriktirdiği değişim deneyimlerinden yeterince yararlanılmadığı anlamına gelir. Oysa her geri dönüş, bireyin değişim motivasyonunu ve farkındalık düzeyini yeniden yapılandıran değerli bir öğrenme alanıdır.

Yeşilay’ın Rolü

“Yeşilay, modern Türkiye’de bağımlılıkla mücadele eden en köklü sivil toplum kuruluşudur. 5 Mart 1920’de Dr. Mazhar Osman ve arkadaşları tarafından İstanbul’da “Hilal-i Ahdar” adıyla kurulmuştur. 1929’da bu isim Yeşil Hilal’e, 1936’da ise günümüzdeki adı olan Yeşilay’a dönüştürülmüştür. Yeşilay’ın kuruluş amacı, toplumu zararlı alışkanlıklardan korumak ve bağımlılığın yaygınlaşmasını önlemektir. Zaman içinde bağımlılık türleri arttıkça Yeşilay’ın çalışma alanları da genişlemiştir; ilk yıllarda alkole odaklanırken, zamanla sigara, uyuşturucu madde, kumar ve yakın dönemde teknoloji bağımlılığı gibi alanlarda da mücadele yürütmektedir. Bu çabalar, her yıl 1–7 Mart tarihleri arasında Yeşilay Haftası olarak kutlanarak toplumda farkındalık oluşturmayı hedeflemektedir. (yesilay.org.tr)”

YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi) Kimlere Hizmet Verilir?

“Yeşilay’ın rehabilitasyon alanındaki en önemli uygulama birimi YEDAM’dır (Yeşilay Danışmanlık Merkezi). YEDAM’lar, kamu ve sivil toplumun iş birliği ile Türkiye’nin birçok ilinde faaliyet gösteren ücretsiz psikososyal destek merkezleridir.“ (yesilay.org.tr)

YEDAM’ın hizmet verdiği kişiler şunlardır: (YEDAM – Yeşilay Danışmanlık Merkezi) 12 yaş ve üzerindeki bireyler, alkol, tütün, madde, kumar ve internet bağımlılığı konusunda destek almak isteyenler, ayaktan müdahale hizmetlerinden yararlanmak isteyenler, bağımlı olduğu düşünülen kişiyi tedavi sürecine yönlendirmek için bilgi ve yöntem öğrenmek isteyenler.

“YEDAM’lar, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan profesyonel ekiplerle ücretsiz, gizlilik esasına dayalı danışmanlık, yönlendirme ve destek hizmeti sunmaktadır. (YEDAM – Yeşilay Danışmanlık Merkezi)”

AMATEM (Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi)

AMATEM, Türkiye’de bağımlılıkla mücadelede hizmet veren resmî sağlık kuruluşu birimlerindendir. Adı, Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi olarak geçen bu merkezler; bağımlılık tedavisini sağlık sistemi içinde yürütür ve kanıta dayalı yaklaşımlar kullanır. AMATEM’ler genellikle hastane bünyesinde hizmet verir ve aşağıdaki alanlarda çalışır: Alkol bağımlılığı, uyuşturucu madde bağımlılığı, tütün bağımlılığı, davranışsal bağımlılıklar (örneğin kumar, internet) ve eşlik eden psikiyatrik bozuklukların tanı ve tedavisi.

Çözüm Önerileri

Gençlerin psikoaktif maddelerden korunmasında en etkili yaklaşımın, onları yalnızca “risklerden uzak durmaya çağırmak” değil; hayatın içine daha güçlü biçimde dahil etmek olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda özellikle gönüllülük projelerine katılım, spor faaliyetleri ve topluma aktif entegrasyonun önemli birer koruyucu faktör olduğunu vurgulamak isterim. Genç bir bireyin bir amaçla, toplulukla ve değer üreten bir süreçle bağ kurması; aidiyet duygusunu sağlıklı bir zeminde karşılamasını, benlik saygısının güçlenmesini ve riskli davranışlara yönelme olasılığının azalmasını sağlar. Spor, yalnızca fiziksel iyilik halini artırmakla kalmaz; disiplin, öz-denetim, dayanıklılık ve takım ruhu gibi psikolojik kaynakları da geliştirir. Gönüllülük çalışmaları ise gençlere “değer üreten bir birey” olduklarını hissettiren, anlam ve katkı merkezli bir yaşam perspektifi kazandırır. Dolayısıyla gençleri pasif biçimde korumaya çalışmak yerine, onları aktif, üretken ve görünür bireyler olarak desteklemenin daha işlevsel ve sürdürülebilir bir çözüm olduğuna inanıyorum.

Bununla birlikte, yalnızca davranışı hedef almak yeterli değildir; toplumsal dilin dönüştürülmesi de kritik önemdedir. Stigmatizasyon azaltılmadıkça kimsenin gönüllü olarak yardım aramayacağını biliyoruz. Bu nedenle “etiketleyen ve dışlayan” bir dilden uzaklaşarak, insanı sorundan ayıran bir yaklaşımı savunuyorum. Benim önerim, “bağımlı” gibi damgalayıcı bir ifade yerine “bağımlılık yaşayan birey” söyleminin kullanılmasıdır. Bu dil, kişinin onurunu ve aidiyet duygusunu korur; yardım arama davranışını destekler.

Ayrıca risk grupları için erken tarama süreçlerinin sistematik hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle travma öyküsü, depresyon belirtileri, sosyal izolasyon ve akademik kopuş gibi risk işaretleri görülen gençler için; yargılayıcı olmayan, güçlendirici ve erişilebilir psikososyal destek mekanizmalarının devreye alınması büyük önem taşımaktadır. Böylelikle yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale eden bir yapı yerine, koruyucu ve önleyici ruh sağlığı politikaları oluşturulabilir.

Sonuç olarak, bağımlılıkla mücadeleyi yalnızca bireysel bir irade meselesi değil; psikolojik, sosyal ve kültürel boyutları olan bütüncül bir süreç olarak ele almak gerektiğine inanıyorum. Gençlere alan açtıkça, onları güçlendirdikçe ve değerlerini görünür kıldıkça; risk davranışlarının doğal olarak azaldığını görmek mümkündür. İnsanı sorundan ayıran, kapsayıcı ve destekleyici bir perspektifle ilerlediğimizde gerçek ve kalıcı dönüşüm sağlanacaktır.

Kaynakça

Green Crescent. (n.d.). Green Crescent – Promoting good and healthy living for 101 years. https://www.yesilay.org.tr/en/news/green-crescent-promoting-good-and-healthy-living-for-101-years

Yeşilay Danışmanlık Merkezi. (n.d.). Nasıl yararlanabilirim? https://www.yedam.org.tr/nasil-yararlanabilirim

Yeşilay Danışmanlık Merkezi. (n.d.). YEDAM – Yeşilay Danışmanlık Merkezi. https://www.yedam.org.tr

NPİSTANBUL. (n.d.). Amatem bağımlılık merkezi. https://npistanbul.com/amatem

National Today. (n.d.). National Codependency Awareness Month. https://nationaltoday.com/national-codependency-awareness-month/

Prochaska, J. O., & DiClemente, C. C. (1983). Stages and processes of self-change of smoking: Toward an integrative model of change. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 51(3), 390–395. https://doi.org/10.1037/0022-006X.51.3.390

Miller, W. R., & Rollnick, S. (2012). Motivational interviewing: Helping people change (3rd ed.). New York: Guilford Press.

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). Washington, DC: APA.

World Health Organization. (2018). Global status report on alcohol and health 2018. Geneva: WHO.

United Nations Office on Drugs and Crime. (2015). International standards on drug use prevention. Vienna: UNODC.

Eime, R. M., Young, J. A., Harvey, J. T., Charity, M. J., & Payne, W. R. (2013). A systematic review of the psychological and social benefits of participation in sport for children and adolescents. International Journal of Behavioral Nutrition and Physical Activity, 10(1), 1–21. https://doi.org/10.1186/1479-5868-10-98

Emre Elmacı
Emre Elmacı
Emre Elmacı, psikoloji temelli düşünceyi kültür, siyaset ve toplum ekseninde ele alan çok disiplinli bir yazardır. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuş, yüksek lisans eğitimine devam ederken aynı zamanda Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım programında öğrenim görmektedir. Akademik altyapısını sosyal psikoloji, politik psikoloji ve kültürlerarası etkileşim alanlarında yoğunlaştırmıştır. Göç, kimlik, liderlik, kolektif travma ve toplumsal algı gibi konular Elmacı’nın yazın dünyasının ana omurgasını oluşturur. Bilimsel düşünceyi sahaya indiren bir yaklaşımı benimseyerek; bireysel psikoloji ile toplumsal dinamikler arasındaki görünmeyen bağları yazı yoluyla görünür kılmayı amaçlamaktadır. Akademik disiplin ile anlatı gücünü birleştiren dili, hem uzman okura hem de geniş kitlelere hitap eder. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Göç, Kültür ve Psikoloji Araştırma Laboratuvarı’nda üye ve sosyal medya koordinatörü olarak görev yapmış; TEDxİKÇÜ etkinliğinin resmi lisanslı organizatörlüğünü üstlenmiştir. Türk Psikologlar Derneği, İzmir Kent Konseyi Gençlik Meclisi ve çeşitli akademik-kamusal platformlarda aktif rol alarak gençlik, kültür ve psikoloji temelli projelerin yürütülmesinde sorumluluk almıştır. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi ile spor psikolojisi alanındaki saha deneyimleri, yazılarında insanın kırılganlığı, dayanıklılığı ve dönüşüm kapasitesini derinlikli biçimde ele almasına olanak tanımıştır. Klinik gözlem, sosyal analiz ve kültürel perspektifi aynı metinde buluşturan nadir yazarlardan biri olarak öne çıkar. Elmacı’nın yazarlık yaklaşımı; yalnızca anlatmak değil, anlam inşa etmek, yalnızca teşhis koymak değil, toplumsal farkındalık üretmek üzerine kuruludur. Metinleri; bireyin iç dünyası ile çağın ruhu arasında köprü kuran, düşünmeye ve dönüşmeye çağıran bir entelektüel zemin sunar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar