Cumartesi, Nisan 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Babam ve Oğlum” Filmi Üzerinden Kuşaklararası Travma ve Bağlanma Dinamiklerine Psikolojik Bir Bakış

Çağan Irmak’ın 2005 yapımı “Babam ve Oğlum” filmi, Türk sinemasında iz bırakan yapımlardan biri olarak hem bireysel hem de toplumsal travmaların insan psikolojisine etkilerini etkileyici bir anlatımla gözler önüne sermektedir. Film, üç kuşağı temsil eden büyükbaba (Hüseyin), baba (Sadık) ve torun (Deniz) üzerinden kuşaklararası travma, toplumsal baskıyı ve aile içindeki bağlanma biçimlerini incelikle işler. Bu yazıda film, psikodinamik kuramlar ve bağlanma kuramı ekseninde değerlendirilecek; aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal travmalarına da psikolojik bir pencere açılacaktır.

1. Travmanın Nesillerarası Aktarımı

Psikoloji literatüründe “kuşaklararası travma aktarımı“, bir nesilde yaşanan ağır travmaların sonraki nesillerin duygusal, davranışsal ve ilişkisel dünyasını etkilemesi şeklinde tanımlanır (Danieli, 1998). Filmde Sadık’ın çocukluğu, babası Hüseyin’in otoriter, duyarsız ve baskıcı tutumları nedeniyle duygusal olarak travmatize edici bir atmosferde geçmiştir. Sadık’ın devrimci hareketlere yönelmesinde yalnızca politik bir motivasyon değil, aynı zamanda ailede hissettiği sevgi eksikliği ve değer görmeme duygusunun da etkisi vardır. Babası tarafından kabul edilmeyen Sadık, oğlunu yalnız başına büyütmek zorunda kalır. Bu durum, travmanın yalnızca bireyde kalmayıp bir sonraki nesle de sirayet ettiğini gösterir.

2. Bağlanma Kuramı ve Sadık ile Deniz İlişkisi

John Bowlby’nin bağlanma kuramı, çocuk ile bakım veren arasında kurulan ilişkinin bireyin yaşam boyu sürecek güven, benlik algısı ve ilişki kurma biçimlerinin temelini oluşturduğunu öne sürer (Bowlby, 1988). Filmde Sadık’ın oğlu Deniz ile olan ilişkisi, sıcak, duyarlı ve destekleyici bir bağlanmaya örnektir. Sadık, kendi çocukluğunda eksik kalan duygusal ihtiyaçları oğluna eksiksiz sunmak ister. Deniz, babasına güven duyar, onu bir rehber ve koruyucu figür olarak benimser. Ancak Sadık’ın ölümü, çocuğun bağlanma kurduğu figürün kaybı anlamına gelir ve bu olay Deniz’in ruhsal gelişimi açısından yeni bir travma yaratır. Bowlby’e göre bağlanma figürünün ani kaybı, çocuğun içsel güvenliğini sarsabilir ve ileriki yaşamında bağlanma sorunlarına neden olabilir.

3. Otoriter Ebeveynlik ve Kuşak Çatışması

Hüseyin karakteri, geleneksel Türk aile yapısının katı, sorgulanamaz baba figürünü temsil eder. Bu figür, çocuğunun bireysel farklılıklarını tanımaktan uzak, itaati esas alan otoriter bir yapı sergiler. Baumrind’in ebeveynlik stillerine göre Hüseyin’in tutumu, “otoriter ebeveynlik” kategorisine girer ve bu tarz ebeveynliğin, çocuklarda özgüven eksikliği, kaygı bozuklukları ve pasiflik gibi sonuçlar doğurabileceği bilinmektedir (Baumrind, 1991). Sadık ise kendi ebeveynlik modelini Hüseyin’in tam tersi olacak şekilde inşa etmeye çalışır; daha demokratik, duygusal ve anlayışlı bir baba figürü sergiler. Bu yönüyle film, sadece bireysel değil, toplumsal düzlemde de değişen baba imajına işaret eder.

4. Toplumsal Bellek ve Politik Travma

Film, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin gölgesinde geçer. Bu dönem Türkiye’de yalnızca bireylerin değil, toplumun tamamının psikolojik olarak travmatize olduğu bir dönemdir. Sadık’ın işkenceye maruz kalması ve bu travmayı içinde taşıyarak yaşamını sürdürmesi, politik baskıların bireysel yaşamları nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı bir örnektir. Filmde doğrudan gösterilmese de, Sadık’ın maruz kaldığı acılar bedeninde ve ruhunda izler bırakmıştır. Fişek’e göre (1996), siyasi şiddet ortamlarında yetişen bireylerde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) görülme oranı yüksektir ve bu bozukluk, bireyin hem işlevselliğini hem de ebeveynlik becerilerini olumsuz etkileyebilir.

5. Yas, Kaybın Kabullenilmesi ve Duygusal İyileşme

Sadık’ın erken ölümü sonrası Deniz’in büyükbabasıyla kurmaya çalıştığı ilişki, hem bireysel hem de ailesel düzeyde bir “yas süreci”ni tetikler. Kübler-Ross’un beş aşamalı yas modeli (1970); inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme aşamalarından oluşan yas süreci, sağlıklı atlatıldığında bireyin yeniden hayata bağlanmasını sağlayabilir. Filmde Hüseyin, torunuyla kurduğu ilişki sayesinde hem oğlunu yeniden anlamlandırır hem de kendi hatalarıyla yüzleşme fırsatı bulur. Bu bağlamda film, geç de olsa duygusal iyileşmenin mümkün olabileceğini anlatır.

6. Sonuç: Sessiz Bağlar, Derin Yansımalar

“Babam ve Oğlum”, yalnızca bir baba-oğul hikayesi değil, aynı zamanda travmalarla şekillenmiş bir toplumun, bireylerin iç dünyasına nasıl nüfuz ettiğinin hikâyesidir. Filmde karakterlerin yaşadığı içsel çatışmalar, bağlanma örüntüleri, ebeveynlik modelleri ve kayıp teması; psikolojik kuramlarla örtüşen şekilde işlenmiştir. Sadık’ın kendisi için yapamadığını oğlu için yapma çabası, aile sistemleri içindeki döngülerin nasıl dönüştürülebileceğini de gösterir. Deniz’in büyüme yolculuğu, geçmişle yüzleşmenin ve geleceğe umutla bakmanın bir sembolü haline gelir.

Kaynakça

  • Baumrind, D. (1991). The influence of parenting style on adolescent competence and substance use. The Journal of Early Adolescence, 11(1), 56–95.

  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Clinical applications of attachment theory. London: Routledge.

  • Danieli, Y. (1998). International Handbook of Multigenerational Legacies of Trauma. Springer.

  • Fişek, G. (1996). Türkiye’de siyasi baskılar ve ruh sağlığı: 1980 sonrası travmalar. Türk Psikiyatri Dergisi, 7(2), 123-135.

  • Kübler-Ross, E. (1970). On Death and Dying. New York: Macmillan.

Bülent Koçyiğit
Bülent Koçyiğit
Bülent Koçyiğit, klinik psikolog ve yazar olarak psikoterapi, psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında geniş bir deneyime sahiptir. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Yüksek lisans eğitimini klinik psikoloji üzerine tamamlayan Koçyiğit, başta İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Servisi'nde, Lape ve birçok özel ve devlet hastanesinde görev almıştır. Özellikle depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve psikotik rahatsızlıklar gibi alanlarda uzmanlaşmıştır. Ulusal platformlarda (Psikeart, NöroBilim, Sinirbilim) bilimsel ve akademik çalışmaları bulunan Koçyiğit, aynı zamanda ulusal ve yerel çeşitli dergilerde ve dijital mecralarda düzenli olarak psikolojik eğitim ve kişisel gelişim üzerine eğitimler ve seminerler düzenlemektedir. Özellikle beynin işleyişi, duygu düzenleme mekanizmaları, terapi süreçleri ve ruh sağlığını etkileyen faktörler üzerine yaptığı çalışmalar, bu alanda daha fazla insanın bilinçlenmesini sağlamayı kendisine misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar