Pazartesi, Haziran 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Göçün Psikolojisi: Kimlik ve Aidiyet 

Göç, sadece bir yerden başka bir yere gitmek değildir. TDK bu kelimeyi ne kadar net tanımlasa da, yaşarken hiçbir tanım yetmez. Göç bazen, bir çocuğun en sevdiği parka son kez bakmasıdır. Yeni bir ev, yeni sokaklar, yeni insanlarla dolu bir dünya… Her şey zaten yeniyken, bir anda fazlasıyla değişmiş gibi gelir. 

Bazen, sabahları selamlaştığın bakkal yoktur artık. Uğramadan geçmediğin o kafe, sokaktaki kediler, tanıdık otobüs durağı… Hepsi yerini sessizliğe bırakır. Tanıdık yüzlerin yerini yabancı ifadeler alır, sesler değişir, kokular bile bambaşka gelir. Ve en çok da dili özlersin. İçinden geldiği gibi konuşmayı, kelimelerin hiç dolanmadan akmasını… İnsan düşünmeden konuşabildiği yerleri evi gibi hisseder. Göç edince bunu anlıyorsun. 

Hiç düşünmeden hareket edebilmenin ne kadar büyük bir lüks olduğunu, ancak her şeyin yabancılaştığı bir yerde yaşarken fark ediyorsun. Sevdiklerinle birlikteyken sıradan gelen o küçük anlar… birlikte gülmek, omuz omuza yürümek, sadece var olmak bile aslında ne kadar kıymetliymiş. Göç bazen sadece bir mesafe değil; sevdiğin insanlara, anılarına ve kendine olan bir uzaklık gibi. Yeni bir hayat kurarken, yanında taşıdığın geçmişle birlikte bir süre askıda kalıyorsun. Ne tam buradasın, ne de tamamen orada. 

Zamanla aidiyet duygusu ikiye bölünüyor. Bir yanın eski alışkanlıklara, tanıdık dile, seni sen yapan şeylere tutunurken; diğer yanın yeni bir düzene, başka bir çevreye uyum sağlamaya çalışıyor. Bu iki taraf arasında kalmak, bazen durduğun yeri bile netleştiremeyecek kadar karmaşık hissettirebiliyor. Artık “tek bir yere ait olmak” fikri bulanıklaşıyor. İki yerin arasında, biraz oraya biraz buraya ait ama tam olarak hiçbirine sığamayan bir hâl… 

Kimlik dediğimiz şey, sadece biri sana “Nerelisin?” diye sorduğunda verdiğin cevaptan ibaret değil. Bazen sen de tam olarak bilmiyorsun zaten. İçinde büyüdüğün yerle, sonradan kök salmaya çalıştığın yer arasında gidip gelirken, kendi tanımını da yeniden yapman gerekiyor. Herkesin “burası senin artık” dediği bir yerde, hâlâ kendini misafir gibi hissettiğin anlar oluyor. Ve bir gün geldiğinde, eskiden ait hissettiğin yerde de aynı yabancılığı duyuyorsun. Bu kez tanıdık olan sana uzak geliyor. 

Kültürel kodlar değişir; sokağın dili artık başka bir şey anlatır. Birinin bakışı, yapılan bir espri ya da kurulan en basit cümle bile seninle aynı yerden konuşmaz. Bu farkındalık hali zamanla içsel bir bölünmeye yol açar. İçinde bir yerde hâlâ eskisi gibi kalmaya çalışan bir “sen” vardır, ama dış dünya artık seni farklı bir biçimde çağırır. 

Psikolojide bu duruma “kültürel kimlik çatışması” deniyor. Kimisi bu iki farklı kimliği zamanla yan yana taşımayı öğreniyor, içinden bir melezlik çıkıyor. Ama herkes için o kadar kolay olmuyor. Eğer yeni çevrede kendini ifade etmek zorlaşıyorsa, ya da anlamak kadar anlaşılmak da zorsa, bu süreç yalnızlıkla, değersizlikle, bir yere sığamama duygusuyla geçebiliyor. Kimlik sabit bir yapı değil, bağlama göre değişen bir süreçtir (Hall, 1996). 

Göçle gelen duygular özlem, yabancılaşma, nostalj; ne zayıflık ne de kişisel bir eksikliktir. Bunlar evrensel, insana dair hislerdir. Üstelik bastırıldıkça değil, kabul edildikçe hafiflerler. Bu yüzden de göç eden kişinin en büyük ihtiyacı, bu karmaşık duyguların geçici olmadığını ama görmezden gelinmemesi gerektiğini fark etmektir. 

Zamanla, kişi hem geldiği yere hem vardığı yere temas kurmayı öğrenebilir. Bu noktada en büyük destek, kişinin çevresidir: anadilini yaşatabildiği dostluklar, kendini ifade edebildiği güvenli alanlar ve geçmişiyle bağ kurmasına izin veren topluluklar… Kültürel melezlik bir eksiklik değil, çoğu zaman bir zenginliktir. 

Bugün artan göç hareketliliğiyle birlikte bu duyguların daha çok konuşulması, görünür hâle gelmesi çok değerli. Çünkü aidiyet, sadece bir coğrafyaya değil; bir kimliğe, bir ilişkiye, bir duyguya bağlıdır. Göçle birlikte bu aidiyet biçimi değişebilir ama kaybolmaz. Yeter ki bu dönüşüm, acele ettirilmeden, anlayışla karşılanabilsin.

Şevval Elçi Omanović
Şevval Elçi Omanović
Şevval Elçi Omanovic, psikolog ve yazar olarak psikoloji alanında çeşitli konular üzerine çalışmalar yapmaktadır. Lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlamış olup, insan zihni, duygular ve davranışlar üzerine araştırmalarını sürdürmektedir. Eğitimi süresince çeşitli kurumlarda staj yaparak psikolojik değerlendirme, bireysel danışmanlık süreçleri ve saha çalışmalarında deneyim kazanmıştır. Özellikle psikolojinin günlük yaşamdaki etkileri, ruh sağlığı ve bireysel gelişim konularına odaklanmaktadır. Psychology Times’ta, psikolojiyi herkes için anlaşılır hale getirmeyi amaçlayan yazılar kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar