Çoğumuzun aşina olduğu, ancak üzerinde nadiren durup düşündüğümüz tuhaf bir an vardır. Yapmamız gereken her şeyi bitirmişizdir. Bizden bir şey isteyen kimse yoktur ve önümüzde değerlendirebileceğimiz birkaç boş dakika vardır. Rahatlamak yerine elimiz telefona gider. Bunu önemli bir mesaj beklediğimiz ya da özellikle bir şey aradığımız için yapmayız. Bazen ekranımızın kilidini neredeyse otomatik bir hareketle açarız. Sanki hiçbir şey yapmamak, çözülmesi gereken bir sorunmuş gibi.
Dinlenmeyi genellikle sorumluluklarımıza geri dönebilmemizi sağlayan bir şey olarak görürüz. Daha iyi ders çalışabilmek için molalar verir, kendimizi daha iyi hissetmek için rahatlarız ve boş zamanlarımızı bize fayda sağlaması beklenen şekillerde geçiririz. Peki ya hiçbir şey başarmak istemiyorsak? Ya yalnızca birkaç dakika boyunca, herhangi bir planımız olmadan ve sonrasında farklı hissetmemiz gerektiği beklentisini taşımadan oturmak istiyorsak? Belki de sorun artık zamanımızı nasıl dolduracağımızı bilmememiz değil, doldurulması gerekmeyen zamanla baş etmekte zorlanmamızdır.
## Kendi Düşüncelerimiz Bile Bazen Fazla Gelebilir
2014 yılında psikolog Timothy Wilson ve çalışma arkadaşları, insanların kendi düşünceleriyle baş başa kaldıklarında nasıl tepki verdiklerini inceleyen bir dizi deneyin sonuçlarını Science dergisinde yayımladı. Katılımcılardan telefon, kitap veya başka eğlence kaynakları olmadan, yalnızca kendi düşünceleriyle vakit geçirmeleri istendi. Birçoğu bu deneyimi şaşırtıcı derecede zorlayıcı buldu. Deneyin bir aşamasında katılımcılara, isterlerse kendilerine hafif bir elektrik şoku uygulama seçeneği de sunuldu. Bazıları kendi düşünceleriyle baş başa oturmaya devam etmek yerine bu seçeneği tercih etti.
Bu bulgu zaman zaman insanların kendi düşüncelerindense acıyı tercih ettiklerinin kanıtı olarak yorumlanır. Ancak bu sonuç, araştırmanın ortaya koyduğundan daha ileri bir çıkarımdır. Katılımcıların tamamı elektrik şokunu tercih etmemiştir ve çalışma, insanların genel olarak yalnız kalmaktansa acıyı tercih ettiğini göstermemektedir. Araştırmanın işaret ettiği şey, dışarıdan herhangi bir uyarıcı olmadan kendi düşüncelerimizle baş başa kalmanın beklediğimizden çok daha az keyifli olabileceğidir. Dikkatlerini yönlendirecek harici bir görev olmadığında, birçok katılımcı bu zamanı tatmin edici bir şekilde geçirmekte zorlandı. Belki de dikkatimizi çekecek bir şeyin her zaman bulunmasına o kadar alıştık ki hiçbir şey dikkatimizi talep etmediğinde ne yapacağımızı unuttuk.
Telefon bu duruma kolay bir çözüm sunar. Tek bir hareket, sessizliği doldurmaya yeter. Ancak bir şeye bakmak istemekle bakacak hiçbir şeyin olmadığı bir ana tahammül edememek arasında önemli bir fark vardır.
## Can Sıkıntısı, Eğlence Eksikliğinden Daha Fazlasıdır
Can sıkıntısını çoğu zaman mümkün olduğunca çabuk doldurulması gereken boş bir alan gibi deneyimleriz. Oysa psikolojik araştırmalar, can sıkıntısının bundan daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Eastwood ve çalışma arkadaşları (2012), can sıkıntısını dikkati tatmin edici bir etkinliğe yönlendirmekte yaşanan güçlük üzerinden tanımlar. Meşgul olduğumuz hâlde canımız sıkılabilir veya önümüzde pek çok seçenek bulunmasına rağmen bunlardan hiçbirini yeterince ilgi çekici bulmayabiliriz.
Can sıkıntısı, zihinsel olarak bir etkinliğe katılmak istediğimiz ancak bu isteğimizi karşılayacak bir şey bulmakta zorlandığımızda ortaya çıkar. Bazen daha fazla zihinsel uyarılmaya, anlam duygusuna veya yaptığımız işle daha güçlü bir bağ kurmaya ihtiyaç duyduğumuzu gösterir. Birkaç saniyede bir değişen içeriklere alıştıysak sırada beklemek bize alışılmadık derecede uzun gelebilir. Boş geçen neredeyse her anı müzik, videolar veya mesajlarla doldurduğumuzda sessizlik rahatsız edici hâle gelebilir.
Bu, telefonların veya dijital içeriklerin doğası gereği zararlı olduğu anlamına gelmez. Bunlar bizi eğlendirebilir ve başkalarıyla bağlantı kurmamızı sağlayabilir. Asıl soru, eğlencenin bir tercih olmaktan çıkıp hiçbir uyaranın bulunmadığı her ana verdiğimiz otomatik bir tepkiye dönüşmesiyle ne olduğudur. Artık ekranımıza bakmadan birkaç dakika bile bekleyemiyorsak sorun yalnızca can sıkıntısı olmayabilir. Anında ödül sunmayan deneyimlerle rahatça baş etme becerimizi kaybediyor olabiliriz.
## Nihayet Durduğumuzda Düşüncelerimiz Nereye Gider?
Dış uyaranların olmadığı bir ortamda bulunmak, zihnimizin boşalacağı anlamına gelmez. Belirli bir işle meşgul olmayı bıraktığımızda düşüncelerimiz çoğu zaman başka yönlere kaymaya başlar. Konuşmaları yeniden zihnimizden geçirir, geçmiş deneyimlerimizi hatırlar, geleceğe ilişkin olasılıkları hayal eder veya gündelik koşuşturmanın arka planında tuttuğumuz kaygılarla karşılaşırız. Killingsworth ve Gilbert (2010), 2.000’den fazla yetişkinin günlük yaşamında zihin gezinmesini (mind-wandering) inceledi. Mobil deneyim örneklemesi yöntemiyle yürüttükleri araştırmada, katılımcıların zihinlerinin ölçüm yapılan anların yaklaşık %47’sinde mevcut etkinliklerinden başka konulara yöneldiğini buldular. Zihin gezinmesi, katılımcıların bildirdiği daha düşük mutluluk düzeyiyle de ilişkiliydi.
Bu, her türlü zihin gezinmesinin zararlı olduğu anlamına gelmez. Serbestçe ilerleyen düşünceler yaratıcılığı, planlamayı ve öz değerlendirmeyi destekleyebilir. Ayrıca söz konusu ilişki, zihnin başka konulara yönelmesinin mutsuzluğa neden olduğunu da kanıtlamaz. Yine de bu bulgular önemli bir olasılığı gündeme getirir. Kendimizle baş başa kaldığımızda her zaman beklediğimiz huzurla karşılaşmayabiliriz. Bazen gündelik yoğunluğun arka planda tuttuğu, henüz çözüme kavuşmamış duygularla ve sorularla yüzleşiriz.
Belki de bu yüzden başka bir video izlemek, hiçbir şey izlemeden oturmaktan daha kolay gelir. Videonun özellikle ilgi çekici olması bile gerekmez. Tek yapması gereken, düşüncelerimizle ne yapacağımıza karar verme yükünü bir süreliğine üzerimizden almaktır.
## Boş Zamanımız Bile Bir Göreve Dönüştüğünde
Sadece var olmakta zorlanmamızın bir başka nedeni daha var: Zamanımızı gerekçelendirmeyi öğrendik. Ders çalışırken iyi notlar almak, egzersiz yaparken ilerleme kaydetmek, kitap okurken faydalı bir şey öğrenmek isteriz. Dinlenmeyi bile bizi ne kadar toparladığına ve sonrasında ne kadar fazlasını başarabileceğimize göre değerlendiririz. Hedefler hayatımızı düzenlememize yardımcı olabilir. Sorun, her etkinliğin bir sonuç üretmesi ve her anın varlığını haklı çıkarması gerektiğine inanmaya başladığımızda ortaya çıkar.
Böylece dinlenmek de başka bir sorumluluğa dönüşür. En iyi rahatlama tekniğini arar, molalarımızı ne kadar verimli geçtiğine veya bizi ne kadar dinç hissettirdiğine göre değerlendiririz. Bu düşünce biçimi içinde, balkonda telefon olmadan oturmak ya da belirli bir hedef olmaksızın yürüyüşe çıkmak anlamsız görünebilir. Çünkü bu etkinliklerin ölçebileceğimiz açık bir sonucu yoktur. Oysa yaptığımız her şeyin başka bir amaca hizmet etmesi gerekmez. Bir arkadaşımızla yaptığımız sohbet, mutlaka faydalı bilgiler alışverişinde bulunacağımız bir fırsata dönüşmek zorunda değildir. Okumak her zaman bilgimizi artırmak zorunda değildir. Bazen müziği, başka bir işin arka planında çalan bir ses olarak değil, yalnızca dinlemek için dinleyebiliriz.
Belki de nasıl dinleneceğimizi unutmadık. Belki de bizden hiçbir şey talep etmeyen her anın bile bir amaca hizmet etmesi gerektiğine inanmaya alıştık.
## Her Boş Anı Geride Bırakmak Zorunda Değiliz
Çözüm, telefonlarımızı tamamen bırakmak veya sessizliği bir öz disiplin sınavına dönüştürmek değildir. Böyle yapmak, dinlenmeyi bir kez daha başarıyla tamamlamamız gereken bir göreve dönüştürür. Bunun yerine, kendi tepkilerimizi fark ederek başlayabiliriz. Birini beklerken telefonumuza uzandığımızda kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ekranda gerçekten bir şey görmek mi istiyorum, yoksa hiçbir şey olmuyor hissinden mi kaçmaya çalışıyorum? Kulaklıklarımız olmadan yürüyüşe çıkabilir veya kendimize herhangi bir plan yapmadan birkaç dakika geçirme izni verebiliriz. Bu anlar her zaman keyifli hissettirmeyebilir. Can sıkıntısı ortaya çıkabilir, sessizlik bize yabancı gelebilir. Bunları bir başarı ya da başarısızlık olarak değerlendirmemize gerek yoktur.
Amaç, hiçbir uyaran olmadan zaman geçirmeyi kusursuz bir şekilde öğrenmek değildir. Amaç, seçim yapabilme duygumuzu yeniden kazanmaktır: Herhangi bir içerik olmadan geçen her an rahatsız edici hâle geldiği için değil, gerçekten istediğimiz için bir şeye yönelmek. Bazen telefonumuzu açar ve bizi güldüren ya da değer verdiğimiz biriyle bağlantı kurmamızı sağlayan bir şey buluruz. Bazen de telefonu bir kenara bırakır ve dikkate değer hiçbir şey olmadan birkaç dakikanın geçmesine izin veririz. Belki de başkasına anlatmaya değer hiçbir şey yaşanmaz. Daha üretken olmayız veya mutlaka derin bir farkındalığa ulaşmayız. Yalnızca oturur, pencereden dışarı bakar ve yağmurun başladığını fark ederiz. Bu, zamanımızı boşa harcadığımız anlamına gelmez. Belki de zamanımızın küçük bir bölümünün, yalnızca olduğu şey olarak kalmasına izin vermişizdir.
## Sadece Var Olmayı Nasıl Pratik Edebiliriz?
Üç dakikayla başlayın: Telefonunuzu bir kenara bırakın ve belirli bir hedef olmadan üç dakika geçirin. Meditasyon yapmak veya zihninizi boşaltmak zorunda değilsiniz. Yalnızca bulunduğunuz yerde, olduğunuz gibi kalmanıza izin verin.
Dürtünüzü fark edin: Bir dahaki sefere otomatik olarak telefonunuza uzandığınızda duraklayın ve kendinize sorun: Gerçekten bir şey mi arıyorum, yoksa sessizlikten mi kaçmaya çalışıyorum? Bu dürtünün farkına varmanız bile yeterlidir.
Can sıkıntısını hemen ortadan kaldırmaya çalışmayın: Bu duyguyla biraz daha kalmanıza izin verin. Bir düşünce fark edebilir, bir şeyi hatırlayabilir veya yalnızca beklemeye devam edebilirsiniz. Bu da yeterlidir.
Bunlar kusursuz bir öz denetim sergilemeye yönelik egzersizler değildir. Kendimizi yargılamadan alışkanlıklarımızı fark etme fırsatlarıdır. Amaç, her sessiz anı anlamlı hâle getirmek değil, hiçbir anlam taşıması gerekmeyen anlarla daha rahat bir ilişki kurabilmektir.
Kaynakça
- Eastwood, J. D., Frischen, A., Fenske, M. J., & Smilek, D. (2012). The unengaged mind: Defining boredom in terms of attention. Perspectives on Psychological Science, 7(5), 482–495.
- Killingsworth, M. A., & Gilbert, D. T. (2010). A wandering mind is an unhappy mind. Science, 330(6006), 932.
- Wilson, T. D., Reinhard, D. A., Westgate, E. C., Gilbert, D. T., Ellerbeck, N., Hahn, C., Brown, C. L., & Shaked, A. (2014). Just think: The challenges of the disengaged mind. Science, 345(6192), 75–77.

