Perşembe, Ekim 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İYİ OLMAK ZORUNDA HİSSETMEK

“İyiyim.”

Bazen bir soruya verdiğimiz en kısa cevap, içimizde taşıdığımız en uzun hikâyeyi gizler. Gün içerisinde defalarca kullandığımız bu kelime, kimi zaman gerçekten nasıl hissettiğimizi anlatırken, kimi zaman da anlatmak istemediklerimizin üzerini örter. Çünkü her zaman iyi hissetmesek de iyi görünmemiz gerektiğini düşünebiliriz.

Günümüz yaşam koşullarında bireylerden yalnızca sorumluluklarını yerine getirmeleri değil, karşılaştıkları güçlükler karşısında güçlü kalmaları, duygularını kontrol etmeleri ve yaşamlarına olumlu bir tutumla devam etmeleri de beklenebilmektedir. Bu beklentiler zamanla kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarını ikinci plana atmasına neden olabilir.

Oysa insanın duygusal dünyası yalnızca mutluluk, huzur ve heyecandan oluşmaz. Üzüntü, kaygı, öfke, hayal kırıklığı ve çaresizlik de yaşamın doğal parçalarıdır. Bu duyguların varlığı, bireyin psikolojik açıdan güçsüz olduğunu göstermez.

Psikolojik iyi oluş, yalnızca olumlu duygular yaşamakla sınırlı değildir. Kişinin kendi duygularını tanıyabilmesi, yaşadığı güçlüklerle başa çıkabilmesi ve kendisiyle sağlıklı bir ilişki kurabilmesi de bu sürecin önemli bileşenlerindendir.

Güçlü Görünmek Her Zaman Güçlü Olmak mıdır?

Toplumsal yaşamda güçlü olmak çoğu zaman ağlamamak, kırılganlığını göstermemek veya karşılaşılan sorunların üstesinden tek başına gelebilmekle ilişkilendirilmektedir. Ancak duyguları gizlemek ile duyguları düzenleyebilmek birbirinden farklı süreçlerdir. Bireyin duygusal yaşantılarını anlamlandırabilmesinin ve düzenleyebilmesinin psikolojik sağlığı açısından önemini ortaya koymaktadır.

Duyguları düzenlemek, onları yok saymak anlamına gelmez. Aksine, kişinin yaşadığı duyguyu fark etmesi, anlamlandırması ve içinde bulunduğu koşullara uygun biçimde ifade edebilmesiyle ilişkilidir.

Örneğin, yoğun bir günün ardından kendisini tükenmiş hisseden birinin hiçbir şey olmamış gibi davranması, yaşadığı yorgunluğu ortadan kaldırmaz. Benzer şekilde, üzüntüsünü çevresinden gizleyen bir kişinin bu duygudan etkilenmediğini söylemek de mümkün değildir.

Bazen insan, yaşadığı güçlüklerden çok, bu güçlüklerin kendisini etkilemediğini göstermeye çalışırken yorulur.

İyi Hissetmemek Neden Bazen Suçluluk Yaratır?

İnsan, içinde bulunduğu koşulların kendisinden beklediği duygularla gerçekte hissettikleri arasında bir uyumsuzluk yaşayabilir. Her şey yolundaymış gibi görünürken üzgün olmak, başarılı olduğu bir dönemde kaygı hissetmek veya çevresindeki insanların mutlu olmasını beklediği bir anda mutsuz hissetmek kişide anlaşılmama endişesi yaratabilir. Bu noktada birey, yaşadığı duyguyu anlamaya çalışmak yerine neden böyle hissettiğini sorgulayarak kendisine yönelik eleştirel bir tutum geliştirebilir.

Oysa duygular her zaman içinde bulunduğumuz koşullarla doğrudan ve kolayca açıklanabilecek bir yapıya sahip değildir. Bir insanın yaşamında olumlu gelişmelerin bulunması, aynı zamanda üzüntü veya kaygı yaşayamayacağı anlamına gelmez. Bu bağlamda kişinin zorlayıcı duygular yaşadığında kendisini suçlamak yerine bu duyguları anlamaya çalışması, daha destekleyici bir içsel tutum geliştirmesine yardımcı olabilir.

Kendimize karşı kullandığımız dil, yaşadığımız güçlükler karşısındaki tutumumuzu da şekillendirir. Bir arkadaşımız üzgün olduğunda ona anlayış gösterebilirken, kendimiz aynı duyguyu yaşadığımızda neden daha sert davranıyoruz?

Belki de iyi olma zorunluluğu, zaman zaman başkalarının beklentilerinden çok kendi içimizde oluşturduğumuz katı kurallarla sürdürülmektedir.

İyi Olmanın Anlamını Yeniden Düşünmek

İyi olmayı yalnızca mutlu hissetmekle eş tuttuğumuzda, yaşamın doğal duygusal değişimlerini bir sorun olarak görmeye başlayabiliriz. Oysa psikolojik sağlığın önemli bir yönü, yalnızca olumlu duyguları sürdürebilmek değil, zorlayıcı duygularla da başa çıkabilmektir. İnsan yaşamında kayıplar, belirsizlikler, hayal kırıklıkları ve değişimler kaçınılmazdır. Bu süreçlerde zaman zaman üzülmek, kaygılanmak veya kendimizi yorgun hissetmek insan olmanın doğal bir parçasıdır.

Önemli olan bu duyguları sürekli bastırmak değil, onları fark edebilmek ve ihtiyaç duyduğumuz desteğe ulaşabilmektir. Elbette yoğunluğu artan, uzun süre devam eden ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen duygusal güçlüklerde profesyonel destek almak önemlidir. Ancak gündelik yaşamın doğal duygusal iniş çıkışlarını da bir başarısızlık olarak değerlendirmemek gerekir.

Belki de iyi olmanın anlamını yeniden düşünmemiz gerekiyor.

İyi olmak, her zaman gülümsemek değildir. Her soruna çözüm bulmak, hiç yorulmamak veya hiçbir şeyden etkilenmemek de değildir. Bazen iyi olmak, iyi hissetmediğimizi kabul edebilmektir. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, yalnızca mutlu olduğu zamanlarda değil, zorlandığı anlarda kendisine nasıl davrandığında da şekillenir.

Belki de asıl mesele, her zaman iyi olmak değil; iyi olmadığımız zamanlarda da kendimize iyi davranabilmeyi öğrenmektir.

Kaynakça

  • Delikan, S., Hızlı Sayar, G. ve Demir, V. (2025). Sanat terapisi programının ergenlerin öz şefkat, duygusal ve psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisi. Ege Eğitim Dergisi, 26(1), 33–46. https://doi.org/10.12984/egeefd.1520084
  • Köksal, Z., Topkaya, N. ve Şahin, E. (2023). Üniversite öğrencilerinde cinsiyet, psikolojik kırılganlık ve öz şefkatin psikolojik iyi oluş ile ilişkisinin incelenmesi. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 22(87).
  • Altınok, B. ve Dağ, İ. (2024). Psikolojik iyi oluşu belirleyen bazı faktörler: Sağlık kaygısı, duygu düzenleme güçlüğü ve sağlık kontrol odağı. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 11(3).
Rukiye Küçükkaya
Rukiye Küçükkaya
Rukiye KÜÇÜKKAYA, çocuk ve ergen psikolojisi alanında uzmanlaşmış bir psikolog, yazar ve eğitmendir. Mesleki bilgi birikimini, bireylerin psikolojik iyi oluşuna katkı sunacak içeriklerle birleştirerek, farklı yaş gruplarına yönelik çalışmalar yürütmektedir. Yazarlık kariyerine, çocukların duygusal farkındalığını artırmayı hedefleyen Derinliklerde Balıkgiller adlı eseriyle başlamıştır. Bu çalışma, çocukların duygularını tanıma, anlama ve ifade etme becerilerini desteklemeyi amaçlamaktadır. Ebeveynlere ve yetişkin bireylere yönelik psikolojik içerikler üretmekte; podcast yayınları, seminer çalışmaları ve yazılı materyaller aracılığıyla geniş bir kitleye ulaşmaktadır. Tüm çalışmalarında psikoloji bilgisini bilimsel temellere dayalı, sade ve erişilebilir bir dille aktarmayı ilke edinmiştir. Özellikle çocuklarla kurulan sağlıklı ilişkilerin gelişimsel süreçteki önemine dikkat çekmektedir. Bu ilkeler doğrultusunda, İstanbul’da özel bir kurumda terapist olarak mesleki çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar