Bugün Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bahçesinde karşılaştığım bir heykel, adı “Umuda Dokunuş.” Hastanenin resmi tarihçesine göre heykel, Seval Alp ve Hayati Çil tarafından yapılmış ve 2008 yılında açılmıştır. Heykelin yanında ise şu dört dize yer almaktadır:
“Ruhumuz yüreğinize işler
Tebessümünüz hüznümüzü bölüşür
Devran döner yerimiz değişir
Aslında biz siziz, siz bizsiniz.”
İlk bakışta bu dizeler umut, dayanışma ve karşılıklı anlayış üzerine kurulmuş şiirsel bir anlatım gibi görünebilir. Ancak ruh sağlığının tarihsel ve toplumsal bağlamı içinde düşünüldüğünde, çok daha temel bir soruya işaret eder: Ruhsal hastalık yaşayan bireylerle toplumun geri kalanı arasına çizilen sınırlar gerçekten ne kadar kesindir?
Ruhsal hastalıklar uzun yıllar boyunca “normal–anormal”, “sağlıklı–hasta” gibi karşıtlıklar üzerinden ele alınmıştır. Bu kategorik bakış, bireyin psikiyatrik tanısının zaman zaman kişiliğinin, yaşam öyküsünün ve sosyal kimliğinin önüne geçmesine neden olabilmektedir. Damgalama da tam olarak bu noktada ortaya çıkar: kişi, yaşadığı ruhsal güçlüklerden bağımsız ve çok boyutlu bir birey olmaktan çıkarılarak yalnızca tanısıyla tanımlanmaya başlanır.
Türkiye’de yürütülen çalışmalar, ruhsal hastalıklara ilişkin tehlikelilik, zayıflık ve sosyal işlev kaybı gibi inançların damgalayıcı tutumları besleyebildiğini göstermektedir. Çam ve Bilge’nin Türkiye’de yürütülen araştırmaları değerlendirdikleri sistematik derleme de ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumların toplumda ve sağlık çalışanları arasında önemli bir sorun olmaya devam ettiğine dikkat çekmektedir.
“Ruhumuz yüreğinize işler”
Bu ilk dize, ruh sağlığı alanındaki temas ve empati kavramlarını düşündürmektedir. Damgalama çoğu zaman mesafeyle güçlenir. Ruhsal hastalık yaşayan bireylerle doğrudan ve nitelikli temas kurulduğunda ise kişinin yalnızca bir tanıdan ibaret olmadığı daha görünür hâle gelir. Corrigan ve arkadaşlarının meta-analizi, özellikle doğrudan temas temelli müdahalelerin ruhsal hastalıklara ilişkin önyargı ve sosyal mesafenin azaltılmasında etkili olabileceğini göstermektedir.
Buradaki “yüreğe işlemek” ifadesi bu nedenle yalnızca duygusal bir yakınlaşma olarak değil, karşımızdakinin yaşantısını yabancılaştırmaktan vazgeçmek olarak da okunabilir. Kişinin hikâyesine, ilişkilerine, kayıplarına ve iyileşme deneyimine temas etmek; onu yalnızca belirtileri üzerinden değerlendiren bakışı dönüştürebilir.
“Tebessümünüz hüznümüzü bölüşür”
İkinci dize, ruhsal iyileşmenin sosyal ve ilişkisel boyutuna dikkat çekmektedir. Ruhsal iyileşme yalnızca semptomların azalması anlamına gelmez. Bireyin yeniden ilişki kurabilmesi, kabul edildiğini hissetmesi, toplumsal hayata katılması ve yaşamı üzerinde yeniden söz sahibi olabilmesi de iyileşme sürecinin önemli parçalarıdır.
Bu bağlamda “tebessüm”, ruhsal sorunların olumlu düşünmekle çözülebileceğine yönelik yüzeysel bir mesaj olarak değil; insani temasın ve duygusal eşlik etmenin sembolü olarak değerlendirilebilir. Acıyı ortadan kaldıramasak bile ona tanıklık edebilir, kişiyi yaşadığı güçlükle yalnız bırakmayabiliriz. İçselleştirilmiş damgalama üzerine yapılan çalışmalar da bunun önemini göstermektedir. Birey, toplumdaki olumsuz yargıları kendi benliğine yönelttiğinde benlik saygısı, sosyal katılım ve iyileşmeye dair umut olumsuz etkilenebilmektedir. Dolayısıyla psikolojik destek kadar kişinin içinde bulunduğu sosyal çevrenin kabul edici ve kapsayıcı olması da önem taşımaktadır.
“Devran döner, yerimiz değişir”
Üçüncü dize ise ruh sağlığını sabit kategorilerden çok bir süreklilik içerisinde düşünmeye davet etmektedir. Ruhsal sağlık ile ruhsal hastalık arasında değişmez ve aşılmaz bir sınır bulunduğunu varsaymak yerine, bireylerin yaşamları boyunca farklı düzeylerde psikolojik zorlanma yaşayabileceklerini kabul eden süreklilik yaklaşımı son yıllarda daha fazla önem kazanmıştır. Peter ve arkadaşlarının sistematik derleme ve meta-analizi, ruhsal sağlık ile ruhsal hastalık arasında bir süreklilik olduğuna yönelik inancın daha düşük damgalama ve daha az sosyal mesafe isteğiyle ilişkili olabileceğini göstermektedir.
“Devran döner, yerimiz değişir” dizesi bu açıdan varoluşsal bir anlam taşımaktadır. İnsan hayatındaki konumlar sabit değildir. Bazen güçlü hisseder, bazen kırılganlaşırız; bazen destek veren olur, bazen desteğe ihtiyaç duyarız. Ruhsal zorlanma, yalnızca belirli bir grubun deneyimi değil, insan yaşamının farklı dönemlerinde farklı biçimlerde ortaya çıkabilen bir olasılıktır.
“Aslında biz siziz, siz bizsiniz”
Son dize ise heykelin bütün mesajını tek bir cümlede yoğunlaştırıyor gibidir. Damgalamanın en güçlü sonuçlarından biri, ruhsal hastalık yaşayan kişiyi ayrı bir toplumsal kategoriye yerleştirmesidir. Bu ayrım, sosyal mesafeyi artırabilir; kişinin eğitim, iş, ilişkiler ve sağlık hizmetlerine erişim gibi yaşam alanlarında ayrımcılıkla karşılaşmasına yol açabilir.
2022 tarihli Lancet Komisyonu da ruh sağlığı alanındaki damgalama ve ayrımcılığı yalnızca bireysel önyargılarla sınırlı bir sorun olarak değil, insanların haklarını, sosyal katılımını ve yaşam fırsatlarını etkileyen çok boyutlu bir mesele olarak ele almaktadır. Bu nedenle “Aslında biz siziz, siz bizsiniz” ifadesi yalnızca empati çağrısı olarak değil, psikiyatrik tanıların insanları farklı bir insan kategorisine dönüştürmediğini hatırlatan bir ifade olarak okunabilir.
Sanatın Söyleyemediğimizi Söyleme Biçimi
“Umuda Dokunuş” heykelini anlamlı kılan unsurlardan biri de mesajını bir ders kitabı, bilgilendirme broşürü ya da klinik tanım üzerinden değil, sanat aracılığıyla vermesidir.
Sanat, ruh sağlığı gibi kimi zaman soyut ve karmaşık deneyimlerin duygusal düzeyde anlaşılabilmesine alan açabilir. Ruh sağlığı damgalamasını azaltmaya yönelik sanat temelli müdahaleleri inceleyen araştırmalar da bu tür yaklaşımların bazı damgalayıcı tutumlar üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte mevcut bulgular, sanatın tek başına damgalamayı ortadan kaldıran bir araç olarak değil, düşünmeyi ve karşılaşmayı kolaylaştıran bir alan olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Belki de “Umuda Dokunuş”un en güçlü tarafı tam olarak burada ortaya çıkmaktadır: Bir cevap vermekten çok, karşısında duran kişiye bir soru yöneltmektedir.
Ruhsal hastalık yaşayan bir insanı gördüğümüzde önce tanısını mı, yoksa kişiyi mi görüyoruz?
Bir psikiyatri hastanesinin bahçesinde yer alan bu dört dize, ruh sağlığını yalnızca klinik belirtiler üzerinden değil; ilişki, toplumsal kabul, kırılganlık ve insan olmanın ortaklığı üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.
“Devran döner, yerimiz değişir.”
Roller değişebilir, yaşam koşulları değişebilir, psikolojik dayanıklılığımız zaman içinde farklılaşabilir. Ancak tüm bu değişimin altında ortak kalan bir şey vardır: insan olma deneyimi.
Belki de heykelin son dizesinin gücü de tam olarak buradan gelmektedir: “Aslında biz siziz, siz bizsiniz.”
Kaynakça
- Çam, O., & Bilge, A. (2013). Türkiye’de ruhsal hastalığa/hastaya yönelik inanç, tutum ve damgalama süreci: Sistematik derleme. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 4(2), 91–101. https://doi.org/10.5505/phd.2013.92300
- Çam, O., & Çuhadar, D. (2011). Ruhsal hastalığa sahip bireylerde damgalama süreci ve içselleştirilmiş damgalama. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 2(3), 136–140.
- Corrigan, P. W., Morris, S. B., Michaels, P. J., Rafacz, J. D., & Rüsch, N. (2012). Challenging the public stigma of mental illness: A meta-analysis of outcome studies. Psychiatric Services, 63(10), 963–973. https://doi.org/10.1176/appi.ps.201100529
- Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi. (2025, August 25). Tarihçe. T.C. Sağlık Bakanlığı.
- Gaiha, S. M., Salisbury, T. T., Usmani, S., Koschorke, M., Raman, U., & Petticrew, M. (2021). Effectiveness of arts interventions to reduce mental-health-related stigma among youth: A systematic review and meta-analysis. BMC Psychiatry, 21, Article 364. https://doi.org/10.1186/s12888-021-03350-8
- Leamy, M., Bird, V., Le Boutillier, C., Williams, J., & Slade, M. (2011). Conceptual framework for personal recovery in mental health: Systematic review and narrative synthesis. The British Journal of Psychiatry, 199(6), 445–452. https://doi.org/10.1192/bjp.bp.110.083733
- Peter, L.-J., Schindler, S., Sander, C., Schmidt, S., Muehlan, H., McLaren, T., Tomczyk, S., Speerforck, S., & Schomerus, G. (2021). Continuum beliefs and mental illness stigma: A systematic review and meta-analysis of correlation and intervention studies. Psychological Medicine, 51(5), 716–726. https://doi.org/10.1017/S0033291721000854 Thornicroft, G., Sunkel, C., Alikhon Aliev, A., Baker, S., Brohan, E., El Chammay, R., Davies, K., Demissie, M., Duncan, J., Fekadu, W., Gronholm, P. C., Guerrero, Z., Gurung, D., Habtamu, K., Hanlon, C., Heim, E., Henderson, C., Hijazi, Z., Hoffman, C., . . . Winkler, P. (2022). The Lancet Commission on ending stigma and discrimination in mental health. The Lancet, 400(10361), 1438–1480. https://doi.org/10.1016/S0140-6736(22)01470-2


