Giriş: Bazen Sorun Bağımlı Olduğumuz Şey Değildir
Bir insan neden kumar oynar? Neden saatlerini telefonda geçirir? Neden bir maddeyi tekrar tekrar kullanır ya da kendisine zarar veren bir ilişkinin içinde kalmaya devam eder?
Bu sorulara çoğu zaman davranışın kendisini işaret ederek cevap veririz: Kumar oynuyor, madde kullanıyor, telefondan kopamıyor ya da o kişiden ayrılamıyor.
Oysa bağımlılığı anlamak yalnızca “Neye bağımlı?” sorusunu sormakla tamamlanmaz. Daha önemli bir soru vardır: “Bu davranış onun hayatında ne işe yarıyor?”
Bağımlılık, yalnızca bir nesneye veya davranışa duyulan yoğun istekten ibaret değildir. Madde kullanım bozuklukları ve davranışsal bağımlılıklar; biyolojik yatkınlıkların, öğrenme süreçlerinin, çevresel koşulların ve kişinin duygusal yaşantısının birbirleriyle etkileşimi içinde gelişir (Volkow et al., 2016). Bu nedenle görünen davranışın ardındaki işlevi anlamak, bağımlılığın tedavisinde önemli bir başlangıç noktasıdır.
Bağımlılık Bazen Bir Duygu Düzenleme Aracına Dönüşebilir
İnsan davranışlarının önemli bir bölümü, kişinin içinde bulunduğu duygusal durumu değiştirme işlevi taşır. Bazı davranışlar hoşnutluk yaratırken bazıları sıkıntıyı azaltır, dikkati başka yöne çeker veya kısa süreli bir rahatlama sağlar.
Bağımlılıkta bu mekanizma giderek güçlenebilir. Kişi yalnızca haz almak için değil, kaygıyı azaltmak, üzüntüden uzaklaşmak, sıkıntıyı bastırmak veya zihnini meşgul etmek için de maddeye ya da davranışa yönelebilir. Özellikle olumsuz duygulardan kaçınmanın madde kullanımıyla ilişkili olabileceğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır (Khantzian, 1997).
Burada önemli bir ayrım vardır: Her bağımlılık deneyiminin altında aynı psikolojik ihtiyaç bulunmaz. Bir kişi için kumar heyecan ve ödül beklentisiyle ilişkiliyken, başka biri için ekonomik sorunlardan kaçış veya yoğun stres karşısında geçici bir rahatlama aracı olabilir.
Dolayısıyla bağımlılığı tek bir psikolojik açıklamaya indirgemek yerine, kişinin davranışının hangi koşullarda ortaya çıktığını ve hangi sonuçlarla sürdüğünü anlamak gerekir.
Kısa Vadeli Rahatlama, Uzun Vadeli Bedel
Bağımlılık döngüsünün en güçlü taraflarından biri, davranışın kısa vadede işe yarıyor gibi görünmesidir.
Kumar oynayan kişi birkaç dakika boyunca heyecan hissedebilir. Madde kullanan kişi zihinsel bir rahatlama yaşayabilir. Sosyal medyada geçirilen uzun bir zaman, yalnızlık veya sıkıntı duygusunu geçici olarak uzaklaştırabilir.
Fakat kısa vadeli rahatlama, uzun vadede aynı davranışın daha sık tekrarlanmasına yol açabilir. Davranışın ardından ortaya çıkan olumsuz sonuçlar ise yeni stres kaynakları yaratır. Böylece kişi stres yaşar, davranışa yönelir, kısa süreli rahatlar; ardından sorunlar büyür ve yeniden davranışa ihtiyaç duyar.
Bu, bağımlılığın yalnızca “irade eksikliği” olarak açıklanamayacağını gösteren önemli bir noktadır. Davranış, kişinin yaşamında öğrenilmiş ve pekişmiş bir işleve sahip hale gelmiştir (Koob & Volkow, 2016).
Boşluğu Doldurmak Değil, İhtiyacı Anlamak
Bağımlılık tedavisinde davranışı ortadan kaldırmak elbette önemlidir. Ancak yalnızca “bırak” demek çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü kişi davranışı bıraktığında onun daha önce karşıladığı işlevsel ihtiyacın ne olacağı da düşünülmelidir.
Eğer kumar, kişinin yoğun sıkıntısını geçici olarak azaltıyorsa alternatif baş etme becerileri geliştirilmelidir. Eğer madde kullanımı sosyal kaygıyı azaltıyorsa, kişinin bu duyguyla baş edebilmesine yardımcı olunmalıdır. Eğer telefon kullanımı yalnızlığı uzaklaştırıyorsa, sosyal bağların ve günlük yaşamın yeniden yapılandırılması tedavinin önemli bir parçası olabilir.
Bu yaklaşım, bağımlılığı mazur görmek anlamına gelmez. Tam tersine, davranışın işlevini anlamak kişiye daha gerçekçi müdahale alanları açar.
Sonuç: “Neden Bırakamıyorsun?” Yerine “Ne İşe Yarıyor?”
Bağımlılık hakkında konuşurken kullandığımız dil önemlidir. “Neden hâlâ yapıyorsun?” sorusu kişiyi utanç ve savunmaya itebilir. “Bunu yaptığında ne değişiyor?” sorusu ise davranışın işlevini anlamaya kapı açar.
Çünkü bağımlılığı anlamak, yalnızca kişinin ne kullandığına veya ne yaptığına bakmak değildir. Hangi duygudan kaçtığını, hangi ihtiyacı karşılamaya çalıştığını, hangi koşullarda davranışın güçlendiğini ve davranış ortadan kalktığında yaşamında neyin eksik kalacağını da görebilmektir.
Belki de bağımlılık hakkında sorabileceğimiz en güçlü soru şudur:
“İnsan neden kendisine zarar veren bir şeye tutunur?”
Bazen cevap hazdır, bazen kaçıştır, bazen alışkanlık, bazen ödül beklentisi… Çoğu zaman ise bunların birkaçının birleşimidir.
Bu nedenle bağımlılıkla mücadele yalnızca bir davranışı hayatımızdan çıkarmak değil; o davranışın hayatımızdaki yerini anlamak ve yerine daha sağlıklı seçenekler koyabilmektir. Çünkü bir davranışı susturmak başka, kişinin o davranışa artık ihtiyaç duymayacağı bir yaşam kurabilmek bambaşka bir şeydir.
Kaynakça
- Khantzian, E. J. (1997). The self-medication hypothesis of substance use disorders: A reconsideration and recent applications. Harvard Review of Psychiatry, 4(5), 231–244. https://doi.org/10.3109/10673229709030550
- Koob, G. F., & Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction: A neurocircuitry analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 760–773. https://doi.org/10.1016/S2215-0366(16)00104-8
- Volkow, N. D., Koob, G. F., & McLellan, A. T. (2016). Neurobiologic advances from the brain disease model of addiction. New England Journal of Medicine, 374(4), 363–371. https://doi.org/10.1056/NEJMra1511480


