“Bir arkadaşımla da konuşsam aynı şey olmaz mı?”
Belki de terapi hakkında en sık akla gelen sorulardan biri budur. Sonuçta terapi odasında da iki insan karşılıklı oturur, biri yaşadıklarını anlatır, diğeri dinler. Dışarıdan bakıldığında bu, sıradan bir sohbetten çok da farklı görünmeyebilir.
Peki terapiyi terapi yapan nedir? Neden zorlandığımızda bir arkadaşımızla konuşmak bize iyi gelebilirken, bazı durumlarda profesyonel bir yardım alma ihtiyacı duyarız? İki insanın konuşmasını psikoterapiye dönüştüren şey yalnızca konuşmanın kendisi değildir. Terapi; belirli amaçları, mesleki bilgi ve becerileri, etik sınırları ve kendine özgü bir ilişki biçimi olan profesyonel bir süreçtir.
Günlük hayatımızda bir problem yaşadığımızda çoğu zaman çevremizden destek alırız. Bir arkadaşımız bizi dinler, yaşadıklarımızı anlamaya çalışır ve bazen tavsiyelerde bulunur. Çünkü arkadaşlık ilişkilerinde karşılıklılık vardır. Birbirimizi dinler, kendi deneyimlerimizden yola çıkarak fikirlerimizi paylaşır ve gerektiğinde birbirimize yol göstermeye çalışırız.
Terapi ise farklı bir amaç üzerine kuruludur. Terapist, danışanın hayatındaki sorun hakkında kendi yaşam deneyimini merkeze koyarak bir karar vermeye çalışmaz. Bunun yerine danışanın kendi düşüncelerini, duygularını, ihtiyaçlarını ve davranışlarını daha iyi anlamasına yardımcı olur. Bu nedenle terapide amaç her zaman “Ne yapmalısın?” sorusunun cevabını vermek değildir.
Terapide danışan konuşurken terapist çoğu zaman oldukça sessizdir. Bu durum bazen dışarıdan bakıldığında “Sadece dinliyor, bunun neresi terapi?” sorusunu doğurabilir. Oysa terapötik dinleme, günlük hayattaki dinlemeden farklıdır.
Terapist yalnızca söylenen kelimeleri değil; konuşmanın içindeki duyguları, tekrar eden düşünceleri, davranış örüntülerini ve kişinin yaşadığı problemlerle kurduğu ilişkiyi de anlamaya çalışır. Örneğin bir kişi sürekli olarak “Kimse beni gerçekten önemsemiyor” diyebilir. Terapide yalnızca bu cümlenin doğru olup olmadığı tartışılmaz. Bu düşüncenin ne zaman ortaya çıktığı, kişinin ilişkilerinde nasıl davrandığı, başkalarının davranışlarını nasıl yorumladığı ve bu düşüncenin kişinin hayatını nasıl etkilediği de araştırılabilir.
Peki terapist neden her zaman tavsiye vermiyor?
Bir danışan terapide ilişkisiyle ilgili bir problem anlatabilir ve terapistin ona açıkça “Ayrıl” ya da “Devam et” demesini bekleyebilir. Fakat terapistin görevi çoğu zaman danışanın yerine karar vermek değildir.
Çünkü bir başkasının bizim için verdiği karar, kısa vadede rahatlatıcı olsa bile uzun vadede kendi kararlarımızı verme becerimizi geliştirmeyebilir. Terapi, kişinin kendi iç dünyasını ve seçimlerini daha iyi anlayabilmesine alan açmayı amaçlar.
Bu, terapistin hiçbir zaman yönlendirme yapmadığı anlamına gelmez. Kullanılan terapi yaklaşımına ve danışanın ihtiyaçlarına göre terapist çeşitli teknikler, egzersizler veya öneriler sunabilir. Ancak bunlar rastgele verilen tavsiyelerden ziyade belirli bir terapötik çerçeve içerisinde ele alınır.
Günlük bir sohbette uzun bir sessizlik olduğunda genellikle onu doldurmaya çalışırız. “Neyse, başka ne konuşsak?” deriz. Çünkü sessizlik bazen rahatsız edici olabilir. Terapi odasında ise sessizlik farklı bir anlam taşıyabilir.
Danışan bir soruyla karşılaştığında hemen cevap vermek yerine düşünmek isteyebilir. Bazen kelimelere dökemediği bir duyguyla karşılaşabilir. Bazen de aslında söylemek istediği şeyi söylemekten çekiniyor olabilir. Bu nedenle terapist her sessizliği hemen doldurmak zorunda değildir.
Terapi her zaman iyi hissettiren bir sohbet değildir. Belki de terapiyle ilgili en önemli yanlış beklentilerden biri, her seansın sonunda kişinin kendisini daha iyi hissetmesi gerektiğidir. Oysa terapi bazen rahatlatıcı olabilirken bazen de zorlayıcı olabilir. Çünkü değişim, yalnızca güzel hissettiren şeyleri konuşmaktan ibaret değildir. Kişi zaman zaman kaçındığı duygularla, tekrar eden davranışlarıyla veya kendisi hakkındaki bazı düşüncelerle yüzleşebilir.
Bu nedenle terapiden çıktıktan sonra “Bugün neden bu kadar düşündüm?” veya “Neden kendimi daha hassas hissediyorum?” demek her zaman terapinin işe yaramadığı anlamına gelmez. Öte yandan sürekli olarak kötüleşmek, anlaşılmadığını hissetmek veya terapide ilerleme görememek de görmezden gelinmesi gereken durumlar değildir. Terapi sürecinde danışanın terapistiyle bunları konuşabilmesi önemlidir. Terapi, danışanın pasif olduğu bir süreç değil; iş birliğine dayanan aktif bir çalışmadır.
Kişi, kendi hayatına ilk kez biraz daha dışarıdan bakmayı öğrenir.
Ve belki de terapiyi sıradan bir sohbetten ayıran en önemli nokta, yalnızca birinin bizi dinlemesi değil; kendimizi daha iyi duyabilmemiz için bize bir alan açılmasıdır.
Kaynakça
- Flückiger, C., Del Re, A. C., Wampold, B. E., & Horvath, A. O. (2018). The alliance in adult psychotherapy: A meta-analytic synthesis. Psychotherapy, 55(4), 316–340. https://doi.org/10.1037/pst0000172 PubMed
- American Psychological Association. (2023). Understanding psychotherapy and how it works. APA
- American Psychological Association. (2023). Get the facts about psychotherapy. APA


