Pazar, Ağustos 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hibristofili: Neden Bazı İnsanlar Suç İşleyen Birini Romantize Eder?

Bir seri katilin fotoğrafının altındaki “çok yakışıklı”, “aslında kötü biri olduğuna inanamıyorum” ya da “onu ben değiştirebilirdim” yorumları ilk bakışta oldukça çelişkili görünebilir. Toplum tarafından ağır biçimde kınanan bir davranışın failine karşı romantik veya cinsel ilgi duyulması nasıl mümkün olabilir?

Bu olgunun en dikkat çekici örneklerinden biri hibristofili olarak adlandırılır. Terim, başka bir kişinin işlediği suçlara veya toplumsal açıdan kabul edilemez davranışlara yönelik romantik ya da cinsel çekimi tanımlamak için kullanılır. Kavramın kökeni eskiye dayansa da doğrudan hibristofili üzerine yapılan bilimsel araştırmalar hâlâ oldukça sınırlıdır. Bu nedenle, suç işleyen kişileri romantize eden herkesin hibristofilik olduğunu söylemek doğru değildir. Asıl ilginç olan ise şudur: Suçun kendisi neden bazı insanlar için çekiciliğin bir parçasına dönüşebilir?

Tehlike neden çekici gelebilir?

İnsan zihni tehlikeye karşı yalnızca kaçınma tepkisi vermez. Tehlike aynı zamanda merak, uyarılma ve yoğun duygusal deneyim yaratabilir. Korku filmlerini izlemek, yüksek riskli sporları takip etmek veya gerçek suç hikâyelerine ilgi duymak bunun daha gündelik örnekleridir.

Burada önemli olan, kişinin tehlikeyi gerçek anlamda yaşaması ile onu güvenli bir mesafeden deneyimlemesi arasındaki farktır. Bir suçlunun hikâyesini ekrandan takip eden kişi fiziksel olarak güvende olabilir; ancak suç, ölüm, gizem ve risk gibi unsurlar yoğun bir duygusal uyarılma yaratabilir. Bu durum bazı kişilerde failin kendisine yönelik merakın artmasına neden olabilir. Merak zamanla hayranlığa, hayranlık ise romantik bir anlatıya dönüşebilir.

Ancak “tehlikeli olan herkes çekicidir” şeklinde bir sonuç çıkarmak bilimsel olarak doğru değildir. Aksine, 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada antisosyal özellikler ve suç davranışının, şöhret, zenginlik veya fiziksel çekicilikle birlikte sunulduğunda dahi genel olarak romantik çekiciliği artırmadığı; insanların daha prososyal partner profillerini tercih ettiği bulundu. Çalışmanın dikkat çekici sonucu, antisosyal özelliklere yönelik çekimin daha çok kişinin kendi özellikleriyle benzerlik göstermesiyle ilişkili olmasıydı. Dolayısıyla mesele yalnızca “tehlike çekicidir” kadar basit değildir.

Hibristofili: Suçluya Duyulan Çekim

Hibristofili, kişinin başka birinin suç teşkil eden veya ciddi biçimde toplumsal normları ihlal eden davranışlarına yönelik romantik ya da cinsel çekim hissetmesiyle ilişkilidir. Literatürde fenomenin farklı biçimlerinden söz edilir ve özellikle şiddet içeren suçlar söz konusu olduğunda daha dikkat çekici örnekler ortaya çıkar.

Örneğin bazı vakalarda kişiler hapishanedeki ağır suç failleriyle romantik ilişkiler kurabilmekte, onlara mektuplar göndermekte veya suç geçmişlerine rağmen yoğun bir duygusal bağ geliştirebilmektedir. 2019 tarihli bir vaka çalışması, kadın bir seri katile yönelik yoğun çekim geliştiren ve daha sonra onun suçlarına yardım eden erkekleri incelemiş; hibristofilinin yalnızca kadınlarda görülen bir fenomen olduğu yönündeki varsayımların da sorgulanması gerektiğini göstermiştir.

Bununla birlikte hibristofiliyi bir “tanı” olarak değerlendirmek doğru değildir. Aynı şekilde, suçlu bir kişiyi ilginç, karizmatik veya çekici bulmak da tek başına hibristofili anlamına gelmez. Burada merak ile romantizasyon arasındaki sınırı korumak gerekir.

“Kötü ama çekici”: Dark Triad'ın rolü

Suçlu romantizasyonunu anlamaya çalışırken sık başvurulan kavramlardan biri Dark Triad, yani narsisizm, Makyavelizm ve subklinik psikopatiyi kapsayan kişilik özellikleri kümesidir. Bu özelliklerin bazı bileşenleri; özgüven, baskınlık, manipülatif davranış, duygusal soğukluk ve empati eksikliği gibi özelliklerle ilişkilidir. Bazı araştırmalar, özellikle narsisizmin sosyal ortamlarda özgüven ve karizma gibi özellikler üzerinden ilk izlenimlerde avantaj sağlayabileceğini göstermiştir. Ancak bu, Dark Triad özelliklerinin genel olarak romantik açıdan arzu edilir olduğu anlamına gelmez.

Nitekim daha yakın tarihli araştırmalar bu konudaki önceki bulguların oldukça karmaşık olduğunu gösteriyor. 2025'te yayımlanan geniş örneklemli bir çalışmada, Dark Triad özellikleri yüksek kişilerin romantik partner olarak sistematik biçimde daha çekici bulunmadığı; sonuçların fiziksel çekicilik ve araştırma tasarımına göre değişebildiği görüldü. Dolayısıyla “kadınlar kötü erkeklerden hoşlanır” gibi genellemeler bilimsel açıdan savunulabilir değildir. Bazen mesele suç değil, kişidir.

Burada önemli bir başka mekanizma emofilidir. Emofili, hızlı, kolay ve sık biçimde âşık olma eğilimini ifade eder. 2021 yılında yayımlanan bir araştırmada emofilinin, Dark Triad özellikleri yüksek kişilere yönelik romantik çekimin önemli bir yordayıcısı olduğu bulundu. Araştırmada emofilisi yüksek bireyler yalnızca “karanlık” özellikler taşıyan kişilere değil, genel olarak farklı hedeflere daha fazla romantik ilgi gösterme eğilimindeydi. Bu bulgu önemli bir noktaya işaret eder: Bazen kişiyi tehlikeli yapan özelliklerden çok, kişinin ilişki kurma biçimi romantik çekimin yönünü belirliyor olabilir. Hızlı idealizasyon, kırmızı bayrakları göz ardı etme ve kısa sürede yoğun duygusal bağ geliştirme eğilimi, tehlikeli kişilerle kurulan ilişkiler açısından risk oluşturabilir.

“Ben onu değiştirebilirim.”

Suçlu romantizasyonunun bir diğer boyutu ise kurtarıcı fantezisidir. Bazı kişiler için suç işlemiş bir insan yalnızca “suçlu” değildir; onun arkasında travma yaşamış, anlaşılmamış veya toplum tarafından dışlanmış bir birey vardır. Kişi kendisini diğerlerinden farklı bir konuma yerleştirerek “Onun gerçek halini ben görüyorum” veya “Bana karşı farklı olur” düşüncesine kapılabilir. Burada empati ile romantizasyon arasındaki çizgi bulanıklaşabilir.

Bir kişinin geçmiş travmalarını anlamak, onun davranışlarının nedenlerini araştırmak veya psikopatolojik özelliklerini değerlendirmek bilimsel açıdan gereklidir. Ancak bir davranışı açıklamak, onu haklı çıkarmak değildir. Failin çocukluk travması olması, maruz kaldığı şiddet veya yaşadığı ihmal; suç davranışının gelişimini açıklayabilir. Fakat bunlar otomatik olarak failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Medya faili nasıl “karaktere” dönüştürüyor?

Günümüzde suç romantizasyonunun yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanması da yetersiz kalır. Sosyal medya ve dijital içerik kültürü, gerçek kişileri hikâye karakterlerine dönüştürebiliyor. Bir suçlunun hayatı anlatılırken onun çocukluğu, görünüşü, ilişkileri, travmaları, zekâsı veya sıra dışı özellikleri ayrıntılı biçimde sunulabiliyor. Bir süre sonra gerçek insan ile medya tarafından oluşturulan karakter birbirinden ayrılmaya başlıyor. Bu noktada fail artık yalnızca “suç işleyen kişi” değil; gizemli, travmatik geçmişe sahip, zeki, karizmatik veya “anlaşılmamış” bir karakter olarak algılanabiliyor.

2026 tarihli bir derleme de dijital medyanın suç anlatılarının görünürlüğünü artırdığını ve bazı suçluların daha anlaşılır ya da çekici figürler olarak sunulmasının suçun algılanışını etkileyebileceğini vurguluyor. Bu durum özellikle gerçek suç içeriklerinin tüketiminde önem kazanıyor. Çünkü izleyici suçun kendisinden ziyade failin kişiliğine odaklanmaya başladığında, kurbanın hikâyesi geri planda kalabilir.

“Yakışıklıysa kötü olamaz” yanılgısı

Romantizasyonun başka bir ayağı da halo etkisi, yani bir kişinin olumlu görülen tek bir özelliğinin diğer özelliklerine ilişkin değerlendirmeleri etkilemesidir. Fiziksel olarak çekici, karizmatik veya sosyal açıdan başarılı görünen bir kişi hakkında daha olumlu değerlendirmeler yapma eğiliminde olabiliriz. Bu nedenle fiziksel çekicilik, failin davranışlarının algılanışını da etkileyebilir. Fakat burada da dikkatli olmak gerekir. Fiziksel çekicilik ile suç romantizasyonu arasında otomatik bir ilişki bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim güncel araştırmalar, fiziksel çekiciliğin tek başına antisosyal veya suç davranışını romantik açıdan kabul edilebilir hâle getirmediğini gösteriyor.

Dolayısıyla “yakışıklı olduğu için romantize edildi” açıklaması çoğu zaman tek başına yetersizdir. Fiziksel görünüş; medya anlatısı, kişilik özellikleri, bireyin ilişki kurma biçimi ve izleyicinin kendi psikolojik özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Suçluyu anlamak, suçluyu romantize etmek değildir

Suç işleyen bir kişinin psikolojisini anlamaya çalışmak adli psikolojinin temel amaçlarından biridir. Failin kişilik özelliklerini, motivasyonlarını, bilişsel süreçlerini, geçmiş deneyimlerini ve davranış örüntülerini incelemek; suç davranışının nasıl ortaya çıktığını anlamamıza yardımcı olur.

Ancak psikolojik açıklama ile romantizasyon birbirinden ayrılmalıdır. Bir seri katilin travmatik çocukluğunu araştırmak onu savunmak değildir. Bir failin psikopatik özelliklerini incelemek ona hayranlık duymak değildir. Bir suçlunun neden böyle davrandığını anlamaya çalışmak, davranışının ahlaki veya hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Asıl sorun, failin hikâyesinin davranışının önüne geçtiği noktada başlar. Çünkü romantizasyon, suçun ağırlığını azaltabilir; kurbanı görünmez hâle getirebilir ve failin sorumluluğunu “trajik geçmiş”, “aşk”, “çekicilik” veya “anlaşılmamışlık” anlatılarının içinde eritebilir.

Sonuç olarak hibristofili, suçlu romantizasyonunun tek ve evrensel açıklaması değildir. Bazı bireylerde romantik veya cinsel çekimin doğrudan suç davranışıyla bağlantılı olduğu görülürken, diğerlerinde mesele daha çok kişilik özellikleri, hızlı âşık olma eğilimi, fiziksel çekicilik, merak, medya anlatıları veya kurtarıcı fantezileriyle ilişkili olabilir.

Belki de burada sorulması gereken en önemli soru “Neden bazı insanlar suçluları çekici buluyor?” değil, şudur: Bir suçlunun hikâyesini dinlerken ne zaman faili anlamaya çalışmayı bırakıp onu romantik bir karaktere dönüştürmeye başlıyoruz? Bu sınır, psikolojik merak ile romantizasyon arasındaki en önemli ayrımlardan biridir.

Elif Nursel Kanber
Elif Nursel Kanber
Psikolog Elif Nursel Kanber, lisans eğitimini Ondokuz Mayıs Üniversitesinde yüksek onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. Şu anda Polis Akademisi Adli Bilimler Enstitüsünde Adli Psikoloji (İngilizce) Tezli Yüksek Lisans öğrencisi ve İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi Önlisans programında 2. sınıf öğrencisidir. Lisans eğitimi boyunca çeşitli eğitimlere ve konferanslara katılmış; 2021-2025 yılları arasında bir organizasyonda İngilizce-Türkçe çevirmen olarak görev yapmıştır. Aynı dönemde yerel bir vakıfta gönüllü olarak çalışarak çocuk kamplarında ve haftalık çocuk derslerinde etkinlik öğretmenliği ve gözetmenlik yapmıştır. Çeşitli psikometrik testlerde uygulayıcı yetkinliğe sahip olup Türkçe ve İngilizce dillerinde danışan görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar