“Koluma attığım kesiklerden akan kanı gördükçe, zihnimdeki pis düşüncelerden kurtulduğumu hissediyorum. Bedenimi terk eden her bir kan damlası, beraberinde yüreğimdeki karanlık duyguları da götürüyor sanki.” Kollarına jiletle faça atma alışkanlığı olan bir Türk gencinin bu sözleri, insanı kendi doğasını sorgulamaya iter. İnsan neden bilerek ve isteyerek kendine zarar verir? Bu durum sinir sistemine nasıl yansır? Tedavi edilebilir mi? Yazımızda bu sorular cevaplanmaya çalışılacak, bu yolda kendine zarar verme davranışının tanımlarından, nörobiyolojisinden bahsedilecek olup olası tedavi yöntemleri anlatılacaktır.
Tanımı
İntihar niyeti olmaksızın kendine zarar verme davranışı (non-suicidal self injury; NSSI), literatürde ‘kişinin kendi bedenine kasıtlı olarak, ölme isteği olmaksızın doku hasarına yol açacak şekilde zarar vermesi’ olarak tanımlanmaktadır (Fliege ve ark. 2009)(Aksoy ve Ögel, 2003)(Helvacı Çelik ve Hocaoğlu, 2017). NSSI, “Kasıtlı kendine zarar verme” (deliberate self-harm) davranışı, kendine zarar verme (self-injury), kendini kesici aletler ile yaralama (self mutilation), fiziksel olarak kendini tahrip etme (self destruction), parasuicide (ölüm amacı taşımayan intihar girişimleri ve kendine zarar verme davranışları), kendine yönelik agresyon (otoagresyon) gibi çeşitli tanım ve terimler ile ele alınmıştır (Welch 2001)(Helvacı Çelik ve Hocaoğlu, 2017). Bu davranışa özgü bir psikiyatrik bozukluk tanımlanmamış olup(Helvacı Çelik ve Hocaoğlu, 2017), duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları, nörogelişimsel bozukluklar (özellikle DEHB), dissosiyatif bozukluklar ve madde kullanım bozuklukları ile davranım bozukluğu, yeme bozuklukları ve özellikle sınır kişilik bozukluğu olmak üzere çeşitli bozuklukların seyrinde “kasıtlı kendine zarar verme” davranışı görülebilmektedir (Helvacı Çelik ve Hocaoğlu, 2017). Kasıtlı kendine zarar verme davranışı için ayrı bir tanı bulunmamakla birlikte, DSM-5’te bu davranış “Non-suicidal self-injury” (intihar niyeti olmaksızın kendini yaralama) kavramı altında “Further Study” (daha fazla araştırılması gereken durum) kategorisinde ele alınmaktadır (APA, 2013). Doğrudan tanı ölçütü olarak kendine zarar verme davranışını içeren tek bozukluk, sınırda kişilik bozukluğudur (borderline personality disorder). Sınırda kişilik bozukluğunda “tekrarlayan (rekürran) intihar davranışı/jestleri/tehditleri veya kendini sakatlayıcı (self-mutilating) davranış”, tanı ölçütlerinden biridir (APA, 2013). Stereotipik hareket bozukluğu (stereotypic movement disorder, kişinin dürtüsel ve amaçsız motor davranışlar gösterdiği nörogelişimsel bir bozukluk) tanısında bir specifier, yani ayrıştırıcı olarak “kendine zarar verme” davranışı yer alabilir: ancak burada da kasıtlı bir davranış söz konusu değildir: daha çok kişinin tekrarlayıcı, kontrol edilemeyen motor davranışlar kapsamında kendine zarar vermesi (başını vurmak, kendini ısırmak vs.) durumu vardır(APA, 2013; 2023). Trikotillomani (kişinin kendi saçını yolmasına dair bir bozukluk) ve deri yolma (ekskoriasyon) bozukluğu kapsamında da kişi kendine zarar vermektedir: ancak bu bozukluklar hem altta yatan nöropsikiyatrik mekanizmaları hem de psikolojik açıklamaları gereği “kasıtlı kendine zarar verme” davranışından farklı olarak değerlendirilmektedirler.
Kendine Zarar Vermenin Nörobiyolojisi Yapılan çalışmalar, “intihar niyeti olmaksızın kendine zarar verme” (NSSI) davranışında acı işleme, stres yönetimi, bilişsel kontrol ve bağımlılık mekanizmalarının rol aldığını göstermektedir (He vd. 2026)(Groschwitz ve Plener, 2012). Ayrıca bu davranışların duygu düzenleme zorlukları, ödül sisteminde değişiklikler, sosyal alanlarda zorlanmalar, genetik faktörler, hipotalamus-hipofiz adrenal eksen (HPA ekseni) değişiklikleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur(Soyugür ve Bodur, 2025). Kendine zarar verme davranışı (KZVD), stres tepkilerinin düzensizliği ile ilişkilendirilerek bedende strese yönelik tepkilerin düzenlenmesini ve kortizol salınımını sağlayan HPA ekseninde bozulmalar ile açıklanmıştır (Soyugür ve Bodur, 2025). KZVD gösteren ergen hastalarının dolaşımında, HPA ekseninin stres tepkilerini düzenleyici bir işlevi olan endokannabinoid nöromodülatörlerinin normalden daha az düzeylerde olduğu bulunmuştur (Ferger vd. 2024)(Soyugür ve Bodur, 2025)., Düşük anandamid düzeylerinin kendine zarar verme davranışları ile ilişkili olabileceği ve endokannabinoid sistemdeki değişikliklerin davranışın biyolojik mekanizmalarından biri olabileceği öne sürülmüştür (Ferger vd. 2024). Çocukluk çağlarında kötü muameleye maruz kalmanın ve erken yaşam travmalarının, HPA ekseninin işleyişinde bozulmalara yol açabildiği ve KZVD ile bağlantılı olduğunu gösteren birçok çalışma mevcuttur(Koenig vd. 2017)(Ferger vd. 2024). Bazı araştırmalar, serotonerjik nörotransmisyonda rol alan 5- HTTLPR ve TPH genlerinin kendine zarar verme ve intihar girişiminde bulunma davranışları ve özellikle de dürtüsellik, yüksek duygusal/bilişsel tepkisellik ile bağlantılı olduğunu göstermektedir (Groschwitz ve Plener, 2012)(Soyugür ve Bodur, 2025). Ancak aynı genleri inceleyip anlamlı sonuçlar bulamayan çalışmalar da mevcuttur (Maurex vd. 2010)(Lin ve Tsai, 2004)(Groschwitz ve Plener, 2012). Bazı fMRI çalışmaları KZVD gösteren ergenlerde, duygu düzenleme ile ilişkili bölgeler olan anterior singulat korteks (ACC), medial PFC ve insula gibi duygusal işlemeyle ilişkili alanlarda aktivite farklılıkları saptamıştır (Schreiner vd. 2015). Insula ve anterior singulat kortekste azalmış gri madde hacimlerinin de ergenlerde KZVD ile bağlantılı olabileceği bulgulanmıştır (Ando vd. 2018). KZVD gösteren bireylerin olumsuz durumlarda daha çok amigdala aktivasyonu gösterdikleri de gözlemlenmiştir. Bu bulgular, KZVD’nin ödül sisteminde çarpıklık, sosyal etkinlikte zorlanma ve duygu düzenleme işlevinde bozulma gibi yönlerine işaret etmektedir.
Neden? Acının insan hayatındaki konumu, tarih boyunca büyük bir felsefi sorunsal olmuştur. Acıyı haz ile bağlantılı olarak ele alan Epiküre göre huzur ve mutluluk için kısıtlanacak bir olgu; Epiktetos gibi Stoacı filozoflara göre acı bakış açımızla kontrol edebileceğimiz bir olgu olarak ele alınırken, Heidegger, Nietzsche, Frankl gibi filozoflara göre acı, insanı daha otantik ve anlamlı bir hayat yaşamaya yardımcı olabilecek, veya insanın içinde anlam bulabileceği bir öğe olarak ele alınır. Acı, insanı değişmeye zorlayan bir durumdur. Acıdan kurtulmak için insan ya değişmeli, ya da bir şeyleri değiştirmelidir. Bu açıdan, “iyileşme” kavramı da acının devamında gelişen bir durum olarak, aslında “acı çekme durumunu aşmak” olarak değerlendirilebilir (Egnew, 2005). Ancak bu değişim, psikolojik birçok faktöre (bağlanma stili, şema, benlik algısı vs.) bağlı olarak insanı daha anlamlı bir varoluşa ve “travma sonrası büyüme” kapsamında daha iyi bir noktaya itebileceği gibi, tam tersini de yapabilir (Henson vd. 2022). Kendine zarar verme davranışının arkasındaki en büyük motivasyonlardan biri bu bakış açısıyla daha net anlaşılır: psikolojik travmaların yarattığı psikolojik sıkıntıyı bastırmanın (olumsuz duyguları “düzenlemenin”, dissosiyatif durumlardan çıkmanın) bir yolu olarak fiziksel acı kullanılır (Tang vd. 2025). Fiziksel acı, tarih boyunca insanı “ıslah eden”, tabiri caizse “nefsini terbiye eden” bir olgu olarak da ele alınmıştır. Kişinin manevi olarak gelişimi ve tekamülü için nefsini açlık, uykusuzluk, inziva, sabır ve çeşitli mahrumiyetlerle terbiye etmesi geleneğini kapsayan Riyazet kavramının, İslamiyette olduğu gibi birçok dinde de önemli bir yeri vardır. Budist keşişler, tuttukları “ölüm oruçları” ile ölüme meydan okurlar. Ancak bazı geleneklere göre, riyazet insanın manevi tekamülü için değil, omzuna yüklenmiş ilahi bir suçluluktan, “günah” kavramından dolayı yapılır. Ortaçağ avrupasının “Kara Veba”nın hüküm sürdüğü dönemlerde ortaya çıkmış flagellant tarikatı, kendilerini “tanrı yolunda saflaştırmak” ve “günahlarından arınmak” için kırbaçlamaları ile meşhurdular. Bu tarihi bakış açısı, kendine zarar verme davranışının motivasyonlarından bir başkasını anlamamıza yardımcı olur: değersizlik ve suçluluk hissi (Tang vd. 2025). Kendine zarar verme davranışının sebepleri, nörobiyolojik yatkınlıklardan çocukluk travmalarına kadar uzanmaktadır. Erken çocuklukta geçirilmiş travmaların HPA ekseninin ve sinir sisteminin stres yönetiminde yarattığı kalıcı etkiler, duygu düzenleme zorlukları, dissosiyatif belirtiler gibi birçok faktör, kendine zarar verme davranışı ile ilişkilidir (Tang vd. 2025)(Koenig vd. 2017)(Ferger vd. 2024).
Tedavi Tedavide amaç kendine zarar verme davranışlarını ortadan kaldırmak, kişinin kendine zarar verme dürtülerini kontrol etmesine yardımcı olmak ve eşlik eden psikiyatrik durumların nüksünü ve alevlenmelerini önlemektir. Bu amaçlar doğrultusunda etkili olan psikoterapi yöntemlerinin iki koşulu vardır: destekleyici, işbirliğine dayalı bir terapötik ilişki ve iyileşmeye yönelik motivasyon (Turner vd. 2014). Diyalektik davranışçı terapi (DBT) en etkili tedavi yöntemlerinden biri olarak göze çarpmaktadır (Stanley vd. 2007)(Kliem vd. 2010)(Turner vd. 2014). Sınırda kişilik bozukluğu (borderline personality disorder: BPD) tedavisi için geliştirilmiş olan DBT, esas olarak kendine zarar verme davranışlarını engellemeye odaklanmaktadır. Danışanda gerçekliğe uyum sağlama, duygu düzenleme ve kişilerarası becerilerde yetkinlik geliştirerek duygusal stresi ve kendine zarar verme davranışlarını azaltmak amaçlanır (Guerdjikova vd. 2014). DBT kapsamında tedavi, 6 aydan 1 seneye kadar sürebilmektedir ve eğitimli, nitelikli terapistler tarafından uygulanması gerekir: bu yüzden maliyetli olabilen bir tedavi yöntemi olarak kabul görmektedir.
Bilişsel davranışçı terapi (BDT), kendine zarar verme davranışının tedavisinde etkili bir yöntem olarak kabul görmektedir (Hawton vd. 2016)(Will vd. 2018)(Tarrier vd. 2008). Danışmalar, kendine zarar verme davranışını sürdüren mekanizmaların belirlenmesi ve değiştirilmesini amaçlar (Slee vd. 2008). Tedaviye, kişinin en son kendine zarar verme davranışı yaşantısının değerlendirilmesiyle başlanır. Olay sırasındaki koşullar, kendine zarar verme davranışının amaç ve nedenleri, davranış öncesinde ve sırasında ortaya çıkan düşünceler, duygular ve davranışlar ele alınır. Daha sonra terapist ve danışan, duygusal, bilişsel ve davranışsal faktörlerin kendine zarar verme davranışının sürdürülmesinde nasıl rol oynadığını birlikte inceler. Ele alınan başlıca faktörler arasında işlevsel olmayan bilişler, duygu düzenleme güçlükleri ve yetersiz problem çözme becerileri yer alır. Tedavinin sonlarına doğru ise nüksün önlenmesine yönelik çalışmalar ele alınır (Slee vd. 2008). Sonuç Sonuç olarak, kasıtlı kendine zarar verme davranışı yalnızca bireyin kendisine yönelttiği fiziksel bir zarar değil, çoğu zaman yoğun ve yönetilmesi güç duygusal yaşantılarla başa çıkma çabasının bir yansımasıdır. Psikolojik yaralar, metnin başındaki genç gibi nicelerini bedeninde yaralar yaratmaya itmekte. Belki de bedendeki yaralar kadar görünür olmasalar da, bu psikolojik yaraları beden üzerinde iz bırakmadan önce fark etmek ve uygun müdahaleyi sağlamak; başta psikologlar olmak üzere, ruh sağlığı çalışanlarının ve nihayetinde toplumun ortak sorumluluğudur.
Kaynakça
- Aksoy, A., & Ögel, K. (2003). Kendine zarar verme davranıúı. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 4(4), 226-236.
- Fliege, H., Lee, J. R., Grimm, A., & Klapp, B. F. (2009). Risk factors and correlates of deliberate self-harm behavior: A systematic review. Journal of psychosomatic research, 66(6), 477-493.
- Helvacı Çelik, F. G., & Hocaoğlu, Ç. (2017). Kasıtlı Kendine Zarar Verme Davranışı. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 9(2), 209-226. https://doi.org/10.18863/pgy.281577
- Welch SS (2001) A review of the literature on the epidemiology of parasuicide in the generalpopulation. Psychiatr Serv, 52:368-375. American Psychiatric Association. Diagnostic and statistical manual of mental disorders: DSM-5. Washington, D.C: American Psychiatric Association; 2013. American Psychological Association. (n.d.). Stereotypic movement disorder. In APA dictionary of psychology. Retrieved August 2, 2026, from https://dictionary.apa.org/stereotypic-movement-disorder He L, He Y, Wang Y, Li XY, Lu YR. Neural mechanisms of non-suicidal self-injury and prospects for precision therapeutics. Psychiatry Res Neuroimaging. 2026 Oct;362:112273. doi: 10.1016/j.pscychresns.2026.112273. Epub 2026 Jun 15. PMID: 42456428. The Neurobiology of Non-suicidal Self-injury (NSSI): A review Rebecca C. Groschwitz Paul L. Plener 2012 Ferger mD, Sigrist c, Brodesser S, Kaess m, Koenig j. Alterations of the endocannabinoid system in adolescents with non-suicidal self-injury as a function of childhood maltreatment. Transl psychiatry. 2024
- SOYUGÜR, H. S., & BODUR, Ş. (2025). Çocuk ve Ergenlerde İntihar ve Kasıtlı Olarak Kendine Zarar Verme Davranışlarının Nörobiyolojisi. Turkiye Klinikleri Child Psychiatry-Special Topics, 11(3), 27-32. Koenig j, Rinnewitz l, Warth m, Hillecke TK, Brunner R, Resch F, et al. psychobiological response to pain in female adolescents with nonsuicidal self-injury. j psychiatry neurosci. 2017
- Maurex, L., Zaboli, G., Öhman, A., Asberg, M., & Leopardi, R. (2010). The serotonin transporter gene polymorphism (5-HTTLPR) and affective symptoms among women diagnosed with borderline personality disorder. European Psychiatry, 25, 19-25.
- Tang, S., Hoye, A., Slade, A., Tang, B., Holmes, G., Fujimoto, H., … & Calear, A. L. (2025). Motivations for self-harm in young people and their correlates: A systematic review. Clinical Child and Family Psychology Review, 28(1), 171-208.
- Lin, P.-Y., & Tsai, G. (2004). Association between serotonin transporter gene promoter polymorphism and suicide: Results of a metaanalysis. Biol. Psychiatry, 55, 1023–1030.
- Schreiner, M. W., Klimes-Dougan, B., Begnel, E. D., & Cullen, K. R. (2015). Conceptualizing the neurobiology of non-suicidal self-injury from the perspective of the Research Domain Criteria Project. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 57, 381-391. Ando A, Reichl c, Scheu F, Bykova A, parzer p, Resch F, et al. Regional grey matter volume reduction in adolescents engaging in non-suicidal self-injury. Psychiatry Research: Neuroimaging. 2018.
- Turner, B. J., Austin, S. B., & Chapman, A. L. (2014). Treating nonsuicidal self-injury: a systematic review of psychological and pharmacological interventions. The Canadian Journal of Psychiatry, 59(11), 576-585. Stanley B et al. Brief dialectical behavior therapy (DBT-B) for suicidal behavior and non-suicidal self injury. Arch Suicide Res. 2007;11(4):337–41. Kliem S, Kroger C, Kosfelder J. Dialectical behavior therapy for borderline personality disorder: a meta-analysis using mixed-effects modeling. J Consult Clin Psychol. 2010;78(6):936–51.
- Egnew, T. R. (2005). The meaning of healing: transcending suffering. The Annals of Family Medicine, 3(3), 255-262. .
- Guerdjikova, A. I., Gwizdowski, I. S., McElroy, S. L., McCullumsmith, C., & Suppes, P. (2014). Treating nonsuicidal self-injury. Current Treatment Options in Psychiatry, 1(4), 325-334.
- Hawton, K., Witt, K. G., Salisbury, T. L. T., Arensman, E., Gunnell, D., Hazell, P., … & van Heeringen, K. (2016). Psychosocial interventions following self-harm in adults: a systematic review and meta-analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 740-750.
- Witt, K., de Moraes, D. P., Salisbury, T. T., Arensman, E., Gunnell, D., Hazell, P., … & Hawton, K. (2018). Treatment as usual (TAU) as a control condition in trials of cognitive behavioural-based psychotherapy for self-harm: impact of content and quality on outcomes in a systematic review. Journal of Affective Disorders, 235, 434-447. Tarrier N, Taylor K, Gooding P. Cognitive-behavioral interventions to reduce suicide behavior: a systematic review and meta-analysis. Behav Modif. 2008;32(1):77–108. Slee N, Garnefski N, van der Leeden R, Arensman E, Spinhoven P. Cognitive-behavioural intervention for self-harm: randomised controlled trial. British Journal of Psychiatry. 2008;192(3):202-211. doi:10.1192/bjp.bp.107.037564


