Cuma, Ağustos 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaybetme Korkusu: Beni Bırakmasın Diye Kendimi Ne Kadar Bırakıyorum? “Ya giderse?”

“Ya giderse?”

Bazı ilişkilerde bu soru, ilişkinin kendisinden daha fazla yer kaplar. Karşımızdaki kişinin davranışlarını, mesajlarının tonunu, ilgisindeki küçük değişimleri ya da mesafesini sürekli takip ederiz. Bir tartışma yaşandığında zihnimiz hemen ilişkinin sonuna gider. Bir süre ulaşamadığımızda “Benden uzaklaşıyor mu?” diye düşünürüz.

Bazen de ilişkiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçmeye başlarız.

İşte kaybetme korkusunun önemli bir boyutu burada ortaya çıkar: Kişi yalnızca terk edilmekten korkmaz; terk edilmemek için kendisini terk etmeye başlayabilir.

Şema Terapi perspektifinden baktığımızda bu durum özellikle terk edilme/istikrarsızlık şeması ve fedakârlık şeması ile birlikte değerlendirilebilir.

Terk edilme/istikrarsızlık şeması, kişinin önemli ilişkilerindeki insanların kendisini terk edeceğine, uzaklaşacağına, ilişkiden çekileceğine ya da duygusal olarak erişilemez hale geleceğine dair derin bir beklenti taşımasıyla ilişkilidir. Jeffrey Young ve arkadaşlarının Şema Terapi yaklaşımında bu tür erken dönem örüntülerin, kişinin yetişkinlikteki yakın ilişkilerini algılama ve yorumlama biçimini etkileyebileceği vurgulanır.

Bu beklenti her zaman açık bir düşünce olarak ortaya çıkmaz. Bazen yoğun kaygı, sürekli güvence arama, karşı tarafın davranışlarını analiz etme, kıskançlık, kontrol etme ya da ilişkiye aşırı tutunma şeklinde kendini gösterebilir.

Kişinin zihninde adeta görünmez bir alarm vardır:

“Dikkat et. Bir şeyler değişiyor. Birazdan gidebilir.”

Bu alarm çalıştığında, aslında nötr olan birçok davranış tehdit olarak algılanabilir. Partnerin geç cevap vermesi yalnızca geç cevap vermek olmaktan çıkar; “Artık beni eskisi kadar sevmiyor” anlamına gelebilir. Bir tartışma, “Bu ilişkinin sonu geliyor” şeklinde yorumlanabilir.

Burada geçmiş ile bugün birbirine karışabilir. Bugünkü ilişkinin içinde yaşanan küçük bir mesafe, geçmişte yaşanmış kayıp, tutarsızlık veya duygusal olarak karşılanmamış ihtiyaçların yarattığı eski bir alarmı harekete geçirebilir.

Ancak bazı kişiler terk edilme korkusunu yalnızca kaygılanarak yaşamaz. İlişkinin devamlılığını sağlamak için kendilerinden vazgeçerek yaşamaya başlarlar.

Tam bu noktada fedakârlık şeması devreye girebilir.

Kişi karşı tarafın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. “O üzülmesin”, “Bana kızmasın”, “Aramız bozulmasın”, “Beni bırakmasın” düşünceleriyle kendi sınırlarını esnetir.

Hayır demek zorlaşır.

Kırıldığı halde susar.

İstemediği şeylere evet der.

Karşı tarafın duygularını kendi duygularından daha önemli hale getirir.

Ve bazen bütün bunları sevginin bir gereği zanneder.

Young ve arkadaşlarının Şema Terapi yaklaşımında fedakârlık şeması, kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atarak başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmesiyle açıklanır. Bu örüntünün altında yalnızca “iyi olmak” isteği değil; suçluluk duygusundan kaçınmak, karşı tarafın tepkisinden korunmak veya ilişkinin zarar görmesini engellemek gibi ihtiyaçlar da bulunabilir.

Oysa burada kendimize sormamız gereken önemli bir soru vardır:

“Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa karşımdaki kişiyi kaybetmemek için mi?”

Çünkü fedakârlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir.

Sağlıklı bir ilişkide zaman zaman birbirimizin ihtiyaçlarına öncelik verebiliriz. Sevdiğimiz kişi için bazı şeylerden vazgeçebiliriz. Ancak bunu ilişkinin devamlılığı için sürekli bir güvence olarak yapmaya başladığımızda, fedakârlık bir seçim olmaktan çıkıp bir zorunluluğa dönüşebilir.

“Ben verirsem o kalır.”

“Ben anlayışlı olursam beni bırakmaz.”

“Ben sorun çıkarmazsam ilişki devam eder.”

“Ben onun ihtiyaçlarını karşılarsam benim ihtiyaçlarım da bir gün karşılanır.”

Bu düşünceler zamanla kişinin farkında olmadan taşıdığı ilişki kurallarına dönüşebilir.

Böylece terk edilme şeması ile fedakârlık şeması birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir:

Terk edilme korkusu → kaybetme kaygısı → daha fazla uyum sağlama ve fedakârlık → kendi ihtiyaçlarından uzaklaşma → kırgınlık ve tükenme → ilişkide dengesizlik → daha fazla kaybetme korkusu.

Bu döngünün en acı taraflarından biri ise kişinin zamanla kendisine yabancılaşmasıdır.

Bir noktada “Ben ne istiyorum?” sorusunun cevabını bulmak zorlaşabilir.

Çünkü uzun süre boyunca ilişkiyi korumak için karşı tarafın ne istediğine odaklanılmıştır.

Oysa yakın ilişkilerde bağ kurma ve güvende hissetme ihtiyacı oldukça insani ve evrenseldir. Sue Johnson’ın bağlanma odaklı yaklaşımında da yakın ilişkilerdeki çatışmaların altında çoğu zaman “Benim için orada mısın?” sorusunun yer aldığı vurgulanır.

Dolayısıyla amaç ilişkilerde hiç ihtiyaç duymamak ya da kimseye bağlanmamak değildir.

Amaç, bağ kurarken kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.

Sağlıklı bağ kurmak, kendimizi ilişkiden çıkarmak anlamına gelmez; ilişkinin içinde kendimize de yer açabilmek anlamına gelir.

Burada önemli bir ayrım vardır:

“Beni bırakma” demek ile “Beni bırakma ihtimalin olsa bile ben kendimi bırakmayacağım” diyebilmek aynı şey değildir.

İlkinde bütün güvenimizi karşı tarafa teslim ederiz.

İkincisinde ise ilişkinin değerini inkâr etmeden kendi içsel güvenliğimizi de güçlendirmeye başlarız.

Bağlanma üzerine çalışan Amir Levine ve Rachel Heller da yetişkin ilişkilerinde güvenli bağlanmanın, kişinin ihtiyaçlarını inkâr etmesiyle değil; ihtiyaçlarını ifade edebilmesi ve ilişkide karşılıklı güven geliştirebilmesiyle ilişkili olduğunu vurgular.

Bu nedenle iyileşme, “Bir daha asla terk edilmeyeceğim” güvencesini bulmak değildir.

Çünkü hiçbir ilişki için böyle bir garanti yoktur.

Daha sağlıklı olan, şu inancı geliştirebilmektir:

“Bir ilişki bitebilir ve bu benim değersiz olduğum anlamına gelmez.”

“Birinin benden uzaklaşması, benim kendimden uzaklaşmamı gerektirmez.”

“Sevilmek için sürekli vermek, susmak ve uyum sağlamak zorunda değilim.”

Belki de kaybetme korkusunun karşısındaki en güçlü beceri, hiç kimseyi kaybetmeyeceğimize inanmak değil; birini kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldığımızda bile kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.

Çünkü sağlıklı bir ilişki, bir kişinin diğerine tutunarak ayakta kaldığı bir yapı değildir.

İki kişinin birbirine yakınken de kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve benliklerini koruyabildiği bir alandır.

Ve bazen iyileşme şu soruyla başlar:

“Beni terk etmesin diye bugüne kadar kendimden neleri terk ettim?”

Belki de artık soruyu değiştirme zamanıdır:

“Bu ilişkide hem seni sevebilir hem de kendimi seçebilir miyim?”

Çünkü kendini seçmek, karşısındakini sevmekten vazgeçmek değildir.

Bazen kendini seçmek, sevginin içinde ilk kez kendine de bir yer açmaktır.

Kaynakça

  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press. Johnson, S. M. Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love. Little, Brown Spark. Levine, A., & Heller, R. Attached: The New Science of Adult Attachment and How It Can Help You Find—and Keep—Love. TarcherPerigee.
Sultan Dailli
Sultan Dailli
Ben psikolog sultan dailli 2025 yılında Antalya Belek Üniversitesinden onur öğrencisi olarak mezun oldum şu anda mesleğimi etik kurallara uyarak yapmaya çalışıyorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar