“İnsan bazen duyduğu sözlerle değil, hiç duymadığı cümlelerle yorulur.”
İlişkilerin en çok hangi nedenle bittiği sorulduğunda çoğumuzun aklına aldatılmak, yalan söylemek ya da büyük tartışmalar gelir. Oysa birçok ilişki ne büyük kavgalarla ne de dramatik vedalarla son bulur. Bazıları sessizce tükenir. Bir gün fark edersiniz ki artık kimse sesini yükseltmiyor. Kimse tartışmıyor. Kimse hesap sormuyor. Çünkü konuşulması gerekenler, çoktan sessizliğin içine gömülmüştür.
İnsan zihni garip bir yapıya sahiptir. Kimi zaman ağır sözleri unutabilir; fakat cevapsız bırakılan bir mesajı, yarım kalan bir konuşmayı ya da “Sonra konuşuruz.” denilip hiç açılmayan konuları yıllarca zihninde taşır. Çünkü beynimiz belirsizliği sevmez. Psikolojide bunun temel nedenlerinden biri, zihnin tamamlanmamış deneyimleri tamamlama eğilimidir. Net bir cevap acı verebilir; ancak belirsizlik, acıyı sürekli canlı tutar. Belki de bu yüzden insanlar, kendilerine “Seni artık sevmiyorum.” denilmesinden çok, hiçbir açıklama yapılmadan uzaklaşılmasını unutamazlar.
Sessizlik yalnızca kelimelerin yokluğu değildir. Sessizlik de konuşur. Hatta bazen söylenen tüm cümlelerden daha yüksek sesle… Bir insanın gözlerinin içine bakıp hiçbir şey söylememesi, bazen saatler süren tartışmalardan daha fazla şey anlatır. Çünkü iletişim yalnızca kelimelerle kurulmaz. Bakışlarla, duruşlarla, kaçınmalarla ve sessizliklerle de kurulur. Psikoloji bize, her davranışın bir anlam taşıdığını söyler. Konuşmak kadar susmak da bir davranıştır ve her davranışın ardında bir duygu vardır.
Bazen sessizlik, öfkenin dile gelemeyen halidir. İnsan kırılmıştır ama bunu ifade edecek cesareti bulamaz. Bazen suçluluğun sonucudur; kişi yüzleşmek istemez. Bazen de reddedilme korkusunun bir savunmasıdır. Yakınlaştıkça incineceğini düşünen birey, kendini korumak için geri çekilir. Fakat bazı sessizlikler vardır ki amacı anlamak değil, cezalandırmaktır. İşte bu noktada sessizlik, iletişim olmaktan çıkar; psikolojik bir güç gösterisine dönüşür.
İlişki araştırmalarıyla tanınan psikolog John Gottman’ın “stonewalling” olarak tanımladığı davranış tam da budur. Türkçeye “duvar örme” olarak çevrilen bu davranışta kişi konuşmayı tamamen keser, göz temasından kaçınır, sorulara cevap vermez ve duygusal olarak ilişkiyi askıya alır. Dışarıdan bakıldığında sakin görünse de karşı tarafta bıraktığı etki son derece derindir.
Çünkü insan beyni, sosyal dışlanmayı fiziksel acıdan tamamen farklı değerlendirmez. Nörobilim alanındaki çalışmalar, reddedilme ve dışlanma sırasında aktive olan bazı beyin bölgelerinin fiziksel ağrı deneyiminde de etkin olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle, görmezden gelinmek gerçekten can yakar. Bu nedenle insanlar bazen kendilerine söylenen ağır sözleri affedebilir; ama yok sayıldıkları anları unutamazlar.
Sessizliğin etkisini artıran şey, içinde taşıdığı belirsizliktir. Tartışma bittiğinde ne olduğunu bilirsiniz. Bir ilişkinin sona erdiği açıkça söylendiğinde yas süreci başlar. Ancak hiçbir açıklama yapılmadan uzaklaşıldığında zihin sürekli aynı soruları üretmeye başlar: “Yanlış yaptığım şey neydi?”, “Acaba hâlâ beni seviyor mu?”, “Bir gün geri dönecek mi?”, “Keşke şunu söyleseydim…”
Bu soruların çoğu hiçbir zaman cevaplanmaz. Fakat cevaplanmayan her soru, zihinde yaşamaya devam eder. İnsan bazen karşı tarafı değil, kendi zihninde oluşturduğu ihtimalleri taşır.
Bağlanma kuramı da sessizliğin neden herkeste aynı etkiyi yaratmadığını açıklar. Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler yoğun duygular karşısında geri çekilmeyi, yalnız kalmayı ve konuşmamayı tercih edebilirler. Onlar için sessizlik bir korunma biçimidir. Ancak kaygılı bağlanma stiline sahip kişiler aynı sessizliği terk edilme, değersizlik ya da reddedilme olarak yorumlayabilir. Böylece biri kendini koruduğunu düşünürken, diğeri yavaş yavaş yıkıldığını hisseder.
Ne yazık ki birçok ilişki tam da burada kopar. Çünkü insanlar çoğu zaman birbirlerinin niyetlerini değil, kendi korkularını duyarlar.
Konuşulmayan duygular ise ortadan kaybolmaz. Psikanalitik kuramın da vurguladığı gibi bastırılan duygular yalnızca biçim değiştirir. İfade edilmeyen öfke soğukluğa dönüşür. Söylenmeyen kırgınlık mesafeye dönüşür. Paylaşılmayan hayal kırıklıkları ise zamanla duygusal yabancılaşmaya evrilir. Bir gün aynı evde yaşayan iki yabancıya dönüşmek, çoğu zaman tek bir büyük olayın değil; yıllarca konuşulmayan küçük duyguların sonucudur.
Modern ilişkilerin en büyük paradoksu da burada başlıyor. Hiçbir dönemde bu kadar kolay iletişim kuramamıştık. Telefonlarımız cebimizde, mesajlar saniyeler içinde ulaşıyor, görüntülü konuşmalarla kilometreler ortadan kalkıyor. Fakat aynı zamanda hiçbir dönemde insanlar birbirlerine bu kadar sessiz kalmamıştı. Teknoloji iletişimi hızlandırdı; ama duyguların ifade edilmesini kolaylaştırmadı. Çünkü iletişim, yalnızca ulaşabilmek değil; anlaşılabilmektir.
Elbette her sessizlik zararlı değildir. Bazen öfke anında susabilmek, düşünmeden söylenecek incitici sözlerden daha sağlıklıdır. Duyguları düzenlemek için verilen kısa bir mola, ilişkinin nefes almasını sağlayabilir. Ancak sağlıklı sessizliğin sonunda yeniden kurulan bir temas vardır. “Sakinleşince konuşacağız.” mesajı vardır. Yıkıcı olan ise süresi belirsiz, nedeni açıklanmayan ve karşı tarafı cezalandırmaya dönüşen sessizliktir. Çünkü belirsizlik, insan zihninin en ağır yüklerinden biridir.
Belki de bu yüzden ilişkileri bitiren şey çoğu zaman nefret değildir. Kayıtsızlıktır. İnsanlar yüksek sesle kavga ettikleri için değil, artık konuşmaya değer görmedikleri için uzaklaşırlar. Sessizlik, bazen sevginin bittiğini değil; çabanın tükendiğini gösterir.
Sonuç olarak, her sessizlik aynı anlamı taşımaz. Kimi sessizlik dinlenmek içindir, kimi düşünmek, kimi kendini toparlamak… Ama bazı sessizlikler vardır ki karşı tarafın içinde yıllarca yankılanacak boşluklar bırakır. Çünkü insan yalnızca söylenen sözlerle değil, söylenmeyen cümlelerle de şekillenir.
Belki de ilişkilerde asıl mesele ne kadar konuştuğumuz değildir. Asıl mesele, konuşulması gereken yerde sessiz kalıp kalmadığımızdır. Çünkü bazen bir cümle bir kalbi kırar; ama uzun süren bir sessizlik, insanın kendisiyle kurduğu bağı bile sarsabilir.


