Pazartesi, Ağustos 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden “Bunun Mantığı Yok” Demek Yetmez? Duygusal Değişim, Beynimiz ve Şema Terapinin İyileştirici Gücü

"Saçma olduğunu biliyorum ama yine de çok üzülüyorum."

Psikoterapi odasında belki de en sık duyduğumuz cümlelerden biridir bu. Kişi, yaşadığı duygunun mantıklı olmadığını bilir. Partnerinin onu terk etmeyeceğini bilir. Patronunun söylediği cümlenin bir eleştiri değil, yalnızca bir geri bildirim olduğunu bilir. Arkadaşının mesajına geç cevap vermesinin onlarca makul nedeni olabileceğini bilir. Ama yine de kalbi hızla çarpar. Boğazı düğümlenir. Midesi sıkışır. Kendini değersiz hisseder.

Peki neden?

Eğer insan sadece mantıkla değişebilseydi, psikoterapiye de ihtiyaç duymazdık. Bir kitap okumak, birkaç olumlu cümle kurmak ya da “Böyle düşünme.” demek yeterli olurdu. Oysa güçlü duygusal tepkiler, yalnızca düşüncelerimizden değil; beynimizin çok daha derin katmanlarında kayıtlı olan yaşantılarımızdan beslenir. İşte tam da bu nedenle kalıcı değişim yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda duygusal bir yeniden yapılanmayı gerektirir.

Beyin Önce Düşünmez, Önce Hisseder

İnsan beyni çevreden gelen bilgileri iki farklı sistem üzerinden işler. Birinci sistem hızlıdır. Tehlikeyi milisaniyeler içinde değerlendirir. İkinci sistem ise daha yavaştır; analiz eder, karşılaştırır ve mantıklı sonuçlara ulaşır. Örneğin partnerinizin yüz ifadesinin biraz soğuk olduğunu gördüğünüzü düşünün. Mantıklı beyniniz birkaç saniye sonra şunu söyleyebilir: “Belki işte zor bir gün geçirdi.” Fakat bundan önce beyninizin duygusal sistemi çoktan alarm vermiş olabilir. “Yine reddedileceğim.” “Kesin bana kızgın.”

"Beni artık sevmiyor."

Bu alarmın merkezi büyük ölçüde amigdaladır. Amigdala, geçmişte tehdit olarak deneyimlenen durumlara benzeyen ipuçlarını olağanüstü hızlı biçimde algılar ve bedeni savunmaya hazırlar. Kalp hızlanır, kaslar gerilir, nefes değişir ve stres hormonları salgılanır. Bu süreç çoğu zaman bilinçli düşünceden önce gerçekleşir. Dolayısıyla kişi daha mantıklı açıklama yapmaya fırsat bulamadan bedeninde yoğun bir korku ya da utanç yaşamaya başlamıştır.

Duygular Bellekte Nasıl Saklanır?

Anılar yalnızca olaylardan oluşmaz. Her anı; yaşanan olayı, o sıradaki bedensel duyumları, hissedilen duyguları, olay sırasında yapılan anlamlandırmaları, çevrenin verdiği tepkileri bir bütün halinde kaydeder. Bu kayıt sürecinde özellikle hipokampus, yaşantının zamanını ve bağlamını düzenlerken; amigdala o anıya duygusal önem yükler. Çocuklukta tekrar eden deneyimler ise zamanla yalnızca anı olmaktan çıkar. Onlar artık beynimizin dünyayı yorumlama biçimi haline gelir. Şema terapide buna erken dönem uyumsuz şemalar denir. Şema, yalnızca bir düşünce değildir. Adeta beynin oluşturduğu bir yaşam haritasıdır.

Şemalar Neden Bu Kadar Güçlüdür?

Çocuklukta sık sık eleştirilen bir çocuk düşünelim. Her eleştiri sırasında bedeninde aynı sıkışma oluşur. Utanır. Kalbi hızlanır. Kendini yetersiz hisseder. Yıllar sonra iş yerinde yöneticisinin söylediği küçük bir geri bildirim bile aynı ağı aktive edebilir. Artık kişi yalnızca bugünkü olaya tepki vermez. Geçmişte defalarca yaşadığı duygusal deneyim de bugüne taşınır. Bu nedenle kişi çoğu zaman şu cümleyi kurar: “Bunun çocukluğumla ilgili olduğunu biliyorum ama yine de engelleyemiyorum.” Çünkü bilgi, duygusal belleği tek başına değiştirmez.

Beden Geçmişi Hatırlar

Travma araştırmacılarının sıklıkla kullandığı bir ifade vardır: “Beden geçmişi hatırlar.” Çünkü sinir sistemi yalnızca zihinsel bilgileri değil, bedensel tepkileri de öğrenir. Bir zamanlar çaresizlik yaşanmışsa; aynı yüz ifadesi, aynı ses tonu, aynı eleştiri, aynı sessizlik, aynı uzaklaşma bedende otomatik olarak eski alarm sistemini çalıştırabilir. Bu yüzden bazı insanlar ilişkilerinde sürekli tetikte yaşar. Bazıları ise en ufak çatışmada donakalır ya da ortamdan uzaklaşmak ister. Bu tepkiler çoğu zaman bugünün değil, geçmişin izleridir.

İlişkilerde Kısır Döngüler Nasıl Oluşur?

Şemalar en görünür şekilde yakın ilişkilerde ortaya çıkar. Örneğin terk edilme şeması güçlü olan biri partnerinin biraz mesafeli davrandığını fark ettiğinde yoğun kaygı yaşayabilir. Bu kaygıyı azaltmak için; sürekli mesaj atabilir, hesap sorabilir, güvence isteyebilir, partnerini kontrol etmeye çalışabilir. Partner ise bu yoğun baskıdan bunalıp gerçekten uzaklaşmaya başlayabilir. Böylece kişinin en korktuğu şey gerçekleşmiş gibi görünür. Sonuçta şema güçlenir: <h3>"Demek ki gerçekten insanlar beni terk ediyor."</h3>

Benzer biçimde kusurluluk şeması olan biri eleştirilmekten korktuğu için kendini göstermemeye başlayabilir. Duygularını paylaşmaz. Yakınlıktan kaçınır. Partner ise onun ilgisiz olduğunu düşünür. İlişki zayıflar. Sonunda kişi yine aynı sonuca ulaşır: “Kimse beni gerçekten sevemez.” Şema terapi bu döngülere şemanın kendini doğrulayan yaşam örüntüleri olarak bakar. Sorun çoğu zaman yalnızca karşı tarafta değildir. Şemanın yönettiği otomatik tepkiler ilişkinin akışını fark edilmeden şekillendirir.

Peki Değişim Nasıl Mümkün Olur?

İşte burada yalnızca düşünceleri değiştirmek yeterli değildir. Çünkü sorun yalnızca düşüncede değildir. Sorun; duyguda, bedende, anı ağlarında, ilişkisel beklentilerde ve sinir sisteminin öğrenilmiş alarm mekanizmalarında yer alır. Bu nedenle şema terapide değişim, duygusal öğrenme ile gerçekleşir. Beynin eski kayıtlarının yanında yeni ve güvenli deneyimler oluşturulur.

Duygu Köprüsü: Bugünden Geçmişe Uzanan Yol

Şema terapide kullanılan en etkileyici tekniklerden biri duygu köprüsüdür. Terapist danışandan şu anda yaşadığı yoğun duyguyu hissetmesini ister. Ardından şu soruyu yöneltir: “Bu duyguyu daha önce ne zaman yaşamış olabilirsin?” Çoğu zaman kişi çocukluğundaki önemli bir ana ulaşır. Belki okulda aşağılanmıştır. Belki babası tarafından sert şekilde eleştirilmiştir. Belki annesi uzun süre duygusal olarak ulaşılmaz olmuştur. Böylece kişi bugünkü tepkisinin yalnızca bugünkü olaydan kaynaklanmadığını fark eder. Aslında geçmiş hâlâ bugünün içinde yaşamaktadır.

İmgede Yeniden Yazma: Beynin Duygusal Hafızasını Güncellemek

Şema terapinin en güçlü tekniklerinden biri imgede yeniden yazma (Imagery Rescripting) yöntemidir. Bu çalışmada danışan geçmişteki acı veren sahneyi gözünde yeniden canlandırır. Fakat bu kez hikâye eskisi gibi devam etmez. Terapist ya da danışanın Sağlıklı Yetişkin modu çocuğun yanına gider. Onu korur. İhtiyaçlarını fark eder. Yanında kalır. Haksızlığa müdahale eder. Çocuğun yalnız olmadığını hissettirir. Bu süreç yalnızca hayal kurmak değildir. Nörobilim araştırmaları, zihinde ayrıntılı biçimde canlandırılan yaşantıların beynin gerçek deneyimlere benzer sinir ağlarını aktive edebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla kişi yalnızca geçmişi hatırlamaz. Geçmişe ilişkin duygusal deneyimini yeniden düzenlemeye başlar. Bu yeni deneyim zamanla eski alarm ağlarının yanına yeni bir öğrenme ekler: “Artık yalnız değilim.” “İhtiyaçlarım önemsenebilir.” “Hata yapmak beni değersiz yapmaz.” İşte gerçek değişim tam da burada başlar.

Sağlıklı Yetişkin Modu: İçimizdeki Yeni Rehber

Şema terapinin temel hedeflerinden biri Sağlıklı Yetişkin modunu güçlendirmektir. Bu mod; yoğun duygular karşısında paniğe kapılmadan kalabilen, içindeki incinmiş çocuğu sakinleştirebilen, bedenin alarmını fark eden, ilişkilerde sınır koyabilen, ihtiyaçlarını ifade edebilen olgun yanımızdır. Sağlıklı Yetişkin geliştikçe kişi artık şemanın otomatik yönlendirmesiyle değil, bugünün gerçekliğiyle hareket etmeye başlar.

İnsan zihni yalnızca düşüncelerden oluşmaz. Bizler aynı zamanda duygularımızın, bedenimizin, ilişkilerimizin ve geçmiş yaşantılarımızın ürünüyüz. Bu nedenle güçlü duygusal tepkileri yalnızca mantıkla susturmaya çalışmak çoğu zaman yetersiz kalır. Kalıcı değişim, beynin eski alarm sistemlerini anlayıp onlara yeni deneyimler kazandırmayı gerektirir. Şema terapi tam da bunu hedefler. Geçmişi silmeye çalışmaz. Onun bugünkü yaşam üzerindeki etkisini dönüştürmeye çalışır. Çünkü iyileşmek; geçmişi unutmak değil, geçmiş artık bugünü yönetmediğinde mümkün olur. Ve bazen insanın en büyük değişimi, zihninin yeni bir şey öğrenmesinden çok; kalbinin ilk kez gerçekten güvende hissetmesiyle başlar.

Hasan Arslan
Hasan Arslan
23 Mayıs 1983 tarihinde Antakya da doğdu. İlk, orta ve Lise eğitimini Antakya da tamamladı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünde 2007 yılında Lisans, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Klinik Psikoloji Bilim Dalı’ndan 2010 yılında “Ebeveyn Kabul Reddinin Mizaç ve Karakter Özelliklerine Etkisi” başlıklı yüksek lisans tezi ile master derecesi almıştır. 2009-2012 yılları arasında “Erzincan Devlet Hastanesi”, 2010-2011 yılları arasında askerlik hizmeti kapsamında “Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı”nda,2007-2009 yılları arasında yarı zamanlı ve 2012-2016 yılları arasında tam zamanlı olarak “Ege Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Şube Müdürlüğü’nde, 2016-2019 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Klinik Nöropsikoloji Birimi’nde ve 2019-2020 arasında İzmir Özel Kent Hastanesi ve Kent Onkoloji Merkezinde Uzman Klinik Psikolog olarak görev yapmıştır. 2020-2022 yılları arasında İzmir de çeşitli merkezlerde çalışmıştır. Eylül 2022 den bu yana kendine ait İzmir de bulunan merkezde danışanlarını görmektedir. Bireysel ve çift terapisinin yanısıra Nöropsikolojik Değerlendirme de yapmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar