Kadın ve erkeğin gerçekten sadece arkadaş olup olamayacağı, uzun yıllardır hem gündelik hayatta hem de bilim dünyasında tartışılan konulardan biridir. Kimileri, kadın ve erkek arasında er ya da geç romantik ya da cinsel bir çekim oluşacağını savunurken; kimileri ise karşılıklı saygı, net sınırlar ve duygusal olgunluk olduğu sürece bunun pekâlâ mümkün olduğunu düşünür. Bu tartışmada evrimsel psikolojiden hormonlara, toplumsal cinsiyet rollerinden kişilik özelliklerine kadar birçok farklı argüman öne sürülür. Peki bu görüşlerden hangisi gerçeğe daha yakındır? Kadın ve erkek arasındaki arkadaşlığı zorlaştıran şey biyolojik dürtüler midir, psikolojik beklentiler midir, yoksa toplumun yüklediği anlamlar mı?
“Neden kadınlarla erkekler arkadaş olamıyor?” sorusunu açıklamadan önce hem biyolojik, hem psikolojik, hem de sosyokültürel bazı dinamikleri açıklamak gerekiyor.
1. Cinsel Gerilim ve Evrimsel Kodlama Kadın ve erkek beyninin evrimsel olarak farklı çalıştığını biliyoruz. Özellikle erkekler, farkında olmasalar bile karşılarındaki kadını potansiyel bir eşleşme olarak değerlendirme eğilimindedir. Erkekler genelde cinsel olarak çekici bulmadıkları kadınlarla arkadaşlık yapma konusunda daha gönülsüzdürler. Bu biraz erkeğin doğasında var; içgüdüsel bir şey. Kadınlar için bu süreç biraz daha karmaşık olabilir; onlar genellikle duygusal bağ ve sosyal statü gibi unsurları da değerlendirir. Bu nedenle özellikle erkek tarafında platonik kalmak çoğu zaman zordur. Her ne kadar “sadece arkadaşız” denilse de, çoğu erkeğin zihninin bir köşesinde “acaba bir gün bu arkadaşlık başka bir şeye dönüşür mü?” düşüncesi vardır. Bu düşüncenin arkasında büyük ölçüde evrimsel psikolojiden gelen "eşleşme fırsatını kollama" içgüdüsü yatıyor. Modern insanın beyni, milyonlarca yıllık evrimsel geçmişin ürünü. Geçmişte erkekler için üreme şansı sınırlı ve değerliydi. Sadece en baskın olanların üreme şansı vardı. Bu nedenle erkek beynine, bu olasılıkları hep göz önünde bulundur diyen minik bir iç ses yüklenmiş gibidir. İşte bu iç sesin altında yatan bazı evrimsel nedenler: – Fırsat Maliyeti Düşüncesi (Mate Opportunity Cost) Erkekler evrimsel olarak potansiyel bir eşle karşılaştıklarında bilinçaltında bunu “değerlendirilmesi gereken bir fırsat” olarak algılar. Bu fırsat değerlendirilmezse, “yayılma başarısı” kaçırılmış olabilir. Arkadaş olarak görünen bir kadın, bu nedenle zihinsel olarak her zaman "potansiyel eş" kategorisine bir miktar yerleştirilir. Bu bilinçli bir seçimden ziyade, bilinçaltı bir risk-minimize etme stratejisidir. – Minimum Biyolojik Yatırım Farkı Kadınlar, biyolojik olarak gebelik ve doğum gibi yüksek maliyetli süreçlerden geçer. Bu yüzden kadın beyni daha seçici davranmaya evrimleşmiştir. Erkekler ise çok daha düşük biyolojik yatırım gerektirdiğinden (sperm üretimi kolay, bol ve süreklidir), daha fazla fırsatı değerlendirmeye eğilimlidir. Bu da erkek beyninde, her samimi kadınla potansiyel bir “eşleşme fırsatı” olup olmadığını sorgulama eğilimini doğurur. – Dopamin ve Keşfetme Arzusu Erkeklerde "yeni bir fırsat" hissi dopamin salgılatır. Bu, hem risk almaya hem de yeni karşılaştığı kadınlara karşı heyecan duymaya neden olur. Erkek beyninin arkadaşlık sürecini sessizce romantik ihtimaller açısından taraması da bu nörokimyasal sürecin bir ürünüdür. – Sosyal Öğrenme ve Statü Erkekler, sosyal ortamda bir kadının ilgisini çekmenin statü getirdiğini de öğrenmiştir. Bazı durumlarda bir kadına duyulan ilgi sadece onunla fiziksel ya da duygusal ilişki isteğinden değil, “kendi değerini test etme” ya da “diğer erkeklere karşı üstünlük kurma” dürtüsünden de kaynaklanabilir. Arkadaşlık burada da içten içe rekabete dönebilir.
Yani evet, erkeklerin çoğunda arkadaşlık maskesi altındaki "belki bir gün…" fikri, genetik kodlamalarının, hormonal sistemlerinin ve tarihsel üreme stratejilerinin bir sonucudur. Bu doğrudan bir art niyet ya da kötü niyet değildir; daha çok içgüdüsel bir arka plan programıdır. Ancak farkındalık, bu içgüdülerin otomatik pilota geçmesini engellemekte önemli bir rol oynar. Unutmamalıdır ki bir erkek hayır diyebildiği kadar erkek olabilir.
2. Yanlış Beklentiler ve Belirsizlik Taraflardan biri duygusal ya da cinsel bir yakınlık bekliyorsa, dostluk dengesiz bir yapıya dönüşür. Bu özellikle şu şekilde kendini gösterir: • Kadın samimi ama sadece arkadaşça davranırken, erkek bunu romantik bir ilgi sanabilir. • Erkek sabırlı şekilde “arkadaş gibi takılırken” aslında zamanla bir şeylerin değişeceğini umuyor olabilir. Bu durum, dostlukta açık sınırların belirlenmemesiyle daha da karmaşıklaşır. Çoğu zaman bu durumu kadınlar da besler. Çünkü bazıları her ihtimale karşı “sağlayıcı” bir erkeğin çevrelerinden eksilmesini istemeyebilirler.
3. Toplumun Beklentileri Sosyokültürel olarak kadın ve erkeğin yakın olmasını “ilişki” olarak kodlayan bir anlayış var. Bu nedenle çevrenin, ailenin ya da arkadaşların sürekli “sizden bir şey olur mu?” tarzı imaları, iki kişinin saf arkadaşlığını bile zamanla bozabilir.
4. Samimiyetin Doğası Gerçek dostluk, duygusal açıklık ve güven gerektirir. Bir kadın ve bir erkek birbirlerine duygusal olarak çok açık olduklarında bu samimiyet romantik yakınlaşmaya zemin hazırlayabilir. Bu açıklık mutlaka ilişkiye dönüşmek zorunda değil ama o “çekim alanı” oluştuğunda dostluk saflığını korumakta zorlanır.
5. Kadın-Erkek Arasındaki Dinamikler Genetiğimize Kodlanmıştır Kadın feminen enerjisiyle, erkek maskülen enerjisiyle duygusal ilişki içinde anlam kazanır. Bu kutuplar doğal olarak bir mıknatıs gibi çekim yaratır. Bunu bastırmak, yok saymak veya sürekli kontrol altında tutmak kolay değildir.
Kadın ve erkek elbette arkadaş olabilir ama bu dostluk karşılıklı netlik, sınırlar ve dürüstlük gerektirir. Taraflardan biri duygusal ya da cinsel bir yakınlık hissettiğinde ve bunu bastırmaya çalıştığında, ilişki doğal akışından çıkar. Gerçek dostluk bu yüzden nadirdir, ama imkânsız değildir.
“Beni Rahat Bırak Kanka” Peki neden kadınlarla erkekler arkadaş olamıyor? Bu biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel dinamikleri açıkladıktan kitabın ortasından konuşmaya başlayabiliriz.
Erkeklerin çoğunluğu sürekli bir avcı psikolojisinde. Evrimsel kodlamadan gelen "eşleşme fırsatını kollama" içgüdüsü yanlış değil. Erkek bu alanda fırsatçıdır, bu doğal bir şey. İçgüdüleri anlamak önemli. Neye hayır diyeceğini bilmek için önce onu tam anlamak gerekir. Dürtülerine hayır diyemeyen erkekler nedeniyle de kadınların çoğu duvarlarını olabildiğince yükseltiyor. Sanki bütün erkekler sadece tek bir şeyin peşindeymiş gibi. Oysa kendini fiziksel ve duygusal maliyetlerden koruma içgüdüsü de doğal bir şey. Çünkü cinselliğin erkek ve kadına getirdiği farklı etkiler sebebiyle binlerce yıldır kadın kendini korumak erkek de mümkün olan en fazla kadına ulaşmak yönünde bir bilinçaltı kodu geliştirdiler.
Burada bahsedilen av veya avcı olmak konusu yanlış anlaşılmasın. Bahsettiğimiz bir eylem değil, bir dürtü. Bilinçaltındaki bu durum yanlış bir şey değil. Yanlış olan bunu kontrol edememek. Ve sürekli bu psikolojide olmanın çok kötü sonuçları var.
Özellikle erkekte bu hedonist alışkanlığın, dopamin bağımlılığı, dopamin reseptörlerinin körelmesi gibi çok olumsuz sonuçları oluyor. Bir uyuşturucu bağımlısının hep daha yüksek doz istemesi ve uyuşturucu bulamadığında saldırganlaşması gibi. Diğer hayvanlardan farklı olarak insan hayır diyebildiği kadar insandır. Kendisine zarar veren alışkanlıklara, hedefsizliğe, anlamsızlığa… Haksızlığa, adaletsizliğe, saygısızlığa… Kime yapılırsa yapılsın. Burada ki fark, değer sahibi olmak ile narsisizm-makyavelizm arasındaki farktır. Erkek için bu değer, gerektiğinde “çok çekici ancak saygısız, kavgacı bir kadına bile” hayır diyebilmesinde kendini gösterir.
Evet, kadınlar kendini bilmez erkeklerden çok rahatsız. Çünkü erkek doğasından gelen alfalık becerileri artık bozulduğu ve bazı noktalarda patolojik bir hal aldığı için, erkekler çoğu davranışı yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Sadece kadınlarla olan iletişimde değil, aynı zamanda tüm hareketleri ile yanlış bir hayat hikayesi yazıyorlar. Kasları daha gelişmeden 100 kg ağırlığın altına girmek gibi, ya da yanlış teçhizat ile dağa çıkmaya çalışmak gibi.
Doğa acımasız. Ama her şeyin zaten evrimsel bir nedeni var. Erkek de aynı tenis topu için pusuya yatan kedinin yaptığı gibi bazı yeteneklerini geliştirmek zorunda. Çünkü yaşamda buna ihtiyacı var. Doğada alanını ve ailesini koruyan bir canlının hangi mücadeleye ne zaman girmek zorunda kalacağı hiç belli olmaz. Tarihte çoğunlukla erkeğin hayatı, her gün daha güçlü olma ve ailesini koruma mücadelesiyle geçmiştir. Her şeye her an hazırlıklı olmalıdır. Böyle evrimleşmiş olmasaydı doğada ne hayatta kalması ne de seçilmesi mümkün olmazdı. Ancak güç, para, cinsellik bir skor mücadelesi değildir. Erkek küçük başarıları üst üste koyarak, her gün daha iyisini yapmaya çalışarak doğasını tatmin eder. Dışarıdaki mücadele ile gelişirken, mağarasında da huzur arar.
Erkeklerin öncelikle içgüdüsel tatmin ve pratiğin bir amaç değil araç olduğunu fark etmesi gerekiyor. Kendini geliştirmeye odaklanması ve anlık tatminlerin çok daha ötesinde bir şeylerin peşinde koşması gerekiyor. Kadınlara sadece hedonist gözlüklerle bakan bir erkek, kadında üstün bir değer olsa bile bunu göremez. Bir süre sonra sürekli şikayet ettiği o toksik kadınların erkek versiyonuna dönüşür.
Oysa kendi hayatına odaklanan bir erkek kadınlarla daha rahat arkadaş olabilir, çünkü hedef ve değerlerine evet, dürtülerine ise hayır diyebilir. Beklentileri dışarıdan değil, kendisindendir. Tabi bu yine de hiçbir zaman bir çekim hissetmeyeceği anlamına gelmez. Hislerden daha önemli olan onları kontroldür. Bir kadından öncelikli beklentiniz dostluğu olabilir. Ancak bunu kadınlara yaklaşmakta zorlanan, onlarla sağlıklı bir iletişim kuramayan bir erkek yapamaz. Karşısındaki kadın kim olursa olsun ona çekilir. Herkesle sağlıklı ve kolay iletişim kurabilen, duygusal kontrolü olan, hedonist gözlüklerle bakmayan bir erkek ise dürtülerine hayır diyebilir.
Kadınlar için de bu gelişim kuralı geçerli. Çevresindeki her erkeği hedonist avcılar olarak gören bir kadın, duvarlarını o kadar yükseltecek, o kadar sertleşecektir ki feminen enerjisi de azalacaktır. İyi bir ilişki kumaşını seçebilmenin temeli iyi bir insan kumaşı seçebilmekten geçer. Kadınlar kırmızı alarmları dikkatli bir şekilde tanıyabildikleri sürece kendilerini sertleştiren toksik ilişkilerden uzak durabilirler.
Çünkü kadın doğası özünde güven ortamında yumuşayabilmeyi, şefkatini gösterebilmeyi, duygusal bağ kurabilmeyi, kapsayıcı olabilmeyi ve hayatı güzelleştiren o sıcak enerjisini özgürce ortaya koyabilmeyi ister. Feminen enerji; sertleşerek değil, güven içerisinde açılarak güçlenir. Bu güven kırıldıkça kadın kendini korumak için duvarlarını yükseltir. Yükselen her duvar ise onu sadece zarar verebilecek insanlardan değil, güvenebileceği insanlardan da uzaklaştırabilir.
Çözüm, bütün insanlara karşı duvar örmek değildir. Çözüm; kimin içeri girmesi, kimin dışarıda kalması gerektiğini ayırt edebilecek kadar güçlü bir seçim mekanizması geliştirmektir. Çünkü güven, duvarlarla değil; doğru insanları seçebilme becerisiyle korunur.
Sonuç olarak; kadın ve erkek arasında, farkında olmasalar bile, çoğu zaman belirli bir düzeyde karşılıklı çekim potansiyeli bulunur. Bu çekimin şiddeti kişilik, yaşam deneyimleri, ilişki durumu, fiziksel çekicilik, ortak ilgi alanları ve içinde bulunulan koşullar gibi birçok içsel ve dışsal etkene göre değişebilir. Ancak kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve psikolojik dinamikler nedeniyle bu olasılığı tamamen yok saymak gerçekçi değildir.
Karşılıklı netlik, sınırlar ve dürüstlük olduğunda elbette kadın ve erkek arkadaş olabilir. Ancak bu, dürtülerini yönetebilen, değerleri doğrultusunda hareket edebilen bir erkek ile ne istediğini bilen, sağlıklı seçim mekanizmalarına sahip bir kadın arasında çok daha sürdürülebilir bir hâl alır.
Üstelik aradaki çekim, aynı zamanda bir karakter ve değerler testidir. Asıl mesele çekim hissetmek değil, o çekim karşısında hangi değerlerle hareket ettiğindir. İster arkadaşlık ister evlilik olsun, hiçbir ilişki yalnızca duygularla yürümez; onu ayakta tutan şey karakter, sınırlar ve ortak değerlerdir. Arkadaş olmayı beceremeyen ilişkiyi de beceremez.
Asıl mesele çekim hissetmek değil, çekim karşısında hangi değerlerle hareket ettiğindir.


