Başarı denildiğinde çoğumuzun zihninde benzer görüntüler canlanır. İyi bir üniversite kazanmak, istenilen bir işe yerleşmek, terfi almak, bir hedefe ulaşmak… Hayatın birçok döneminde başarı, ilerlediğimizi gösteren bir işaret gibidir. Bizi motive eder, emeklerimizin karşılığını aldığımızı hissettirir ve yeni hedefler için cesaret verir. Ancak bazen başarı, göründüğünden daha farklı bir anlam taşır.
Çünkü insan her zaman yalnızca bir yere ulaşmak için çabalamaz. Bazen bir şeyleri kanıtlamak için de çabalar. Kimi zaman başkalarına, kimi zaman kendine… Peki ya peşinden koştuğumuz şey yalnızca başarı değilse?
Başarıdan Daha Fazlası
Hayatımızın belirli dönemlerinde başarı, yalnızca elde edilen bir sonuç olmaktan çıkabilir. Bir notun, bir unvanın ya da bir ödülün ötesinde anlamlar taşımaya başlayabilir. Bazı insanlar için başarı; yeterli olduğunun, güçlü olduğunun ya da beklentileri karşılayabildiğinin göstergesi haline gelir. Bu durumda başarı artık bir hedef değil, bir ölçüt gibi çalışır.
“Başarırsam değerliyim.” “Başarısız olursam yetersizim.” Bu düşünceler çoğu zaman açık bir şekilde zihnimizden geçmez. Ancak bazen davranışlarımızın arka planında sessizce varlığını sürdürür. Bu nedenle bazı başarılar beklenen huzuru getirmez. Kişi uzun zamandır ulaşmak istediği hedefe erişir, mutlu olur, rahatlar ve ardından yeni bir hedef belirler. Sanki ulaştığı hiçbir nokta son durak değildir.
Çünkü bazen aranan şey başarı değil, başarının beraberinde getireceğine inanılan duygudur.
Başarı ve Kabul Görme İhtiyacı
İnsan sosyal bir varlıktır. Doğduğu andan itibaren görülmeye, kabul edilmeye ve ait hissetmeye ihtiyaç duyar. Çocukluk yıllarında başarı çoğu zaman yalnızca bir sonuç değildir. Beraberinde gelen takdiri, ilgiyi ve gururu da taşır. Yüksek not aldığımızda aldığımız övgüler, başarılı olduğumuzda gördüğümüz ilgi ya da beklentileri karşıladığımızda hissettiğimiz onay…
Zamanla zihnimiz farkında olmadan bazı bağlantılar kurabilir. Başarı ile kabul görmeyi, başarı ile değerli hissetmeyi ya da başarı ile sevilmeyi aynı denklem içerisinde değerlendirmeye başlayabilir. Elbette her başarılı insanın altında böyle bir dinamik yoktur. Ancak bazı durumlarda kişi gerçekten istediği için değil, değerini koruyabilmek için başarıya yöneliyor olabilir. Bu noktada başarı, ulaşılmak istenen bir hedef olmaktan çok kaybedilmemesi gereken bir kimliğe dönüşür.
Görünmeyen Hesaplaşma
Psikolog Alfred Adler, insanların davranışlarının önemli bir bölümünün yetersizlik duygularını telafi etme çabasıyla ilişkili olabileceğini öne sürmüştür. Bu bakış açısına göre insan yalnızca gelişmek için değil, bazen eksik hissettiği yönleriyle başa çıkabilmek için de çabalar. Sürekli en iyisi olmaya çalışan kişi, aslında hata yapmaktan korkuyor olabilir. Başarıları küçümseyen biri, içten içe yeterli hissetmekte zorlanıyor olabilir. Bir hedefe ulaşır ulaşmaz yenisini belirleyen biri ise durduğu anda değersiz hissedeceğinden endişe ediyor olabilir.
Dışarıdan bakıldığında tüm bu insanlar oldukça başarılı görünebilir. Ancak içeride yürüyen mücadele çoğu zaman görünmez. Çünkü mesele yalnızca ne kadar başarılı oldukları değildir. Başarının onlar için ne anlama geldiğidir.
Neden Bazı Başarılar Yetmez?
Başarı bir hedef olduğunda, hedefe ulaşıldığında kişi durup nefes alabilir. Ancak başarı bir kanıta dönüştüğünde işler değişir. Çünkü kanıtların sürekli yenilenmesi gerekir. Bir sınav kazanılır, ardından bir sonraki hedef gelir. Bir işe girilir, ardından daha iyisi hedeflenir. Bir başarı elde edilir, ardından yenisi gerekir. Bu döngü dışarıdan bakıldığında hırs gibi görünebilir. Oysa bazen altında çok daha farklı bir ihtiyaç vardır: Yeterli hissetme ihtiyacı.
Sorun başarı eksikliği değildir. Sorun, kişinin kendi değerini başarılarına bağlamaya başlamasıdır. Çünkü insan değerini sonuçlarla ölçmeye başladığında, elde ettiği her başarı geçici bir rahatlama sağlar. Bir süre sonra aynı soru yeniden ortaya çıkar: “Peki şimdi?”
Başarısızlık Neden Bu Kadar Acıtabilir?
Başarıyı yalnızca bir hedef olarak gören biri için başarısızlık üzücü olabilir. Ancak başarıyı kendi değerinin kanıtı olarak gören biri için başarısızlık çok daha derin hissedilebilir. Çünkü kaybedilen şey yalnızca bir sonuç değildir. Kişi bazen başarısızlıkla birlikte değerini, yeterliliğini ya da kabul görme ihtimalini de kaybettiğini düşünebilir.
Bu nedenle yaşanan duygunun şiddeti çoğu zaman olayın büyüklüğüyle açıklanamaz. Bazen canımızı acıtan şey başarısızlığın kendisi değil, onun bizim hakkımızda söylediğine inandığımız şeylerdir.
Sonuç: Asıl Kanıt Nedir?
Başarı hayatın önemli bir parçasıdır. İnsan üretmek, gelişmek ve hedeflerine ulaşmak isteyebilir. Bunların hiçbiri yanlış değildir. Ancak başarıyla kurduğumuz ilişkiyi zaman zaman sorgulamak önemlidir. Peşinden koştuğumuz şey gerçekten ulaşmak istediğimiz bir hedef mi? Yoksa kendimize ya da başkalarına göstermeye çalıştığımız bir şey mi? Belki de asıl soru ne kadar başarılı olduğumuz değildir. Asıl soru, başarılı olmadığımızda kendimiz hakkında ne düşündüğümüzdür.
Çünkü başarı insanın sahip olduğu bir şeydir. Değer ise insanın olduğu şeydir. Başarılar kazanılabilir, kaybedilebilir, artabilir ya da azalabilir. Ancak insanın değeri yalnızca bunların üzerine kurulduğunda, her başarısızlık benliğe yönelmiş bir tehdit gibi hissedilebilir.
Ve bazen yıllarca bir zirveye tırmanan kişi, zirveye ulaştığında aslında aradığı şeyin manzara değil; yol boyunca eksikliğini hissettiği bir duygu olduğunu fark eder. Belki de bu yüzden başarı, bazıları için bir hedefken bazıları için bir kanıttır. Belki de bu yüzden bazı yolculukların sonunda ulaştığımız yerden çok, neden yola çıktığımız önemlidir.


