Çarşamba, Haziran 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Futbol Bir Kültürel Diyaloğa Dönüştüğünde: Türkiye–Avustralya Maçı Sonrası Vancouver Notları

VANCOUVER — İlk düdüğün çalmasına daha saatler varken BC Place Stadyumu’nun çevresinde dikkat çekici, adeta karnaval havasında bir atmosfer oluşmuştu. Kırmızı Türkiye formaları giyen taraftarlar, yeşil ve altın sarısına bürünmüş Avustralyalı futbolseverlerle yan yana duruyordu. Çocuklar neredeyse kendilerinden büyük bayraklar taşıyor, farklı diller aynı heyecanın içinde birbirine karışıyordu. Binlerce insan ortak bir beklentiyle stadyuma doğru ilerliyordu.

Kalabalığın arasında yürürken kendimi futboldan çok aidiyet kavramını düşünürken buldum. Birçok kişi için bu yalnızca bir futbol karşılaşması değildi. Bu buluşma; köklerini kutlamak, kültürel kimliğiyle yeniden bağ kurmak ve evinden bir parçayı ailesiyle ve dostlarıyla paylaşmak için bir fırsattı.

Tribünlerde sesimiz kısılana kadar Millî Futbol Takımımızı destekledik. Biz Türk-Kanadalı göçmenler için kırmızı-beyaz renkler yalnızca bir takımın forması değil; binlerce kilometre uzakta bıraktığımız anılarımızın, aile sofralarımızın, bayram sabahlarının ve çocukluğumuzun da bir yansımasıydı. Stadyuma yaklaştıkça duyulan Türkçe sohbetler, omuzlara sarılmış bayraklar ve marşlara eşlik eden sesler, Vancouver’ın ortasında adeta bir Türkiye adası yaratıyordu.

İstiklâl Marşı başladığında atmosfer daha da yoğunlaştı. Binlerce kişi aynı anda ayağa kalktı, eller kalplerin üzerine gitti. Tribünlerden yükselen sesler öylesine güçlüydü ki bir an için Vancouver’da değil, Türkiye’nin herhangi bir şehrindeki stadyumda olduğunuzu hissedebilirdiniz. Taraftarların gururu ve coşkusu tribünlerin her köşesine yayılıyor, birçok kişinin tüyleri diken diken oluyordu. O an yalnızca bir milli takım desteklenmiyor; ortak bir tarih ve ortak bir hafıza da hep birlikte ses buluyordu.

Psikoloji literatürü, bu anı “Kolektif Coşku” (Collective Effervescence) kavramıyla tanımlar. Sosyal Kimlik Kuramı üzerine yapılan araştırmalar, bireylerin kendi kültürel gruplarıyla bu denli yoğun bir ritüel etrafında birleşmesinin, gurbette yaşayan insanlarda yalnızlık hissini azalttığını ve aidiyet duygusunu dramatik şekilde yükselttiğini gösteriyor; nitekim insanoğlunun kişilerarası güçlü bağlar kurma ve bir gruba ait olma arzusu, temel bir hayatta kalma ve gelişim motivasyonudur (Baumeister & Leary, 1995). Üstelik bu destek tek taraflı da değil; spor psikolojisi araştırmaları, tribünlerden gelen bu senkronize ve yoğun duygusal desteğin, sahadaki sporcuların kortizol (stres) seviyesini düşürürken, odaklanma ve performans başarısını doğrudan artırdığını kanıtlıyor. Öyle ki, COVID-19 pandemisi döneminde tribünlerin boş kalması üzerine yapılan geniş çaplı bir literatür taraması, bu kolektif coşkunun ve taraftar desteğinin yokluğunda futboldaki geleneksel “ev sahibi avantajının” (home advantage) ciddi şekilde azaldığını ve seyirci faktörünün sporcu performansı için ne kadar kritik bir yakıt olduğunu açıkça ortaya koymaktadır (Leitner ve ark., 2022).

Nitekim maçın başlamasıyla tribünlerdeki o kolektif enerji, sahadaki genç jenerasyonunun muazzam futbol resitali ile birleşti ve BC Place Stadyumu adeta sarsıldı.

Dün gece Vancouver’da tribündeydik. Sonuç istediğimiz gibi olmadı; Türkiye, Avustralya’ya 2-0 mağlup oldu.

Bir Türk taraftarı olarak elbette üzgünüz. Çünkü bu takımın potansiyelini biliyoruz ve sahada zaman zaman bunu görebiliyoruz. Türk taraftarlarının önemli bir kısmı Avustralya’nın önceki maçlarını da izlemişti. Fiziksel üstünlüklerinin ne kadar belirleyici olduğunu görmek zor değildi. Savunma hattındaki oyuncuların ortalama boyunun neredeyse 1.85 metre ve üzerinde olduğu bir takım karşısında, Kerem Aktürkoğlu gibi hareketli ve teknik oyuncuların doğru bölgelerde ve doğru zamanlamayla kullanılması büyük önem taşıyordu. Zaman zaman oyuncu tercihleri ve saha içi yerleşim konusunda soru işaretleri oluştuğunu söylemek yanlış olmaz.

24 yıl sonra katıldığımız Dünya Kupası’nda teknik direktör Montella’nın elinde önemli bir yetenek havuzu bulunmasına rağmen, bazı oyuncuların oyuna giriş zamanlaması ve sahadaki rollerinin beklenen etkiyi yaratamadığı görüldü. Futbolda bazen sorun kadro kalitesi değil, o kaliteyi doğru zamanda ve doğru yerde kullanabilmektir. Ancak futbol bazen sadece yetenekle değil, disiplinle, planla ve süreklilikle kazanılıyor. Bu mağlubiyeti bir felaket olarak görmek yerine, üzerinde düşünülmesi gereken bir uyarı olarak değerlendirmek daha doğru olur. Yine de futbolun en güzel tarafı budur: Her maç yeni bir başlangıçtır.

Dün gece skor tabelasında kaybetmiş olabiliriz, ama tribünlerde bir şeyi yeniden gördük; dünyanın neresinde olursak olalım, ay yıldız etrafında bir araya gelebilen büyük bir topluluğuz.

Eleştiririz, üzülürüz, beklentiye gireriz. Çünkü önemsiyoruz.

Bazen spor bize galibiyetin sevincini değil, aidiyetin gücünü hatırlatır.

İyi günde de, zor günde de… Türkiye’nin yanındayız. 🇹🇷

Psychology Times Türkiye/UK olarak, ister psikolojiyle, ister sanatla, ister sporun birleştirici gücüyle olsun, insanları ortak hikâyelerde buluşturmaya ve aidiyet duygusunu birlikte yaşamaya devam ediyoruz.

Özge Aksüt
Özge Aksüt
İstanbul’da, kültürlerin ve inançların yüzyıllardır iç içe geçtiği Mezopotamya topraklarında doğdum. Bu zenginlik içinde büyürken, hayat, insanlar ve iyileşme yolları üzerine derin bir merak taşıdım. Çok küçük yaşlardan itibaren kendime ve hayata sorular sormadan duramazdım: Ruh nedir? Ruhumuzu ne sakinleştirir? Ben kimim, duygularım ve düşüncelerim bana ne katar? Merakım yalnızca kendime değil, tüm insanlığa uzanıyordu — ortak mücadelelerimize, direncimize ve dönüşüm kapasitemize. Lise yıllarında arkadaşlarım bana sevgiyle “Güzün Abla” derdi — dinleyen, huzur veren ve rehberlik eden, sonbaharın dinginliğiyle güven aşılayan bir abla figürü. Yolculuğum beni bir gün okyanusun ötesine, Toronto’ya taşıdı. Doğunun köklü mirasını kalbimde tutarak Batı’nın bakış açısını kucakladım ve kendime yeni bir hayat inşa etmeye başladım. Kalemimde psikoloji, kişisel deneyim ve kültürel yansımalar birbirine dokunur. Yeni kültürleri tanımaktan ve dünyanın dört bir yanından insan hikâyelerini dinlemekten büyük mutluluk duyuyorum. Bu alan, bir anlamda, kendi yolculuğumun aynasıdır — akademik merakı, anlam, iyileşme ve bağlantı arayışıyla birleştiren bir yolculuğun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar