Salı, Haziran 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İLK VE SON: GÖRÜLMEYEN ÇOCUK

Üçüncü sezonu geçtiğimiz Ocak ayında yayınlanan İlk ve Son dizisini hepiniz duymuşsunuzdur. Romantik ilişkilerin toksik gerçekliğini ele alan bu dizi, izleyiciler tarafından ilgiyle karşılandı. Özellikle son sezonu benim favorim oldu.

Bu sezondaki ana karakterler Serkan, Güneş ve Serkan’ın boşandığı eşi Zeynep’ten olan çocuğu Kerem. Sezon boyunca yalnızca Serkan ve Güneş’in ilişki dinamiği işlenmiyor; çevrelerinde çok fazla ilişki ağı da yer alıyor. Bu yazımda, boşanmış ebeveynlere sahip bir çocuk olan Kerem üzerinden bu ağların çocuk üzerindeki etkisini ele alacağım.

Boşanma olgusu, aile içi çatışmanın sona ermesi ve bireylerin huzurunun devam etmesi için yapılsa da, çocuklarda görünür izler bırakma ihtimali oldukça yüksektir. Çocuğun ailede şiddetli tartışmalara, ağır sessizliklere ve ihmale maruz kalmasındansa, sağlıklı bir biçimde yolların ayrılması çocuğun üstün yararı için doğru bir adımdır. Ancak boşanma sonrasında da çocuğun iyilik haline özenle dikkat edilmesi gerekir. Çocuk, iki farklı ev arasında yalnız ve kaybolmuş hissedebilir. Özellikle anne ve baba hayatlarına yeni romantik ilişkiler dahil ettiklerinde, çocuk sessizleşip içine kapanabilir. Nitekim Kerem, uzun zaman sonra kendini Güneş’e açtığında gözyaşlarını tutamayıp şu sözleri dile getirmişti: “Bana iki evin var diyorsunuz ama sanki hiç evim yokmuş gibi hissettiriyorsunuz.” Bu sözler, Kerem’in yarasının anne ve babasının ayrılmasından çok, bu süreçte görülmediğini hissetmesi olduğunu düşündürtüyor.

Başka bir sahnede ise Güneş’in kendisine hediye ettiği kamerayla yaptığı kayıtlarda, karnının aç olduğunu, bu dünyada olduğu için üzgün olduğunu ve zorbalık gördüğünü ifade ediyor. Kerem’in ne kadar mutsuz, ihmal edilmiş ve yalnız olduğunu doğrudan onun ağzından duyuyoruz.

Bu tür durumları iyi gözlemlemek ve ebeveynlerin çocuğun onların hayatındaki değerini açık ve net bir şekilde ifade etmeleri önemlidir. Ancak bazı durumlarda boşanma sonrasındaki süreç olması gerektiği gibi yürütülemez. Anne ve babalar, kendi hayatlarındaki sorumluluk ve stres kaynaklarından dolayı çocukların da bu süreçte etkilendiğini geç fark edebilir. Serkan, Kerem’e onu her şeyden çok sevdiğini dile getirse de, davranışlarıyla bunu sürdüremediği için Kerem’in güveni oldukça sarsılıyor. Bu nedenle sadece ebeveynlerine değil, bütün yetişkinlere olan güvenini kaybediyor.

Bir diğer önemli nokta ise ayrıldıktan sonra her iki ebeveynin de karşı tarafın çocukla olan ilişkisini zedeleyecek, güvenini sarsacak olumsuz konuşmalardan ve hareketlerden uzak durması gerektiğidir. Genellikle ebeveynler bu konuda sınır koyamıyor ve çocuğun etkileneceği şekilde diğer ebeveyn hakkında konuşuyor. İlk bölümde direkt buna şahit oluyoruz. Serkan, Kerem’le konuştuğu sırada Zeynep’in sürekli sevgili değiştirdiğinden yakınıyor. Aynı şekilde ikinci bölümde ise aslında ilk tanıştıklarında samimi bir bağ kurmalarına rağmen Kerem, Güneş’e mesafeli davranıyor. “Babamı çalmayacaksın değil mi benden?” sorusundan sonra da annesinin, Kerem’e babasının hayatındaki kadın için olumsuz yorumlar yaptığını anlıyoruz.

Güneş’in Kerem’e karşı çok daha sakin ve onu anlamaya dayalı bir yaklaşım sergilemesi, Kerem’in etrafına ördüğü duvarları aşmasını sağlıyor. İlk defa Güneş’e hislerini açıyor ve bu durum ikisinin arasındaki ilişkiyi güçlendirme anlamında önemli bir adım haline geliyor. Öyle ki Güneş’e onu nikah şahidi yapacak kadar değer veriyor. Çünkü sözlerin tamamlayıcısı davranışlardır ve bunu sadece Güneş’le tecrübe ediyor. Öte yandan Serkan ve Zeynep, ebeveynlik savaşının arasında çocuklarının ihtiyaçlarını görmedikleri için Kerem’le aralarında güvenli bir bağ kuramıyorlar. Anne ve babanın çocukla kurdukları bağ ve iletişim önemlidir çünkü bu, çocuğun kişilik gelişimini şekillendirir. Kendini savunması, fikirlerini söylemesi ve açık iletişim kurması gibi faktörleri ilk önce ailesinden öğrenir. Bununla beraber çocuklar, anne ve babanın kendilerine ya da kardeşlerine nasıl davrandıkları, neleri önceliklendirdikleri gibi tutumları da fark eder ve öğrenirler. Kerem’in, babası ve Güneş’le hamburger yaptığı sahnede “Herkes çocuk yapmamalı. Bütün büyükler bencil. Zaten çocuk yapmak da bencillik.” diyerek aslında ailesinden gördüğü ebeveynlik davranışlarını dışa vuruyor.

Kerem’in yaşadığı duygusal zorluklar yalnızca boşanma sürecinin sonucu olarak değil, aynı zamanda ebeveynlerin kendi geçmiş deneyimleriyle de ilişkilendirilebilir. Aile dinamikleri çoğu zaman tek bir olayla değil, kuşaklar boyunca aktarılan ilişki örüntüleriyle şekillenir. Bu nedenle Serkan’ın kendi kök ailesiyle olan ilişkisine bakmak, Kerem’le kurduğu bağın anlaşılmasında önemli bir ipucu sunar.

Her ne kadar bazı davranışlar ve özellikler aileden yeni jenerasyonlara aktarılsa da, insanlar nasıl biri olması gerektiğini, yaşadıkları olaylara hangi perspektiften bakacağını seçme özgürlüğüne de sahiptir. Kerem, nasıl bir ebeveyn olmaması gerektiğini kendi babasından öğrendi. Bu öğretiyi kendi kurduğu ailesine aktarmayı da seçebilirdi; ancak o, bunu yıkmayı tercih etti ve 18 yaşındayken bir çocuğu olacağını öğrendiğinde hem çocuğunu hem de babalığı seveceğine dair söz verdi. Serkan’ın Kerem’le olan ilişkisi, kendi ailesinden gelen bu aktarımı kıramadığına işaret ediyor. Kendine yüklediği sorumluluklar, kaygı ve panik halleri nedeniyle çocuğuyla olan ilişkisi zedelendi. Bu durum, kuşaklar arası aktarımın ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu gösteriyor.

Kerem’in hikâyesi, çocukların yalnızca boşanma kararından değil, yetişkinlerin çatışmaları arasında görülmemekten de etkilenebileceğini gösteriyor. Kerem’in baba olacağı haberini alış biçimi, geçmişin yüklerini tekrar etmek yerine onları dönüştürmenin de mümkün olabileceğini düşündürüyor. Ancak final sahnesi izleyiciye kesin bir cevap vermiyor. Serkan’ın ailesine olan umudunun bir yansımasını mı izliyoruz yoksa olası bir gerçekliği mi? Bu belirsizlik, dizinin nasıl bir sona sahip olması gerektiğini izleyiciye bırakıyor.

Ben son sahnenin gerçek olduğuna inanmak istiyorum ve diziyi izlemenizi öneriyorum!

Zeynep Köse
Zeynep Köse
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünden Şeref Öğrencisi olarak mezun oldum. Lisans eğitimim sırasında yaklaşık bir sene boyunca okulumuzun psikoloji topluluğunda yazar olarak görev aldım. Yaptığım stajlar, bitirme tezi ve gönüllülüklerim sayesinde özellikle engellilik, bağımlılık, afet ve adli sosyal hizmet alanlarında bilgiye sahibim. Mesleğimin olmazsa olmazı psikoloji biliminin yanı sıra toplumsal cinsiyet ve aile danışmanlığı alanlarına da oldukça ilgiliyim. Turkishe 2026 Bootcamp katılımcısı olarak farklı alanlarda edindiğim bilgilerle perspektifimi güçlendiriyorum. Kelimelerime güveniyor, size iyi okumalar diliyorum!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar