Çocukluk, yetişkinler tarafından sınırsız bir hayal gücü ile bağdaştırılır. Görünmez arkadaşlar, gizli krallıklar ve yalnızca çocukların erişebildiği büyülü evrenler, pek çok roman ve filmin teması olarak hafızalarımızda yer bulmuştur. Bu hayal gücü ürünü unsurlar, yetişkinlere oyunun doğal bir uzantısı olarak görünür. Ancak psikoloji alanındaki araştırmalar, bazı durumlarda bu hayali dünyaların yalnızca yaratıcılığın ve hayal gücünün bir ürünü olmadığını, aynı zamanda çocukların zorlayıcı deneyimlerle baş etme çabasının bir parçası olabileceğini göstermektedir (Carlson, White ve Davis, 2022; Gleason, 2017). Travma, ihmal, yalnızlık ya da yoğun stres karşısında çocuk, kontrol edemediği gerçekliğin yanında kendi kurallarının geçerli olduğu alternatif bir dünya inşa edebilir; korkularını, özlemlerini ve çatışmalarını bu dünyanın içine yerleştirebilir. Böylece gerçek dünyanın ağırlığı altında ezilen çocukların hayali evrenlere sığındığını ve bu evrenler aracılığıyla yaşadıkları kayıpları ve travmaları anlamlandırmaya çalıştığını görürüz.
İçsel Sığınaklar
Özellikle savaş ortamına maruz kalan çocukların sığındığı hayali dünyalar, edebiyat ve sinemada yoğun şekilde işlenen bir konudur. Pan’ın Labirenti’nin Ofelia’sı, Jojo Rabbit’in Jojo’su ve Narnia’nın Pevensie Kardeşleri gibi pek çok eser, savaşın acımasız gerçekliğinden etkilenmiş çocukları ele almaktadır. Onların dünyasını saran yıkım, bir gün tüm bu acıların bitebileceğinin umudunu da doğurur. Bu umudu, şiddet dolu ortamda psikolojik olarak hayatta kalabilmek ve ruhlarını koruyabilmek için hayal dünyalarına yönelmeleriyle görürüz. Ofelia’nın hem savaşın acımasızlığından hem de içinde bulunduğu zorlu aile ortamından kaçarak, fantastik bir labirentin derinliklerinde mitolojik yaratıklar ve sembolik görevlerle dolu bir hayal dünyası yarattığını gözlemliyoruz. Üvey babasının acımasızlığı, annesinin zayıf durumu ve savaş ortamı, Ofelia’nın güven duygusunu zedeleyip yalnızlaşmasına neden olurken, bu hayal dünyası onun kendini ifade etme, güçlenme ve karmaşık duygularını anlamlandırma aracına dönüşür. Jojo, hayali arkadaşı “Hitler” ile kurduğu ironik ve mizahi ilişki sayesinde, ideolojik baskılarla ve korkularıyla başa çıkar. Bu hayal dünyası, onun psikolojik koruma mekanizması olurken, bir yerden sonra iyi ve kötüyle yüzleşmesini sağlayan bir araç haline gelir. Narnia’da ise Pevensie Kardeşler, 2. Dünya Savaşı sırasında güvenlik amacıyla Londra’dan kırsaldaki büyük bir eve gönderilirler. Savaş nedeniyle evlerinden ayrılmak, anne ve babalarından uzun süre uzak kalmak zorunda kalırlar. Bu ortamda gönderildikleri ev, onları kocaman bir fantastik dünyanın kapılarını aralayan dolapla tanıştırır. Bu dünyada çocukların kendilerini güçlü ve etkili hissedebildiklerini görürüz. Edebiyattan ve sinemadan bu örnekler, hayali dünyaların yalnızca kaçış alanları değil; aynı zamanda çocuğun yaşadığı deneyimi dönüştürerek anlamlandırmasını sağlayan içsel bir düzenleme biçimi olabileceğini göstermektedir.
Travma ve Hayal Gücü
Travma, çocuğun dünyayı algılama biçimini kökten etkileyen bir deneyimdir. Güven duygusunun sarsıldığı, bakım veren figürlerin tutarlılığının zedelendiği ya da çocuğun kendini tehdit altında hissettiği durumlarda, dış dünya artık öngörülebilir ve güvenli bir yer olmaktan çıkar. Bu kırılma, çocuğun yalnızca duygusal durumunu değil, zihinsel ve sosyal dünyasını da yeniden şekillendirir (Kolk, 2014; Herman, 1992). Travma sırasında hayal gücüyle kendi dünyalarını yaratan çocuklar, bizlere gösterir ki; travma yaşayan çocuk yalnızca gerçeklikten kaçmaz; bazen yaşayabileceği yeni bir gerçeklik inşa eder. Bu tür yaşantılar sonrasında çocuklarda yoğun kaygı, sürekli tetikte olma hali, uyku, dikkat sorunları ve duygusal düzenleme güçlükleri gözlemlenebilir. Bazı çocuklar, yaşadıkları deneyimi doğrudan ifade etmekte zorlandıkları için, dolaylı anlatım yollarına yönelirler. Oyun, çizim, hikâye kurma ya da hayali senaryolar üretme bu dolaylı anlatım biçimleri arasında yer alır (Terr, 1990; Perry, 2009). Hayal gücü burada, bir kaçış alanı değil; kontrol kaybının yaşandığı bir dünyada yeniden kontrol hissi yaratma girişimi olarak da işlev görür. Gerçek dünyada pasif konumda kalan çocuk, hayali dünyasında bu durumu yeniden kurgulayarak aktif bir özneye dönüşebilir. Böylece travmanın yarattığı parçalanmış deneyim, zihinsel olarak daha katlanılabilir ve anlamlandırılabilir hale gelir (Harris, 2000; Ogawa et al., 1997). Ancak bu süreç bilinçli bir tercih değildir. Hayali dünyalar, çocuğun yoğun duygusal yük karşısında geliştirdiği otomatik bir baş etme mekanizmasıdır. Bu nedenle travma ile hayal gücü arasındaki ilişki, tek yönlü bir “kaçış” olmaktan ziyade, çocuğun psikolojik dayanıklılığını korumaya yönelik karmaşık bir düzenleme süreci olarak ele alınmalıdır (Gleason, 2017; Hart et al., 2006).
Kaynakça
Carlson, E. B., White, S. W., & Davis, J. L. (2022). Imaginary companions, adverse childhood experiences, and dissociation: A systematic review. Journal of Trauma & Dissociation.
Gleason, T. R. (2017). The psychological significance of play with imaginary companions in early childhood. Learning Landscapes, 11(1), 93–106.
Harris, P. L. (2000). The work of the imagination. Blackwell.
Herman, J. L. (1992). Trauma and recovery. Basic Books.
Ogawa, J. R., Sroufe, L. A., Weinfield, N. S., Carlson, E. A., & Egeland, B. (1997). Development and the fragmented self: Longitudinal study of dissociative symptomatology. Development and Psychopathology, 9(4), 855–879. https://doi.org/10.1017/S0954579497001408
Perry, B. D. (2009). Examining child maltreatment through a neurodevelopmental lens. Journal of Loss and Trauma.
Terr, L. C. (1990). Too scared to cry: Psychic trauma in childhood. Harper & Row.
Hart, O., Nijenhuis, E. R. S., & Steele, K. (2006). The haunted self: Structural dissociation and the treatment of chronic traumatization. W. W. Norton & Company.
Kolk, B. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. Viking.


