Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“AŞKIM”, “SEVGİLİM”, “ANNECİM” GİBİ ÇOCUKLARA YÖNELİK HİTAPLARIN PSİKOLOJİK ETKİSİ

“Aşkım gel buraya”, “Canımın içi”, “Benim sevgilim”, “Annecim”, “Babacım”… Birçok ebeveyn için bu ifadeler günlük iletişimin doğal bir parçasıdır. Çocuklara yönelik kullanılan bu hitaplar, çoğu zaman sevgi, şefkat ve yakınlığın bir göstergesi olarak görülmektedir. Ancak son yıllarda özellikle sosyal medyada ve ebeveynlik platformlarında bu tür hitapların çocuk gelişimi üzerindeki etkileri tartışılmaya başlanmıştır. Bir çocuğa “aşkım” ya da “sevgilim” demek uygun mudur? “Annecim” veya “babacım” şeklindeki hitaplar ne anlama gelir? Daha da önemlisi, kullandığımız bu ifadeler çocukların kendilerini ve aile içindeki rollerini algılayış biçimlerini etkiler mi?

Bu soruların yanıtı, ilk bakışta düşünüldüğünden daha karmaşıktır. Çünkü çocuklar yalnızca kelimeleri öğrenmez; aynı zamanda o kelimelerin hangi duyguyla söylendiğini, hangi ilişki içinde kullanıldığını ve kendilerine ne tür bir konum atfettiğini de anlamlandırırlar. Bu nedenle psikolojik açıdan değerlendirildiğinde asıl mesele, kullanılan sözcüğün kendisinden çok, o sözcüğün temsil ettiği ilişki biçimidir.

Sevgi Sözcükleri ve Duygusal Güvenlik

Çocuk gelişimi alanındaki araştırmalar, ebeveynlerin kullandıkları dilin çocukların duygusal dünyasında önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Sevildiğini hisseden, kabul gören ve duygusal olarak desteklenen çocuklar genellikle daha güçlü bir özsaygı geliştirir ve sosyal ilişkilerinde daha güvenli davranırlar. Bu nedenle sevgi içeren hitapların kullanılması tek başına olumsuz bir durum olarak değerlendirilmez. Polcari ve arkadaşlarının (2014) yürüttüğü araştırma, çocukluk döneminde deneyimlenen sözel şefkatin yetişkinlikteki psikolojik iyi oluşla ilişkili olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, çocukların sevildiklerini duymaları ve hissetmeleri, gelişim açısından önemli bir koruyucu faktör olabilir.

Bu açıdan bakıldığında “canım”, “güzelim”, “bir tanem” ya da “aşkım” gibi ifadeler, birçok ailede sevginin doğal bir dili olarak işlev görmektedir. Çocuk açısından belirleyici olan şey, çoğu zaman sözcüğün sözlük anlamından çok, beraberinde taşıdığı sıcaklık ve güven duygusudur.

Aşkım ve Sevgilim Demek Neden Tartışılıyor?

Tartışmaların odağında çoğu zaman “aşkım” ve “sevgilim” gibi sözcükler yer almaktadır. Bunun temel nedeni, bu ifadelerin yetişkinler arasında romantik ilişkilerde de yaygın olarak kullanılmasıdır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, bir sözcüğün anlamı yalnızca kelimenin kendisinde değil, kullanıldığı bağlamda ortaya çıkar.

Bir ebeveyn çocuğuna “aşkım” dediğinde, çoğu zaman romantik bir anlam yüklememekte, yalnızca yoğun sevgi ve bağlılık duygusunu ifade etmektedir. Dolayısıyla tek başına bu hitap biçiminin çocuk gelişimine zarar verdiğini söylemek mümkün değildir. Ancak burada önemli olan nokta, çocuğun aile içindeki rolünün nasıl tanımlandığıdır.

Psikoloji literatüründe “ebeveynleşme” (parentification) olarak adlandırılan süreçte çocuk, gelişimsel olarak üstlenmemesi gereken duygusal sorumlulukları taşımaya başlar. Özellikle ebeveynin yalnızlığını, mutsuzluğunu veya duygusal ihtiyaçlarını çocuk üzerinden gidermeye çalıştığı durumlarda, çocuk bir evlat olmaktan çok bir sırdaş, destekçi ya da duygusal partner konumuna itilebilir. Bu nedenle uzmanlar, sorunun kullanılan kelimeden çok çocuğa yüklenen psikolojik rolden kaynaklandığını vurgulamaktadır.

Annecim ve Babacım Hitaplarının Farklı Bir Boyutu

Türk kültüründe sık rastlanan bir diğer hitap biçimi ise “annecim” ve “babacım” ifadeleridir. İlk bakışta masum ve sevgi dolu görünen bu sözcükler, aslında diğer hitaplardan farklı bir özellik taşır. Çünkü burada çocuk, sevilen bir kişi olmanın ötesinde sembolik olarak ebeveyn rolüne yakınlaştırılmaktadır.

Elbette çoğu aile bu ifadeleri herhangi bir rol aktarımı amacıyla kullanmaz. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, çocuklara yönelik hitapların yalnızca sevgi değil, aynı zamanda ilişki rolleri hakkında da mesajlar içerdiği söylenebilir. Çocuklar zamanla kendilerine nasıl hitap edildiğini ve aile içinde nasıl konumlandırıldıklarını öğrenirler. Bu nedenle “annecim”, “babacım”, “küçük annem” veya “minik babam” gibi ifadeler, bazı ailelerde yalnızca sevgi göstergesi olarak kalırken, bazı durumlarda çocuğun erken yaşta sorumluluk üstlenmesine yönelik beklentilerle de ilişkilendirilebilir.

Burada belirleyici olan yine sözcüğün kendisi değil, çocuğun gerçekten hangi role yerleştirildiğidir. Çocuk aile içinde çocuk olarak kalabiliyor, yaşına uygun sorumluluklar taşıyor ve ebeveyninin duygusal ihtiyaçlarından sorumlu tutulmuyorsa, bu tür hitaplar çoğunlukla kültürel bir sevgi dili olarak değerlendirilebilir.

Hitaplar Çocuğun Kendilik Algısını Şekillendirir

Araştırmalar, çocukların kendilerine yönelik kullanılan ifadeleri zamanla benlik algılarının bir parçası hâline getirdiklerini göstermektedir. Barokova ve Tager-Flusberg’in (2022) çalışması da ebeveyn dilinin çocukların sosyal ve duygusal gelişimindeki önemine dikkat çekmektedir. Çocuklar yalnızca isimlerini değil, kendileri için kullanılan sıfatları, lakapları ve hitapları da içselleştirirler.

Bu nedenle konu yalnızca “aşkım” veya “annecim” değildir. Çocuklara sürekli olarak “yaramaz”, “inatçı”, “tembel” ya da “baş belası” şeklinde hitap edilmesi de onların kendilerini algılayış biçimlerini etkileyebilir. Benzer şekilde yalnızca başarıları üzerinden tanımlanan çocuklar da zamanla değerlerini performanslarıyla ilişkilendirmeye başlayabilirler. Kullanılan her hitap, çocuğun kendisi hakkında oluşturduğu hikâyeye küçük de olsa bir katkı sunmaktadır.

Sevgi ve Sınırlar Birlikte Var Olabilir

Konuya bütüncül bakıldığında, bir çocuğa “aşkım”, “sevgilim”, “annecim” ya da “babacım” demenin tek başına psikolojik açıdan zararlı olduğunu söylemek mümkün değildir. Asıl önemli olan, bu hitapların aile içindeki ilişki sınırlarıyla nasıl birleştiğidir. Çocuk sevilebilir, değerli hissedebilir ve yoğun bir şefkat görebilir; ancak aynı zamanda çocuk olarak kalmaya devam etmelidir.

Sağlıklı aile ilişkilerinde sevgi ile sınırlar birbirinin alternatifi değildir. Aksine, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan şey, çoğu zaman bu ikisinin bir arada var olabilmesidir. Kullanılan sözcüklerden bağımsız olarak, çocuğun aile içindeki rolünün net olduğu, duygusal yük taşımak zorunda bırakılmadığı ve koşulsuz kabul gördüğü ilişkiler, gelişim açısından en koruyucu ortamı sunmaktadır.

Deniz POLAT
Deniz POLAT
Deniz Polat, psikoloji alanında lisans eğitimini tamamlayan bir psikologdur. Başta çocuklarla çalışma ve gelişim psikolojisi olmak üzere aile terapisi alanına da ilgi duymaktadır. Akademik bilgi birikimini güncel yaklaşımlarla harmanlamayı önemseyen Polat, psikolojinin farklı alt alanlarına dair gelişmeleri yakından takip etmektedir. Yazılarında psikolojiye ilişkin güncel konular başta olmak üzere, okuyucuların ilgisini çekebilecek ve farkındalık kazandırabilecek çeşitli temalara yer vermektedir. Psikolojiyi daha anlaşılır ve erişilebilir kılmayı amaçlayan Deniz Polat, ruh sağlığına dair bilgilendirici ve düşündürücü içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar