Aşk nedir? İnsanlık tarihi boyunca en çok düşünülmüş, konuşulmuş ve yazılmış konuların başında aşk gelir. Aşk, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Ancak her çağda aynı şekilde yaşanmamış ve aynı biçimde anlamlandırılmamıştır. Toplumların, kültürlerin ve bireylerin aşkı algılayış biçimi tarih boyunca değişim göstermiştir.
Her aşk hikâyesinde kaçınılmaz olarak seven bir “âşık” ve sevilen bir “maşuk” vardır. Bu durum yalnızca insanlara özgü değilmiş gibi görünse de, insan söz konusu olduğunda aşk yalnızca biyolojik bir dürtü olmaktan çıkar. Çünkü insan; biyolojik, psikolojik, sosyal ve varoluşsal yönleriyle oldukça katmanlı bir varlıktır. Bu nedenle insan aşkı da çoğu zaman basit bir duygudan çok daha karmaşık bir deneyime dönüşür.
Bizim toplumumuzda aşk çoğu zaman oldukça tanıdık bir hikâye üzerinden anlatılır: Bir oğlan bir kızı sever, kavuşursa evlenir, kavuşamazsa bunun adına aşk denir. Belki de bu yüzden aşk, bizim gibi toplumlarda çoğu zaman acıyla, özlemle ve imkânsızlıkla birlikte düşünülmektedir.
Gökhan Ay’ın Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri adlı çalışmasında yer alan şu ifade dikkat çekicidir: “Âşık olmak, kendinden başka bir kişiyi tekrar tekrar idealleştirebilmeyi ve onu özgür bırakacak kadar değer vermeyi gerektirir.” Ancak narsistik ya da borderline örüntüler gösteren kişiler, ikili ilişkilerdeki tüm enerjilerini kendi patolojik ihtiyaçlarını gidermek için harcamaktadır. Aşk nesnelerini bilinçdışı yansıtmalı özdeşim düzenekleriyle sürekli manipüle etmeye çalışırlar.
Burada aslında anlatılmak istenen şey, günümüzde aşk adı altında normalleştirilen bazı davranışların sağlıklı olmayabileceğidir. Patolojik ya da psikolojik sorunları olan kişilerin aşkı daha yoğun, daha şiddetli ve daha ihtiraslı yaşamaları nedeniyle, aşkın böyle yaşanması gerektiği düşünülmektedir. Oysa yoğun yaşanan her duygu sağlıklı değildir.
Kohut’a göre sevilmek bir yetenektir ve narsistik kişiler sevebilme yeteneklerinden yoksundurlar. Kendilerine hayran olabilecek kişileri bulur, onları sonuna kadar kullanır ve sömürürler. “Bir limon gibi sıkıp atarlar.” Bu onların temel patolojileridir. İnsan ilişkileri yüzeyseldir; derin ilişkiler kuramazlar. Karşısındakileri küçümseyen ve büyüklenmeci tutumlarının altında ise derin bir aşağılık duygusu yatar. Bu durum, sağlıklı insan ilişkileri kurmalarına engel olduğu gibi sağlıklı bir aşk hissi yaşamalarını da olanaksız kılar.
Burada anlatılmak istenen şey, narsizmin kişinin sevebilme yeteneğini etkileyen bir yapı olduğudur. Kişi kendisini doğal bir akış içinde karşı tarafa verememekte, ilişkilerde daha çok kendi benliğini ve egosunu merkeze koymaktadır. Bu nedenle de iki kişi arasındaki sağlıklı ilişki dinamiği kurulamamaktadır. Metinde kullanılan “bir limon gibi sıkıp atarlar” benzetmesi de tam olarak bu sömürü ve kullanma durumunu anlatmaktadır.
Aşk, cinsellik tam olarak yaşanmadan da var olabilen bir süreçtir. Hatta aşk için böyle bir zorunluluk yoktur. Kişi tek taraflı olarak aşkı ve tutkuyu yaşayabilir; şaşkına dönebilir, varını yoğunu, statüsünü, hatta birçok şeyini kaybedebilir ama yine de karşılıksız ve imkânsız aşkından vazgeçmeyebilir. Bu durumda olağan olanla patolojik olanı ayırt etmenin güçlüğü ortaya çıkmaktadır.
Çünkü bir noktadan sonra kişi yalnızca âşık olup sevdiği için değil, aynı zamanda sürece kendisinin bilinçsizce engeller çıkarması nedeniyle de acı çekmeye başlayabilmektedir. Sanki ilişkide başarılı olunmazsa ya da kavuşulmazsa ancak o zaman aşk gerçek olacakmış gibi bir algı oluşmaktadır.
Geçenlerde altını çizdiğim bir cümle de bunu düşündürmüştü: “Eğer aşk kavuşulursa aşk olmaz.” Buradan da anlayabileceğimiz gibi, kavuşulamayan şey gözümüzde daha büyük, daha değerli ve daha ulaşılmaz hâle gelebilmektedir. İnsan bazen elde edemediği şeyi yüceltmekte, onu neredeyse tapılacak bir noktaya taşımaktadır. Ancak elde ettiğinde ise elindekinin değerini yitirip yeniden dışarıdaki, ulaşamadığı şeylere yönelmektedir.
Aşk ilişkilerini tek bir açıdan değerlendirmek mümkün değildir. Aşkı, tutkuyu, bağlanmayı ve sevgiyi birbirinden ayırarak ele almak gerekir. Günümüzde çoğu zaman yoğunluk, kıskançlık, bağımlılık ya da acı, aşk ile karıştırılmaktadır. Oysa sağlıklı bir aşk yalnızca yoğun hislerden değil, aynı zamanda karşılıklı değer vermekten, bireyselliği koruyabilmekten ve sağlıklı bir bağ kurabilmekten oluşur.
Belki de aşk hakkında sorulması gereken temel sorulardan biri şudur: Aşk, elde edemediğimiz için mi aşktır, yoksa elde ettiğimiz şeyin değerini bilip onu sevgiye dönüştürebildiğimizde mi gerçek anlamına ulaşır?
Kaynakça
- Ay, G. (1999). Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri. Ütopya Yayınları.
- Kohut, H. Kendiliğin Çözümlenmesi.
- Erdoğan, Ö. Aşk Hakkında Düşünceler.


