Pazar, Mayıs 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Stresin Sessiz Alarmı: Psikojenik Ateş Üzerine Psikolojik İncelemeler

Ateş denildiğinde çoğumuzun aklına enfeksiyon gelir. Grip, boğaz ağrısı, iltihap, mikrop ya da bağışıklık sisteminin savaşı… Termometrede yükselen sayı, genellikle bedende biyolojik bir mücadele olduğunu düşündürür. Ancak insan bedeni yalnızca mikroplara tepki vermez. Bazen sınav kaygısı, aile içi gerilim, okul stresi, sosyal baskı, yas süreci ya da uzun süre bastırılmış duygulara da fizyolojik yanıtlar verir. İşte bu noktada karşımıza psikojenik ateş çıkar.

Psikojenik ateş, psikolojik stresle ilişkili olarak vücut sıcaklığının yükselmesi durumudur. Bu, kişinin ateşi “uydurduğu” ya da “abarttığı” anlamına gelmez. Aksine, termometrede görülebilen gerçek bir bedensel değişimden söz edilmektedir. Oka’ya (2015) göre psikojenik ateş, bazı kişilerde ani ve yüksek vücut sıcaklığı artışıyla, bazı kişilerde ise kronik stres dönemlerinde 37–38 °C civarında süren düşük dereceli ateşle kendini gösterebilir. Bu nedenle son yıllarda bu tablo için “fonksiyonel hipertermi” kavramı da kullanılmaktadır; bu adlandırma, belirtinin hayali değil, bedenin sıcaklık düzenleme sisteminde işlevsel bir değişimle ilişkili olduğunu vurgular (Olivier, 2015).

Psikojenik ateşi anlamak için stresin bedendeki yolculuğuna bakmak gerekir. İnsan beyni tehdit algıladığında yalnızca düşünce üretmez; aynı zamanda bedeni de alarma geçirir. Kalp atışı hızlanır, kaslar gerilir, solunum değişir, mide-bağırsak sistemi etkilenir ve sempatik sinir sistemi devreye girer. Bazı durumlarda bu fizyolojik alarm hali vücut sıcaklığını da yükseltebilir. Kataoka ve arkadaşlarının (2014) hayvan modeliyle yaptıkları çalışma, psikolojik stresin hipotalamus ve beyin sapında yer alan hücreler üzerinden ısı üretimini artırabildiğini göstermiştir. Bu bulgu, stresin yalnızca zihinsel değil, doğrudan biyolojik sonuçları olan bir süreç olduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir.

Psikojenik ateş, özellikle çocuk ve ergenlerde dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Çünkü çocuklar yaşadıkları kaygıyı, baskıyı ya da sosyal zorlanmayı her zaman sözcüklerle ifade edemezler. Bir çocuk “Okulda kendimi güvende hissetmiyorum”, “Başarısız olmaktan çok korkuyorum” ya da “Arkadaş ilişkilerinde zorlanıyorum” diyemediğinde, beden bu duyguları başka yollarla anlatabilir. Karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik ve ateş bu anlatım biçimlerinden bazılarıdır.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, psikojenik ateşin okul uyumsuzluğu, devamsızlık, sınav kaygısı ve nörogelişimsel özelliklerle birlikte görülebileceğini göstermektedir. Ishizaki ve arkadaşları (2022), nedeni bilinmeyen ateş nedeniyle değerlendirilen okul çağı çocukları ve ergenlerde psikojenik ateşin önemli bir neden olabileceğini belirtmiştir. Bir başka çalışmada Okada ve arkadaşları (2024), psikojenik ateş tanısı alan Japon çocuklarda okul uyumsuzluğu ve nörogelişimsel bozuklukların birlikte görülebildiğini bildirmiştir. Bu bulgular, özellikle otizm spektrum özellikleri, sosyal iletişim güçlükleri, dikkat sorunları ya da duyusal hassasiyetleri olan çocuklarda okul ortamının yoğun bir stres kaynağına dönüşebileceğini düşündürmektedir.

Yetişkinlerde ise psikojenik ateş çoğu zaman kronik stres, tükenmişlik, iş baskısı, bakım verme yükü, ilişki çatışmaları ya da bastırılmış duygusal gerilimlerle birlikte düşünülmektedir. Kişi sürekli yorgunluk, hafif ateş, baş ağrısı, çarpıntı ve uyku sorunları yaşayabilir. Tıbbi tetkikler normal geldikçe rahatlamak yerine daha fazla kaygılanabilir. Bu noktada sağlık kaygısı tabloya eklenebilir ve kişi bedensel belirtilerini daha yoğun biçimde izlemeye başlayabilir. Oka (2015), psikojenik ateşin klinik popülasyonda stresle ilişkili bir psikofizyolojik tablo olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Burada önemli bir uyarı yapmak gerekir: Her ateş psikojenik değildir. Psikojenik ateş tanısı, ancak enfeksiyon, ilaç etkisi gibi organik nedenler dikkatle değerlendirildikten sonra düşünülmelidir. Özellikle uzun süren, tekrarlayan, 38 °C’nin üzerine çıkan veya kilo kaybı, gece terlemesi, döküntü, bilinç değişikliği gibi belirtilerle birlikte seyreden ateşlerde mutlaka tıbbi değerlendirme gerekir. Psikojenik açıklama, tıbbi değerlendirmeyi dışlamaz; tersine, biyolojik ve psikolojik değerlendirmenin birlikte yürütülmesini gerektirir.

Psikolojik müdahalede amaç, kişiye “stres yapma” demek değildir. Bu ifade çoğu zaman işe yaramaz; hatta kişide suçluluk yaratabilir. Daha doğru yaklaşım, kişinin stres kaynaklarını, duygu düzenleme becerilerini, yaşam koşullarını ve bedensel belirtilerle kurduğu ilişkiyi anlamaktır. Bilişsel-davranışçı terapi, duygu düzenleme çalışmaları, gevşeme teknikleri, nefes egzersizleri, aile görüşmeleri ve okul düzenlemeleri bu süreçte yararlı olabilir. Çocuklarda öğretmen, aile ve uzman iş birliği özellikle önemlidir. Çünkü belirti yalnızca çocuğun bedeninde görünse de çoğu zaman okul, aile ve sosyal çevreyle ilişkili daha geniş bir uyum sorununun parçasıdır.

Psikojenik ateş, insan bedeninin yalnızca biyolojik bir makine olmadığını hatırlatır. Beden, yaşantıları kaydeder; bazen duyguların söyleyemediğini fizyolojik belirtilerle anlatır. Bu nedenle psikojenik ateşi küçümsemek de, her ateşi psikolojiye bağlamak da hatalıdır. En sağlıklı yaklaşım, tıbbi değerlendirme ile psikolojik anlamlandırmayı birlikte yürütmektir.

Psikojenik ateş, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal yönlerinin ne kadar iç içe geçtiğini gösteren etkileyici bir tablodur. Bazen ateş, yalnızca bağışıklık sisteminin değil, zorlanan bir ruhsal sistemin de alarmı olabilir. Termometrede görülen sayı, kimi zaman bedenin “Burada bir yük var” deme biçimidir.

İlayda Böke
İlayda Böke
İlayda Böke, klinik psikoloji ve Bilişsel Davranışçı Terapi alanlarında akademik anlamda kendini geliştirmeye özen göstermiştir. Lisans eğitimini psikoloji, yüksek lisans eğitimini ise klinik psikoloji alanında tamamlayan Böke, yüksek lisans tezini erişkin psikolojisi üzerine yoğunlaştırarak Genç Yetişkinlerde Kendine Zarar Verme Davranışı, Aleksitimi ve Dürtüselik konusunu incelemiştir. Halen sosyoloji eğitimi almaya devam eden Böke, klinik psikolojiyi sosyolojik ve kültürel bir perspektiften ele almayı yazılarında ana odak noktası haline getirmiştir. Alanla ilgili çeşitli gönüllülük ve klinik deneyime sahip olan Böke, bu deneyimlerini akademik çalışmalarla birleştirerek psikoloji bilimine gerçekçi bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar