Perşembe, Mayıs 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Eriksson İkizleri ve Adli Psikolojinin Çözülemeyen Sırrı: “Folie à Deux” Paylaşılmış Psikotik Bozukluk

İnsan zihni, keşfedilmemiş dehlizlerle dolu, muazzam ama bir o kadar da kırılgan bir labirenttir. Psikoloji bilimi yüzyıllardır bu labirentin haritasını çıkarmaya çalışsa da bazı vakalar vardır ki tüm teorileri, bilimsel kabulleri ve rasyonel mantığı paramparça eder. Adli psikoloji ve psikiyatri tarihinin en karanlık, en gizemli ve üzerine hala en çok tartışılan vakalarından biri, İsveçli ikiz kız kardeşler Ursula ve Sabina Eriksson’un hikayesidir. 2008 yılında İngiltere’de yaşanan bu olay, sadece kameralara anbean yansıyan dehşet verici görüntüleriyle değil; adli psikolojinin en nadir teşhislerinden biri olan “Folie à Deux” (Paylaşılmış Psikotik Bozukluk) kavramını bir insanlık trajedisiyle gözler önüne sermesiyle de tarihe geçmiştir.

1. Perdenin Arkası: İsveç’ten İngiltere’ye Uzanan Sessiz Paranoid Hat

Ursula ve Sabina Eriksson, 1967 yılında İsveç’te dünyaya gelen tek yumurta ikizleriydi. Hayatlarının ilk dönemlerine bakıldığında, adli kayıtlara geçecek ya da çevrelerinde büyük bir şaşkınlık yaratacak hiçbir sıra dışı durum yoktu. Ursula, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyordu; Sabina ise İrlanda’ya taşınmış, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve nispeten düzenli, sakin bir aile hayatı kurmuştu. Dışarıdan bakıldığında her şey son derece normal görünüyordu. Ancak tek yumurta ikizlerinin psikolojik evreninde, bilim dünyasının bile tam olarak çözemediği görünmez, telepatik benzeri ve aşırı hassas bir bağ vardı.

2008 yılının Mayıs ayında, Ursula aniden Amerika’dan kalkıp İrlanda’ya, kız kardeşi Sabina’nın yanına geldi. Bu ziyaretin arkasındaki temel motivasyon hiçbir zaman tam olarak netleşmedi; ancak Ursula’nın gelişinden hemen sonra Sabina’nın evinde gerilimli ve paranoit bir hava esmeye başladı. İkizler, çevrelerindeki her şeyden ve herkesten şüpheleniyor, birilerinin kendilerini takip ettiğini veya zarar vereceğini düşünüyorlardı.

16 Mayıs 2008 günü, kimseye haber vermeden aniden evden çıktılar ve İngiltere’ye giden bir feribota bindiler. İngiltere’nin Liverpool kentine ulaştıklarında, bir otobüse binerek Londra’ya doğru hareket ettiler. Ancak otobüs yolculuğu sırasında ikizlerin sergilediği tuhaf davranışlar, sürekli çantalara sarılmaları ve muavinle girdikleri paranoit tartışmalar neticesinde, şoför onları korumak ve diğer yolcuların güvenliğini sağlamak amacıyla Kuzey Staffordshire bölgesindeki bir dinlenme tesisinde otobüsten indirdi. İşte o an, insan zihninin kontrolden çıktığı ve tüm İngiltere’yi şoka sokacak o korkunç zincirleme reaksiyonun başladığı andı.

2. Otobandaki Dehşet: Canlı Kameralar ve Fiziksel Gerçekliğin Reddi

Dinlenme tesisinden ayrılan ikizler, yürüyerek İngiltere’nin en işlek ve en hızlı trafiğine sahip otobanlarından biri olan M6’ya çıktılar. O sırada şans eseri, İngiltere otoyol polislerinin günlük mesailerini çeken BBC’nin “Motorway Cops” adlı belgesel ekibi de oradaydı. Kameralar kayıttaydı ve adli psikoloji tarihinin en sarsıcı görsel kanıtı o dakikalarda kaydedilmeye başlandı.

Otoyol polisi ikizleri emniyet şeridinde yürürken fark etti ve onları durdurup ne yaptıklarını anlamaya çalıştı. Tam bu esnada, rasyonel zihnin kabul edemeyeceği bir şey oldu. Ursula Eriksson, hiçbir uyarı yapmadan, polisin elinden sıyrılarak kendini saatte yaklaşık 100 kilometre hızla akan trafiğin ortasına fırlattı. Büyük bir süratle gelen devasa bir tır, Ursula’ya tam cepheden çarptı. Ursula tırın altında kalırken, bu dehşet verici sahneye tanık olan polisler daha şoku atlatamadan, Sabina da ikizinin arkasından kendini akan trafiğe bıraktı ve hızla gelen lüks bir Volkswagen Polo marka araç Sabina’ya çarparak onu havaya fırlattı.

Normal şartlarda, bu büyüklükte bir darbe alan herhangi bir insanın olay yerinde hayatını kaybetmesi veya en azından acı içinde bilincini kaybetmesi gerekirdi. Ursula’nın bacakları tırın altında ezilmişti ve ağır yaralıydı. Ancak asıl inanılmaz olay Sabina cephesinde yaşandı. Sabina, kendisine çarpan arabanın ön camını tamamen patlatıp metrelerce havaya uçtuktan sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi yerden kalktı.

Yerden kalktığı an, Sabina’nın sergilediği davranışlar tam bir adli psikoloji muammasıydı. Olağanüstü, adeta insanüstü bir fiziksel güç gösterisi sergilemeye başladı. Kendisine yardım etmeye çalışan otoyol polislerine ve sağlık görevlilerine saldırdı, “Sizi tanıyorum, siz gerçek değilsiniz, organlarımı çalacaksınız!” diye çığlıklar atarak ters yönde akan trafiğe doğru tekrar tekrar koşmaya çalıştı. Altı yetişkin erkek polis, Sabina’yı zapt etmekte yetersiz kalıyordu. Sabina defalarca yere yatırılmasına rağmen tekrar doğruluyor, kelepçelenmeye çalışıldığında polisleri savuruyordu. En sonunda sedyeye bağlanarak ve sakinleştirici iğneler yapılarak hastaneye kaldırılabildi.

3. Adli Psikolojik Teşhis: Folie à Deux (Paylaşılmış Sanrısal Bozukluk)

Hastaneye kaldırılan ikizlerin uyuşturucu, alkol veya herhangi bir toksik madde testleri yapıldı. Sonuçlar şok ediciydi: İkizlerin kanında hiçbir uyarıcı veya uyuşturucu maddeye rastlanmamıştı. Yani sergiledikleri bu akılalmaz ve acıya meydan okuyan davranışlar kimyasal bir maddenin değil, tamamen zihinlerinin bir oyunuydu.

İşte bu noktada adli psikiyatristler ve psikologlar devreye girdi ve literatürde çok nadir görülen Folie à Deux (İki Kişilik Delilik) veya tıbbi adıyla Paylaşılmış Psikotik Bozukluk teşhisini koydular.

Folie à Deux Nedir ve Nasıl Çalışır?

Bu psikopatolojik durum, genellikle çok yakın, dış dünyaya kapalı ve izole bir ilişki yaşayan iki bireyden birinin (birincil/baskın partner) paranoit veya şizofrenik sanrılar (delüzyonlar) geliştirmesi ve zamanla bu sanrıları diğer bireye (ikincil/bağımlı partner) “bulaştırması” durumudur.

1. Baskın Figürün Rolü: Ursula ve Sabina vakasında, birincil vakanın (induser) Ursula olduğu düşünülmektedir. Ursula, Amerika’daki hayatında muhtemelen akut bir psikotik süreç başlatmış, yoğun paranoit sanrılar geliştirmişti. Çevresindeki insanların gizli ajanlar olduğunu, kendisine zarar vermek istediklerini düşünüyordu.

2. Katalizör Olarak Tek Yumurta İkizliği: Genetik olarak birbirinin aynısı olan ve çocukluktan itibaren derin bir bağ geliştiren ikizler, Folie à Deux için en riskli gruplardan biridir. Sabina, kız kardeşinin bu yoğun korku ve sanrı evrenine girdiğinde, rasyonel filtresini tamamen kaybetti. Ursula’nın korkusu, Sabina için mutlak bir gerçekliğe dönüştü.

3. Gerçeklik Algısının Senkronizasyonu: Otobanda kendilerini arabaların önüne atmalarının sebebi, intihar etmek istemeleri değildi. Onlar, arkalarından gelen “hayali takipçilerden” kaçtıklarını ve arabalara çarparak aslında bir nevi boyut değiştirmeye ya da kendilerini korumaya çalıştıklarını düşünüyorlardı. Acıyı hissetmemeleri ve polisleri düşman olarak görmeleri, sempatik sinir sisteminin maruz kaldığı devasa psikotik korku nedeniyle salgılanan yoğun adrenalinden ve zihnin o an acı sinyallerini tamamen bloke etmesinden kaynaklanıyordu.

4. Adalet Sisteminin En Büyük Hatası ve Serbest Bırakılma Süreci

M6 otobanındaki olaydan sonra Ursula’nın tedavisine hastanede, yoğun tıbbi müdahaleyle devam edildi; zira kemikleri kırılmıştı ve fiziksel durumu kritikti. Sabina ise mucizevi bir şekilde neredeyse hiç yara almamıştı. Psikiyatrik değerlendirme için gözaltında tutuldu.

Ancak adli psikoloji ve adalet sisteminin ortaklaşa işleyeceği o korkunç hata tam da bu süreçte gerçekleşti. Sabina, ikizinden ve onun baskın psikotik enerjisinden ayrıldığı an, Folie à Deux’nun doğası gereği hızla “sakinleşmeye” başladı. Çünkü bu bozukluğun en büyük özelliklerinden biri, bağımlı olan kişinin baskın olan kişiden uzaklaştırıldığında sanrılarından hızla sıyrılabilmesidir.

Sabina mahkemeye çıkarıldığında son derece sakin, kibar, sorulara mantıklı cevaplar veren, pişmanlık duyduğunu belirten normal bir insan profili çizdi. Mahkeme psikiyatristleri, Sabina’nın otoyoldaki davranışını “akut ve geçici bir histerik kriz” olarak değerlendirdiler. Sabina’nın toplum için kalıcı bir tehdit oluşturmadığına, sabıkasız bir anne olduğuna kanaat getirildi. Mahkeme, sadece 1 gün önce otobanda terör estiren, tırların önüne atlayan bu kadını, “kamu düzenini bozmak” ve “polise mukavemet” suçlarından sembolik bir ceza vererek serbest bıraktı. Sabina Eriksson, arkasında hiçbir tıbbi veya adli gözetim mekanizması olmadan, İngiltere sokaklarına salıverildi.

5. Kaçınılmaz Trajedi: Glenn Hollinshead Cinayeti

Sokakta yapayalnız, parası ve gidecek yeri olmayan Sabina, Stoke-on-Trent sokaklarında elinde plastik torbalarla başıboş bir şekilde yürümeye başladı. Tarihler 19 Mayıs 2008’i gösteriyordu; yani otoban dehşetinden sadece üç gün sonraydı. O sırada sokakta köpeğini gezdiren 54 yaşındaki Glenn Hollinshead adında iyi niyetli bir İngiliz vatandaşı, Sabina’nın bu çaresiz ve perişan halini fark etti. Hollinshead, son derece yardımsever, kendi halinde bir adamdı. Sabina’ya yardım etmeyi teklif etti, ona kalacak bir yer ve sıcak bir yemek sunmak amacıyla evine davet etti.

Sabina bu teklifi kabul etti. Evde geçirdikleri birkaç saat boyunca her şey normal görünüyordu. Hollinshead, Sabina’ya sigara ikram etti, hatta sabaha karşı onun için çay demledi. Ancak Sabina’nın zihnindeki o karanlık paranoit dalga, ikizinden uzak olmasına rağmen, yalnız kalmanın ve yaşadığı travmanın etkisiyle sinsice geri dönüyordu. Sabina, Hollinshead’in iyi niyetli hareketlerini kendi zihninde yeniden manipüle etmeye başladı. Adamın kendisine zarar vereceğini, onu zehirleyeceğini ya da polise ihbar edeceğini düşünmeye başladı.

20 Mayıs sabahı, Glenn Hollinshead komşusundan ödünç bir şeyler istemek için evden çıkıp hemen geri döndü. İçeri girdiği an, Sabina mutfaktan aldığı büyük bir ekmek bıçağıyla adama saldırdı. Hiçbir şeyden haberi olmayan talihsiz adamı tam 5 kez bıçakladı. Hollinshead, kanlar içinde sokağa kaçmayı başardı ve “Kız beni bıçakladı!” diye bağırarak yere y

Nazlı Albayrak
Nazlı Albayrak
Psikolojiye ve insan zihninin işleyişine duyduğum ilgi, bu alanda kendimi geliştirme yolculuğumun temel motivasyonu oldu. Lisans eğitimim boyunca klinik psikoloji, nöropsikoloji ve psikopatoloji başta olmak üzere psikolojinin farklı alanlarında eğitim aldım. Özellikle bilişsel süreçler, beyin-davranış ilişkisi ve insan deneyimini anlamaya yönelik çalışmalar ilgimi çekti. Akademik eğitimime ek olarak; oyun terapisi, MMPI kişilik envanteri uygulama ve yorumlama, çocuk ve ergen değerlendirme testleri ile cinsel işlev bozuklukları alanlarında çeşitli eğitimler aldım. Nöropsikoloji alanındaki staj deneyimlerimde afazi ve diğer nörolojik durumlarla yaşayan bireylerle yürütülen değerlendirme süreçlerini gözlemleme fırsatı buldum. Kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet alanındaki gönüllü çalışmalarımın da katkısıyla psikolojiyi yalnızca bir meslek değil, insanı bütün yönleriyle anlamaya yönelik bir bakış açısı olarak görüyorum. Bilimsel merakımı ve etik duyarlılığımı koruyarak öğrenmeye, üretmeye ve mesleki gelişimime devam etmeyi hedefliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar