Sessiz Kalan Duyguların Gerçeği
Bazı duygular vardır; dile gelmezler ama kaybolmazlar. İnsan çoğu zaman sustuğu şeyleri geride bıraktığını düşünür. Zamanla etkisini yitireceğine inanır. Oysa gündelik hayatın içinde ansızın yükselen tepkiler, açıklayamadığımız yorgunluklar ya da nedenini bilmediğimiz uzaklaşmalar, bize başka bir gerçeği hatırlatır: Konuşulmayan hiçbir duygu gerçekten susmaz; bir gün mutlaka konuşur.
Bastırma: Zihnin Koruma Mekanizması
Psikanalizin kurucularından Sigmund Freud, ifade edilememiş duyguların ölmediğini, yalnızca bastırıldığını söyler. Bastırma, zihnin kendini koruma yollarından biridir. Kişi, o anda dayanılması zor olan duyguları bilinçten uzaklaştırarak işlevselliğini sürdürür. Ancak bu durum, duygunun ortadan kalktığı anlamına gelmez; yalnızca bilinçdışına itilmesiyle sonuçlanır. Çünkü çoğu zaman yüzleşmekten kaçındığımız şey, taşıması zor bir acıdır. Çok fazla acı vardır; ancak insan, sürdürebilmek için onu görmezden gelmeyi seçer.
Bastırılanın Geri Dönüşü
Bastırılan duygular bilinçten uzaklaştırılsa bile zihnin yapısından tamamen kopmaz. Bilinçdışı, Freud’a göre pasif bir depo değil, sürekli etkin olan bir alandır. Orada tutulan her şey, uygun koşullar oluştuğunda yeniden yüzeye çıkmak ister. Bu yüzden bastırılmış duygular zamanla farklı kılıklara bürünerek kendini gösterir. Bastırılmış duyguların geri dönüşü yalnızca zihinsel süreçlerde değil, çoğu zaman ilişkilerde ve bedende de kendini gösterir. Kişi, geçmişte ifade edemediği bir duyguyu farkında olmadan benzer durumlar yaratarak yeniden yaşamaya eğilim gösterebilir. Sanki tamamlanmamış bir sahne, farklı oyuncularla tekrar tekrar sahnelenir. Bu durum, psikanalitik açıdan bir tekrar etme döngüsüne işaret eder; kişi bilinçli olarak kaçındığını sandığı şeyi, bilinçdışı düzeyde yeniden kurar. Aynı şekilde bastırılan duygular bazen kelimelere değil, bedene yerleşir. Açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk ya da sebepsiz gerginlikler, zihnin dile getiremediğini beden üzerinden ifade etme biçimi olabilir. Bu nedenle insanın kendini anlaması, yalnızca ne düşündüğünü değil, neyi tekrar ettiğini ve bedeninin ne söylediğini de fark etmesini gerektirir.
Zihnin Kapalı Odaları
Zihnimizde bir sürü kapı vardır. Her biri bir anıyı, bir duyguyu, bir deneyimi saklar. Biz istemediğimiz, yüzleşmeye hazır olmadığımız şeyleri o kapıların arkasına kilitleriz. Kapıyı kapattığımızda her şeyin geride kaldığını sanırız. Oysa o odalar varlığını sürdürür. İçeride birikenler sessiz değildir; sadece bekler ve bazen o kapılar, tekrar tekrar açılmak zorunda kalır.
Kapalı kalan her kapı aslında tamamlanmamış bir hikayeye açılır. O kapının ardında yalnızca geçmiş değil, aynı zamanda anlaşılmayı bekleyen bir duygu vardır. İnsan çoğu zaman geçmişi “geçmişte kaldı” diyerek kapatabileceğini düşünür. Oysa psikolojik gerçeklikte bazı şeyler kapanmaz; sadece biçim değiştirir ve insan çoğu zaman kendi iç dünyasında susturduğu, bastırdığı şeylerin bir gün dış dünyada daha yüksek sesle geri döndüğünü fark eder.
Zihin Unutmaz, Anlamlandırır
Sonuç olarak, insan zihni unutmak için değil, anlamlandırmak için çalışır. Bu nedenle iyileşme, bastırılanı yok etmekle değil, onu fark etmekle mümkün olur. Duygular dile geldikçe, anlam kazandıkça ve kabul edildikçe, geçmişin yükü bugünün gerçeği olmaktan yavaş yavaş çıkar. Freud’un düşüncesiyle en doğru kapanış şudur: “İfade edilmemiş duygular asla ölmez; sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekilde tezahür eder.”



Tebrik ederim canım benim çok güzel başarılarının devamını diliyorum