Asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat depremlerini birebir yaşamış bir psikolog olarak, bu yazıda saha gözlemlerimi ve deneyimlerimi sizinle paylaşmak istedim. Deprem anında, sadece korkan, kaygılanan ve ne olduğunu anlamaya çalışan bir insandım. Sarsıntı sona erdiğinde, içinde bulunduğum çevrede belirgin bir yıkım gözlemlemediğim için durumun ciddiyetini kavrayamamıştım. O an, evim yıkılmamıştı ve mahallede de bir yıkım yoktu. Dolayısıyla kimsenin canına, malına zarar gelmemiştir diye düşündüm. Ancak bu yanılgım, iki saat sonra bir sosyal medya haberi ile yerle bir oldu. O ana dek, mesleki kimliğimden bağımsız olarak çok korkan bir insandım. Sosyal medya, farklı illerin deprem görüntülerini tüm canlılığıyla ve yıkıcılığıyla paylaşmaya devam ediyordu. İş sebebiyle Adana’da olduğum için depremi burada yaşamıştım; ancak aslında Hataylıydım. Korkumun katlanarak büyüdüğünü hala dün gibi hatırlıyorum. Ben de herkes gibi aileme, sevdiklerime ulaşmaya ve iyi olduklarını öğrenmeye gayret gösteriyordum. Bu noktada ben artık bir afetzedeydim. Sevdiklerinin enkaz altında olduğu haberini alan, evinin hasar aldığını öğrenen ve yardım bekleyen biriydim.
Sonra saatler ilerledi. Artık yardım bekleyen değil, yardımcı olmaya çalışan bir rol üstlendim. Psikolog kimliğimle belediyelerle iletişime geçip temel ihtiyaçlar için görüşmeler sağladım. Yardımların ulaştırılmasında aracı oldum ve sahada dağıtımlar yaptım. Peki ya acım yok muydu, geçmiş miydi? Hiç bunu düşünecek zamanım yoktu. Saatler günleri kovaladı ve artık yalnızca uzman rolündeydim. Deprem öncesi seanslarını yürüttüğüm danışanlarımla kısa görüşmeler gerçekleştirdim, değerlendirmeler yaptım ve gerekli yönlendirmeleri sağladım. Peki ya yitirdiğim sevdiklerimin yasını tuttum mu? Ben bir uzmandım ve sorumluluklarım vardı. Bilinçli olmadan kendi içimde bir öncelik sıralaması yapmıştım. Önce afetzedelere yardım, sonra kendi yasımı tutmak… Fakat aslında benim de bir afetzede olduğumu unuttuğumu fark ettim. Yasını erteleyen yalnızca ben değildim; sorumluluğu olan herkes yasını erteledi, acı çekmeyi kendine yasakladı. Belki de bu sebeple, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hala bir anda beklenmedik bir şekilde ağlayan ya da hala depremden önceki hayatını konuşan birçok kişi var. Çünkü travma tam olarak böyle bir şeydir. Ufak bir tetiklenme anı ile sizi sarsabilir. Bunun için büyük şeylere gerek yoktur; çoğu zaman bir fotoğraf karesi, bir koku, bir şarkı hatta bir sokak ya da bina bile yeterlidir.
Biliyorum, yalnız olmadığımı. Depremi doğrudan yaşadıysanız veya yardım götürmek için bulunduysanız ya da haberlerden süreci detaylı şekilde takip ettiyseniz, siz de birden fazla etkiye maruz kalmış olabilirsiniz. Aynaya baktığınızda gördüğünüz kişi size yabancılaşmış olabilir. Kimi yasını tutamadı, erteledi; kimi sadece yas tuttuğu için kendini suçluyor; kimi süreci yalnızca haberlerden takip ettiği için pişmanlık duyuyor ya da travmayı birebir yaşamış kişiler kadar kendini travmatize hissediyor – ki buna psikolojide ikincil travma diyoruz. Öncelikle tüm bu değişimlerinizin ve duygularınızın olağan olduğunu kabul etmekle başlayın. Her birimiz olağan dışı bir duruma olağan tepkiler gösterdik. Her birey biriciktir ve bu biriciklikten kaynaklı gösterilen tepkiler, hissedilen duygular da birbirinden farklılık gösterir.
İlk adım: duygularımızı adlandırmak ve kabullenmek. Bir sonraki adım ise dönüşmek ve değişmek. Bunu büyük adımlarla değil, küçük bebek adımlarıyla yapmak en anahtar noktadır. Örneğin, üretebilirsiniz. Üretmek, zihne ‘kontrol bende!’ sinyalini gönderir. Travmatik bir olay sonrasında kontrol yetimizi kaybederiz. Olay esnasında hiçbir şey üzerinde kontrolümüz yoktur. Kontrolü kaybetmekle birlikte güven duygusunu da yitiririz. Ancak kontrol duygusunu geri kazandıkça güvenli hissetmeye başlarız.
Sonuç olarak, afet sonrası süreçte hem afetzede hem de uzman rolünü üstlenen bireylerin, kendi psikolojik ihtiyaçlarını fark etmeleri ve destek almaktan kaçınmamaları kritik öneme sahiptir. Psikososyal destek yalnızca afetzedelere değil, destek sunan profesyonellere de yöneltilmesi gereken bir süreçtir.


