Salı, Mayıs 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Modern Dünyada Sıkılamamak

Modern dünyada neden sıkılmayı unuttuk? Metro beklerken telefonumuza bakıyoruz. Küçücük bir arada telefon ekranlarımızı açıyoruz. Bir videodan sıkılınca diğerine geçiyoruz. Artık bu eylemlerden keyif almıyor ve eğlenmiyoruz; sadece zihnimizin tek bir saniye boş kalmasına tahammül edemiyoruz.

İnsan beyni neden ‘sıkılmaya’ bu kadar direnç gösteriyor? Sorun sıkılıyor olmamızdan çok, sıkılmanın ne işe yaradığını unutmuş olmamızdır.

İçinde bulunduğumuz modern kültürde sıkılmak negatif bir şey olarak algılanıyor; verimsizlik, başarısızlık, boşluk hissi ve yeterince iyi yaşamamak olarak değerlendiriliyor. Psikolojik açıdan bakıldığında ise sıkılmak tamamen doğal bir zihinsel süreçtir.

İnsan zihni yenilik aramaya programlıdır ve sürekli aynı uyarana maruz kalmak dikkat seviyesini düşürür. Bu sebeple sıkılma hissi, beynin: ‘Yeni bir şeye ihtiyaç duyuyorum.’ demesidir. Aslında sıkılmak, zihinsel bir alarm sistemi olarak işlev görür.

Modern dünyada sorun sıkılmak değil, sürekli uyarılmaktır. Dijital araçlar hayatımızın merkezi olmadan önce insanlar; otobüs camından dışarı bakar, sıra beklerken düşünür, hatta kimi zaman dalıp giderdi. Bugün ise zihnimize bu küçük sıkılmalar için hiç alan ve zaman tanımıyoruz.

Sosyal medya, sıkılmayı neredeyse imkansız kılmak için altın tepside sunulmuş bir ödül sistemi gibidir. Beynimiz kısa videolara, sürekli yeniliklere ve anlık dopamin ödüllerine maruz kaldığında, normal hayata döndüğümüz küçücük bir an bile dayanılmaz hale geliyor. Çünkü normal hayat, sosyal medyadan daha yavaş gelmeye başlıyor. Hayatta sosyal medyadaki diğer videoya geçmek veya sıkıldığımızda hemen başka bir şarkıya geçmek için bir seçenek yok.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz dopamin, sadece mutluluğumuzu değil, beklenti, ödül arayışı ve motivasyon gibi birçok kavramla da ilişkilidir. Yeni bildirim, yeni video, yeni mesaj aslında ‘yeni bir ödül’ hissini yaşatır beynimize. Buradaki sorun, bildirimler ve videolar gibi hızlı ödüllere alışmış beynimiz için yavaş ödüllerin anlamını kaybetmeye başlamasıdır. Uzun vadeli yapılan işler, ders çalışmak, kitap okumak veya bir yapboz yapmak gibi aktiviteler daha zor hissettirebilir.

Buraya kadar sıkılmanın beynin alarm sistemi olmasından ve modern dünyada bunu nasıl unuttuğumuzdan bahsettik. Şimdi ise sıkılmanın neden faydalı olduğuna kısaca değinelim. Zihnimiz boşta dolaştığı anlarda, beynin varsayılan mod ağı (default mode network) aktifleşir. Bu ağ, içsel düşünme, hayal kurma, geçmişi işleme ve geleceği planlama gibi süreçlerle ilişkilidir. Yani hiçbir şey yapmadığımızı düşündüğümüz anlarda, yaratıcılık ortaya çıkar. En iyi fikirlerin duşta gelmesi gibi örnekler, yalnız ve sessiz anlarımızda daha derin düşüncelere ulaşmamızı sağlar. Ancak ne yazık ki artık zihnimizin sessiz kalmasına fırsat vermiyoruz.

‘Boş kalmamanın’ bir başarı olarak gösterildiği modern dünyada sürekli içerik üretiyoruz; bir şey izliyoruz, kaydırıyoruz, dinliyoruz ve takip ediyoruz. Ama zihinsel olarak gerçekten dinleniyor muyuz? Bazen ekran karşısında saatler geçirmek bile daha yorgun hissettirebilir. Çünkü sürekli çalışan bir dikkat sistemi vardır ve bu yorgunluğu dinlendirmek için yalnızca uykuya değil, aynı zamanda sessizliğe de ihtiyaç duyarız.

Yeniden sıkılmayı öğrenmek düşündüğümüz kadar zor değil. Çözüm, tamamen teknolojiden kopmak değil, zihnimizin her boşluğu doldurma alışkanlığını fark etmek olabilir. Dijital bir çağda yaşıyoruz ve teknolojiden kopmak neredeyse imkansız. Denememiz gereken şeyler, birkaç dakika hiçbir şey yapmadan durmak, yürürken bir şarkı dinlemek yerine hayatın seslerini dinlemek ve canımız sıkıldığında bu durumu bastırmamaya çalışmaktır. Bu yöntemler, tamamen bir çözüm olmasa da farkındalık açısından küçük ama önemli adımlardır.

Başta bunları yapmak rahatsız edici olabilir; çünkü sürekli uyarılmış bir zihni boş bırakmak, ne oluyor dedirtebilir. Ancak hepimiz bir zamanlar bunları bir yöntem olarak değil, günlük hayatın bir parçası olarak farkında olmadan yapıyorduk. Bu yüzden, bunu kendinize hatırlatmak, rahatsızlığı azaltabilir ve sizi içinde bulunduğunuz ana taşıyabilir. İnsan zihni, gelişmek için değil, bazen yalnızca durmak için zamana ihtiyaç duyar.

Gülbeyaz Tek
Gülbeyaz Tek
Gülbeyaz Tek, Ankara Medipol Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) lisans programında tam burslu olarak eğitimine devam eden ve özellikle gelişimsel psikoloji ile nöropsikoloji alanlarına ilgi duyan bir öğrencidir. Akademik yolculuğunda, beynin bilişsel süreçlerle ilişkisini ve yaşam boyu gelişim değişimlerini bilimsel temelde anlamaya odaklanan Tek, psikoloji bilgisini hem akademik çalışmalar hem de günlük yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmeyi önemsemektedir. Eğitiminin yanı sıra, üniversite dışı sempozyum ve konferanslara katılım göstererek alan içindeki güncel tartışmaları ve gelişmeleri yakından takip etmektedir. Bu süreç, hem akademik merakını beslemekte hem de psikoloji alanındaki kavrayışını farklı perspektiflerle genişletmektedir. Gelişimsel bakış açısını nöropsikolojik düşünme biçimiyle birleştirerek insan davranışını çok boyutlu değerlendirmeyi amaçlayan Tek, öğrenme sürecini hem kişisel hem de bilimsel bir keşif alanı olarak görmektedir. Merakı ve öğrenme isteğiyle çalışmalarını sürdüren Gülbeyaz Tek, ilerleyen dönemlerde gelişimsel ve nöropsikolojik perspektifini derinleştirerek bilimsel araştırmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar