Şu an aklınızdan bir şey geçiyor, biliyorum. “Ben öyle biri değilim.” Ya da “Benim değerlerim sağlam, ben o durumda farklı davranırdım.” Gayet normal, ben de öyle düşünürdüm. Ama sosyal psikoloji tam da bu noktada devreye giriyor ve biraz rahatsız edici sorular sormaya başlıyor. Hepimiz bir haber izlerken ya da tarihin karanlık sayfalarını okurken “Ben olsaydım kesinlikle öyle yapmazdım” deriz. Peki ya gerçekten öyle yapar mıydık?
Milgram Bize Ne Anlattı?
1963’te Stanley Milgram sıradan insanları laboratuvara çağırdı. Onlara şunu söyledi: Karşınızdaki kişi yanlış cevap verdiğinde elektrik şoku uygulayacaksınız. Şoklar gerçek değildi, karşıdaki aktördü. Ama katılımcılar bunu bilmiyordu. Sonuç? Katılımcıların yüzde altmış beşi, bir yetkilinin “devam edin” demesiyle 450 volta kadar çıktı. Üstünde “Tehlike: Ağır Şok” yazıyordu. Yine de bastılar. O insanlar canavar mıydı? Hayır. Komşunuz olabilirlerdi, iş arkadaşınız, belki de siz.
Neden Hep “Ben Olsaydım…” Deriz?
Başkası hata yaptığında “o zaten öyle biri” deriz. Biz aynı hatayı yaptığımızda ise “o gün çok yorgundum, baskı altındaydım” deriz. Tanıdık geldi mi? “Ben olsaydım öyle yapmazdım” cümlesi bu yüzden güvenilir değil. O senaryoyu zihnimizde kurarken ortamın ağırlığını, sosyal baskısını, belirsizliğini hissetmiyoruz. Her şeyi dışarıdan, soğukkanlılıkla değerlendiriyoruz. Oysa o anın içinde olsaydık bambaşka bir hikaye olabilirdi.
Zimbardo’nun 1971’deki Stanford Hapishane Deneyi de bunu gösterdi. Sağlıklı üniversite öğrencileri rastgele gardiyan ve mahkum rollerine ayrıldı. Kimseye nasıl davranmaları gerektiği söylenmedi. Altı gün içinde deney durdurulmak zorunda kalındı. Gardiyanlar baskı uygulamaya, mahkumlar teslim olmaya başlamıştı. Sadece bir rol vermişlerdi onlara. Ama o rol kimliklerini yutmuştu.
Peki Bu Bizi Sorumluluktan Kurtarıyor mu?
Hayır, kesinlikle hayır. “Demek ki suç bende değil, ortamda” sonucuna varmak çok kolay ama mesele o değil. Eğer bir sistem insanları sürekli kötü davranmaya itiyorsa asıl soru “Bu insanlar mı kötü?” olmamalı. “Bu sistemi kim kurdu, kim sürdürüyor?” olmalı. Zimbardo bunu güzel özetledi: Kötü variller iyi elmaları çürütür. Çözüm elmayı suçlamak değil, varili değiştirmek.
Bireysel olarak ise şunu sormamız gerekiyor: Ben kendimi hangi ortamlara koyuyorum? Hangi otoritelere sorgulamadan itaat ediyorum? Bunlar küçük sorular gibi görünüyor ama ahlaki pusulamızı belirleyen tam da bu tercihler.
Son Olarak
Bir danışman adayı olarak bunu çok düşünüyorum. Pek çok insan geçmişte yaptığı bir şey için kendini yıllarca yargılıyor. “Ben nasıl böyle biri oldum?” sorusu, “O dönemde beni hangi güçler etkiliyordu?” sorusuna dönüştüğünde bir şey değişiyor. İnsanlar kendilerini daha net ve daha adil görmeye başlıyor. “Ben iyi bir insanım” demek güzel. Ama belki daha dürüst soru şu: Hangi koşullarda iyiyim, nerede sınanıyorum ve farkında bile olmuyorum?
Sosyal psikoloji bize rahat bir ayna tutmuyor. Ama o aynaya bakmaya değer. Çünkü “Ben asla öyle yapmazdım” kesinliğinden çok, “Ben de o durumda olabilirdim, peki şimdi ne yapabilirim?” sorusu bizi gerçekten büyütüyor. Bu süreçte sergilediğimiz bireysel sorumluluk bilinci, bizi sadece birer “elma” olmaktan çıkarıp içinde bulunduğumuz “varili” sorgulayan öznelere dönüştürüyor.
Kaynaklar
Milgram (1963) · Zimbardo (1971) · Ross (1977) · Epley & Dunning (2000)


