Duygusal olarak ulaşılabilir bir ilişki ararken kişinin kendisini tekrar eden biçimde mesafeli ve belirsiz partnerlere yönelirken bulması, çoğu zaman rastlantısal bir tercih değil; erken dönem bağlanma örüntülerinin ve öğrenilmiş duygusal kalıpların bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bazı ilişkiler, daha en başından tanıdık bir his bırakır. İlgi gösteren ve duygularını açıkça ifade eden biriyle kurulan bağ “daha sakin” ya da “heyecansız” algılanırken; mesafeli, tutarsız ya da duygusal olarak erişilmesi zor birine karşı daha yoğun bir çekim hissedilebilir. Örneğin, mesajlara geç yanıt veren ya da ilgisini belirsiz biçimde gösteren bir kişi, zihinde daha fazla yer kaplayabilir.
Bu durum çoğu zaman bireysel tercihlerle açıklansa da, psikolojik açıdan değerlendirildiğinde daha derin ve sistematik örüntülerle ilişkilidir. Bağlanma kuramı ve şema kuramı, bu tekrar eden ilişki dinamiklerini anlamada önemli kavramsal çerçeveler sunmaktadır.
Bağlanma Kuramı Perspektifinden Yakınlık ve Mesafe
Bağlanma kuramı, bireylerin erken dönem bakım verenleriyle kurdukları ilişkilerin, yetişkinlikteki romantik ilişkilerin temelini oluşturduğunu öne sürer. John Bowlby tarafından geliştirilen ve Mary Ainsworth tarafından genişletilen bu yaklaşım, bağlanma stillerini güvenli, kaygılı ve kaçınmacı olarak sınıflandırır.
Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler ilişkilerde yakınlık ve onay arayışındayken, kaçınmacı bağlanma stiline sahip bireyler duygusal mesafeyi koruma eğilimindedir. Bu iki stilin etkileşimi, ilişkilerde sıklıkla gözlemlenen bir dinamiği ortaya çıkarır: Bir taraf yakınlaşmaya yönelirken, diğer taraf geri çekilebilir. Bu durum literatürde “kaygılı–kaçınmacı döngü” olarak tanımlanmaktadır (Hazan & Shaver, 1987).
Şemalar ve Tanıdık Olanın Çekiciliği
Romantik partner seçimlerini anlamada şema kuramı önemli bir açıklama sunar. Jeffrey Young tarafından geliştirilen bu modele göre bireyler, çocukluk döneminde oluşan erken dönem uyumsuz şemaları yetişkinlikte tekrar etme eğilimindedir.
Özellikle “terk edilme” ve “duygusal yoksunluk” şemaları, bireyin duygusal olarak ulaşılması zor partnerlere yönelmesine zemin hazırlayabilir. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, tanıdık duygusal deneyimlere yönelme eğilimi ile ilişkilidir. Kişi, kendisini iyi hissettiren değil, daha önce deneyimlediği ilişki biçimlerine benzeyen dinamiklere çekilebilir.
Tekrar Zorlantısı ve Duygusal Örüntüler
Psikanalitik literatürde bu tekrar eğilimi Freud’un (1920) “tekrar zorlantısı” kavramı ile açıklanır. Bu yaklaşıma göre birey, geçmişte çözümlenmemiş ilişkisel deneyimleri bilinçdışı düzeyde yeniden üretme eğilimindedir.
Bu bağlamda, duygusal olarak ulaşılabilir olmayan partnerlere duyulan çekim, erken dönem ilişkisel deneyimlerin yeniden sahnelenmesi olarak değerlendirilebilir. Örneğin, çocuklukta duygusal olarak mesafeli bir bakım verenle büyüyen birey, yetişkinlikte benzer ilişki dinamiklerine yönelme eğilimi gösterebilir.
Belirsizlik ve Duygusal Yoğunluk
İlişkilerde tutarsızlık ve belirsizlik, duygusal yoğunluğu artıran önemli faktörler arasındadır. Ara sıra gösterilen ilgi ve yakınlık, beklenti ve hayal kırıklığı arasında bir dalgalanma yaratır. Bu durum, bireyin ilişkiye yönelik zihinsel ve duygusal yatırımını artırabilir.
Nörobiyolojik açıdan değerlendirildiğinde, aralıklı biçimde sunulan bu tür geri bildirimler beynin ödül sistemini aktive ederek dopamin salınımını artırabilir (Fisher et al., 2016). Böylece ilişki, yalnızca psikolojik değil aynı zamanda biyolojik düzeyde de pekiştirilen bir deneyime dönüşebilir.
Çekim ve Uyum Arasındaki Fark
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Yoğun çekim her zaman sağlıklı bir ilişki ya da uyum göstergesi değildir. Bazı durumlarda güçlü çekim hissi, bireyin geçmişten gelen duygusal örüntülerinin aktive olduğunu gösterebilir.
Buna karşın, duygusal olarak daha dengeli ve ulaşılabilir ilişkiler ilk etapta daha az yoğun hissedilebilir. Bu nedenle ilişkilerde yalnızca çekimin varlığı değil, ilişkinin sürdürülebilirliği ve karşılıklı duygusal erişilebilirlik düzeyi de değerlendirilmelidir.
Sonuç
Duygusal olarak ulaşılabilir olmayan partnerlere yönelik çekim, çoğu zaman rastlantısal bir tercih değildir. Bu durum; bağlanma örüntülerinin, erken dönem deneyimlerin ve öğrenilmiş duygusal kalıpların bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu örüntülerin fark edilmesi, bireyin ilişkisel seçimlerini daha bilinçli hale getirmesine ve daha dengeli ilişkiler kurmasına katkı sağlayabilir.
Kaynakça
Ainsworth, M. D. S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Erlbaum.
Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
Fisher, H. E., Brown, L. L., Aron, A., Strong, G., & Mashek, D. (2016). Reward, addiction, and emotion regulation systems associated with rejection in love. Journal of Neurophysiology, 104(1), 51–60.
Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle.
Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.


