Kalabalık bir ortamda bulunurken bile kendini yalnız hissettiğin oldu mu? Ya da tam tersine, yalnız olmayı özellikle istediğin anlar… İnsan hayatında yalnızlık her zaman her yerde aynı anlama gelmez. Bazen bilinçli olarak seçtiğimiz bir yalnızlık vardır; bazense hiç istemediğimiz hâlde kendimizi içinde bulduğumuz bir yalnızlık. Dışarıdan bakıldığında ikisi aynı gibi görünse de, insanın içinde yarattıkları duygu ve boşluk tamamen farklıdır.
Bazı zamanlar yalnız kalmayı özellikle isteriz. Gün içinde sürekli insanlarla iletişim kurmak, konuşmak, beklentilerle karşılaşmak, empati yapmak zihni yorabilir. Böyle anlarda yalnızlık bir kaçış değil, aksine insanın kendine ayırdığı bir dinlenme alanına dönüşür. Kendi düşüncelerimizle baş başa kalmak, iç dünyamızı düzenlemek, hayatımızda olan bitenler hakkında düşünmek veya sadece biraz sessizlik bulmak için bile bilinçli olarak yalnızlığı seçeriz.
Seçilen yalnızlık çoğu zaman bir tür zihinsel mola gibidir. İnsan bu anlarda kendini daha iyi dinler, düşüncelerini toparlar ve duygularını anlamaya çalışır. Çünkü yalnızlık, kendini yeniden kurabilmek için gerekli bir alan yaratır. Bu tür yalnızlık çoğu zaman huzur verir. Çünkü bu yalnızlıkta kontrol bizdedir, ne zaman başlayıp ne zaman biteceğine sadece kendimiz karar veririz; istersek kalabalığa geri dönebiliriz.
Ancak yalnızlığın bir de başka bir yüzü vardır: mecbur kalınan yalnızlık.
Bu yalnızlık bir tercih değildir. İnsan bazen anlaşılmadığını hissettiğinde, duygularını paylaşacak birini bulamadığında ya da bağ kurmakta zorlandığında kendini yalnızlığın içinde bulur. Burada yalnızlık bir dinlenme alanı değil, daha çok bir boşluk hissi yaratır. İnsan aslında yalnız olmak istemez ama bir şekilde yalnız kalır.
Mecbur kalınan yalnızlık genellikle daha ağır hissedilir. Çünkü bu durumda yalnızlık, seçilmiş bir sessizlikten ziyade; paylaşılmamış duyguların, bastırılan tek kalmışlık hissinin ve kurulmamış bağların sonucudur. İnsan birileri tarafından görülmek, anlaşılmak ve duyulmak ister. Bu gerçekleşmediğinde ise yalnızlık daha derin bir hâl alabilir.
İlginç olan şu ki, dışarıdan bakıldığında seçilen yalnızlık ile mecbur kalınan yalnızlık çoğu zaman ayırt edilemez. Bir insan odasında tek başına oturuyor olabilir. Ama o kişi belki de özellikle yalnız kalmak istemiştir, belki de buna ihtiyacı vardır ve bundan huzur duyuyordur. Ya da tam tersine, yalnız kalmak istemediği hâlde kendini o odada, kalabalıktan uzakta bulmuştur. Görüntü aynıdır, fakat yaşanan duygu tamamen farklıdır.
Belki de bu yüzden yalnızlık üzerine konuşurken tek bir anlamdan bahsetmek mümkün değildir. Yalnızlık bazen insanın kendine yaklaşmasını sağlasa da, bazen ise insanın kendinden uzaklaşmasına, derin bir boşluğa çekilmesine neden olur. Aynı kelime iki farklı deneyimi anlatabilir.
Aslında mesele yalnızlığın var olup olmaması değil, onun nasıl yaşandığıdır. İnsan zaman zaman yalnız kalmaya ihtiyaç duyar. Kendini dinlemek, düşüncelerini toparlamak, hayatı hakkında kararlar vermek ve biraz içe dönmek için bu alan gereklidir. Ama aynı zamanda insan sosyal bir varlıktır; görülmeye, anlaşılmaya, bağ kurmaya, konuşmaya ve dinlemeye ihtiyaç duyar.
Bazen bu yalnızlık daha da görünmez bir hâl alır. Dışarıdan bakıldığında her şey normal gibi görünür. İnsanlarla konuşabiliyor, yeni ortamlara girebiliyor, tanışmakta zorlanmıyor olabilirsin. Ama buna rağmen içte değişmeyen bir his vardır.
Hayatlara girer, insanlarla vakit geçirirsin; konuşur, gülersin. Ama sanki tam olarak yer etmezsin. Varlığın akışın bir parçası olur ama yokluğun belirgin bir eksiklik yaratmaz. Bir gün ortada olmasan, seni özellikle merak eden biri çıkmaz gibi hissedersin. Belki de en çok bu aidiyet hissi eksikliği ağır gelir. Çünkü insan, yokluğunun bile fark edilmesini ister.
Aslında belki önemli olan şey yalnızlıktan tamamen kaçmak ya da onu tamamen aramak değildir. Önemli olan, hangi noktada hangi yalnızlığın içinde olduğumuzu fark edebilmektir. Çünkü seçilen yalnızlık insanı güçlendirebilir. Mecbur kalınan yalnızlık ise çoğu zaman insanın daha fazla anlaşılmaya ihtiyaç duyduğunu gösterir.
Yalnızlık her zaman aynı şey değildir. Bazen bir sığınak olur, bazen bir boşluk. Her şeyin fazlasının zarar olabileceği gibi evet yalnızlık bazen bir sığınak olabilir, ama eğer orada fazla uzun kalırsak, o sığınak yavaş yavaş bir duvara dönüşebilir. Ve belki de en zor olanı, bu ikisi arasındaki farkı görebilmek ve insanın içsel dengesini kurarak kendisiyle barışabilmesidir.


