Çarşamba, Mayıs 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nörobilimde Çığır Açan Keşif: Anksiyete Aşısı

Giriş

Bu ayki makalemizde son zamanlarda nörobilim dünyasında çok konuşulan ve çığır açıcı bir keşif olarak görülen anksiyete aşısından bahsedeceğiz. Hiç gerçekçi gelmiyor değil mi? Ama maalesef gerçek. Hatta insanlık olarak kaygıyı gerçekten yönetemediğimizin ve bir kanser hücresi gibi insanlığın her noktasına yayıldığını gösteren bir kanıt gibi. Son 100 yılda zamanın ötesinde gelişen ve değişen modern insan; teknolojinin görünmez kafesinde ve modern köleliğin verimlilik adı altında pazarlandığı bu dönemde, aslında biyolojisine ters yaşamasının sonuçlarını yaşıyor. Maalesef günümüzdeki psikoterapiye ulaşımdaki fırsat eşitsizliği de kaygıyla başa çıkma ve mücadele etme konusunda bilim dünyasını daha hızlı ve etkili yöntemler bulmaya sürüklüyor. Peki bunun arkasındaki mekanizma ne? Anksiyete bir ruh sağlığı bozukluğu değil mi? Bir aşıyla nasıl tedavi edilebilir ya da önlenebilir?

Mekanizması

Geleneksel psikoloji, anksiyeteyi sadece nörotransmitterlerin dengesizliği olarak görüyor. Ancak nörobilim; kronik anksiyeteyi, beynin duygusal merkezlerinin (amigdala gibi) sürekli bir mikro-enflamasyon altında olmasından kaynaklı vücudun psikolojik stresi bir yara gibi algılayarak bağışıklık sistemini sürekli alarm konumunda tutması olarak yorumluyor. Bu da aslında yeni bir yaklaşım ve bu aşının temeli olan Psikonöroimmünoloji prensibine dayanıyor. Bir integratif fizyoloji profesörü olan Dr. Christopher Lowry de özel bir bakteriyi kullanarak anksiyete aşısı çalışmalarını bu prensibe dayalı başlatıyor.

Aşı çalışmalarının başrolü olan Mycobacterium vaccae bakterisi aslında 1970’lerde tüberküloz (verem) aşısının etkisini arttırmak için test ediliyordu. Ancak sonralarda akciğer kanseri olan hastalarda yapılan deneylerde, aşının hastaların ömrünü uzatmasa da onların ruh halini iyileştirdiği fark edildi. Bunun üstüne Dr. Lowry ve ekibi çalışmalarını bu yöne doğrulttu. Anksiyete aşısının temel mekanizması da bu bakterinin vücuda girdiğinde bağışıklık hücrelerini uyararak vücuttaki yangıyı söndüren sitokin hücrelerinin salgılanmasını sağlayıp enflamasyonu baskılaması. Aynı zamanda da bakterinin içindeki özel bir yağ asidi (10(Z)-hexadecenoic acid) stres sinyallerini beyne taşıyan reseptörleri bloke ederek beynin strese aşırı tepki vermesini önlüyor. Bunların sonucunda da sinir hücreleri arasındaki sinaptik iletim normale dönüyor.

Uygulaması

Aslında aşının amacı SSRI (seçici serotonin geri alım inhibitörleri) dediğimiz antidepresanlardan belirli bir yönde farklılaşıyor. İlaçlar semptomun üstünü kapatmaya çalışırken anksiyete aşısı teoride bağışıklık sistemini strese karşı bir zırh geliştirmeye zorluyor. Yani çalışma insanları duygusuz bir robota dönüştürmektense Stress Resilience (strese karşı direnç) dediğimiz kavramı güçlendirmeyi merkeze alıyor. Makalenin başında ne kadar gerçekçi gelmediğini söylesem de aşı çalışmaları ve gerçek hayata geçirilmesinde çok önemli adımlar kaydedildi. Dr. Lowry aşı çalışmalarını fareler üzerinde uyguladığı bir dizi sosyal stres deneyiyle yürüttü. Laboratuvar modellerinde küçük bir fare aşılandıktan sonra büyük ve agresif bir fareyle aynı ortama konuldu. Normalde bunun sonrasında farede PTSD (travma sonrası stres bozukluğu) semptomları ortaya çıkması beklenirken enjekte edilenlerin korkup köşeye sinmek yerine daha soğukkanlı oldukları, bağırsaklarında stres kaynaklı bir enflamasyon olmadığı ve beyin taramalarında stres sinyallerini taşıyan nöronların sustuğu ve serotonin üreten hücrelerin aktive edildiği kanıtlandı.

Güncel Durum

Bu aşı şu anda eczaneye gidip ben anksiyete aşısı olmak istiyorum diyebileceğiniz noktadan sandığınız kadar uzakta değil. Klinik uygulama yollarına doğru ciddi adımlar atıldı. Özellikle uygulama için ilk tercih edilenler askerler gibi PTSD riski yüksek olan meslek grupları. Onlara koruyucu doz uygulanarak travma anı yaşandıktan sonra bir tedavi gibi değil, o anlar yaşanmadan önce travmanın oluşumunu engellemeye yönelik bir kalkan olarak etki etmesi öngörülüyor. Ayrıca bu aşının farklı bir versiyonu olarak görülen ama temeli yine bakteri-anksiyete ilişkisini baz alan psikobiyotikler de takviye olarak piyasaya girmeye başladı.

Tartışma

Peki, her ne kadar anlattıkça ikna edici ve kulağa o kadar garip gelmeyen bir keşif olsa da, bu durum sanıldığı kadar insanlık için iyi bir gelişme mi? Kaygı psikolojik düzeyde fazı ne kadar zarar verici olsa da eşik şiddeti olan ve insanın yaşaması ve öğrenmesi için hayati olan bir kavram. Bugün bir çocukla yetişkinin aynı olaylara karşı aynı düzeylerde stres yaşamamasının en büyük sebebi gelişimimiz boyunca stresle başa çıkmayı bir şekilde öğrenmiş olmamız. Her ne kadar şu anda vahşi bir doğa ortamında yaşamasak da insan olarak günümüzde hala bu kaotik dünyada hayatta kalmamızı sağlayan savaş-kaç mekanizmasının tetikleyicisinin de stres olduğunu unutmamak gerekir. Sonuç olarak biz sadece biyolojimizden ibaret değiliz. Bu yüzden günümüzde artık iyilik hali (well-being) WHO (dünya sağlık örgütü) tarafından Biyopsikososyal Model göre değerlendiriliyor. Bundan dolayı insanın hayata karşı verdiği kaygısal tepkinin psikolojik boyutunu ve onun otantikliğini yok sayarak biyolojik bir temele indirmek ruh sağlığına doğru bir bakış açısı olmayabilir. Ki aşının dozu, yan etkileri ve sizi strese ne kadar dayanıklı hale getireceği de etik açıdan bir sürü tartışmaya yol açıyor.

Son

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse bu tarz aşı çalışmalarının anksiyeteye olan bakış açımızı ve müdahale şeklimizi gün geçtikçe bunu tamamen ortadan kaldırmaya yönelik ilerlettiğini görebiliriz. Tabi ruh sağlığı bozukluğu olduğu durumlar dışında insanların sürekli çalıştığı; sosyal medya gibi yerlerde kendini hep başkalarıyla kıyasladığı, yetersiz bulduğu veya şu an içinde bulunduğu dünyada savaş ve enerji problemlerini gördüğü bir ortamda anksiyete duyması, hissizleşmesinden çok daha normal ve kabul edilebilir bir durum. Bu yüzden eğer bilimin amacı akut ruh sağlığı bozukluklarına tedavi edici ve iyileştirici bir yöntem geliştirmekse bu tarz çalışmalar hazine değerinde. Ancak günlük hayatta yaşadığımız anksiyete problemlerinin çözümü bir aşı da değil kolektif olarak yaşadığımız sistemi iyileştirmek ve kendi ruh sağlığımıza yatırım yapabileceğimiz fırsatlar oluşturmakta saklı.

Kaynakça

Lowry, C. A., Hollis, J. H., de Vries, A., Pan, B., Brunet, L. R., Hunt, J. R., … & Lightman, S. L. (2007). Identification of an immune-responsive mesolimbocortical serotonergic system: Potential role in regulation of emotional behavior. Neuroscience, 146(2), 756-772. https://doi.org/10.1016/j.neuroscience.2007.01.067

Smith, D. G., Reber, S. O., Diehl, A. M., Jansch, C., Josselyn, S. A., Chometton, S., … & Lowry, C. A. (2019). Identification and characterization of a novel anti-inflammatory lipid isolated from Mycobacterium vaccae, a soil-derived bacterium with immunomodulatory and stress-resilience properties. Psychopharmacology, 236(5), 1653-1670. https://doi.org/10.1007/s00213-019-05253-9

World Health Organization. (2022). World mental health report: Transforming mental health for all. https://www.who.int/publications/i/item/9789240049338

hanife zehra yıldırım
hanife zehra yıldırım
Hanife Zehra Yıldırım, psikoloji bilimini bilimsel temellerden kopmadan, anlaşılır bir dille anlatmayı tutku edinmiş bir psikoloji öğrencisidir. İstanbul Topkapı Üniversitesi’nde tam burslu ve İngilizce olarak sürdürdüğü eğitim hayatında, özellikle nöropsikoloji araştırmalarında aldığı asistanlık rolleriyle bilimsel sürece katkı sunmaktadır. Klinik psikoloji ve nörobilim ara kesitindeki ilgisini, aldığı çeşitli mesleki eğitimlerle derinleştiren yazar; aynı zamanda Yeşilay ve TEGV gibi sivil toplum kuruluşlarında aktif gönüllülük yaparak toplumsal fayda odaklı projelerde yer almaktadır. Psychology Times bünyesinde kaleme aldığı yazılarla, teorik bilgiyi toplumun her kesimi için ulaşılabilir kılmayı amaçlamaktadır.

2 YORUMLAR

  1. Günümüz toplumundaki çatışmaların çoğunun temelinde stres ve kaygı yönetimindeki başarısızlık yatıyor. Bu sorunun çözülmesi yönünde atılan her adım çok kıymetli. Mevcut sağlık yükünün de azaltılmasına katkı sağlayacak önemli bir çalışma olmuş.
    Bilinmeyenin hala çok fazla olduğu nöron tarafındaki bu ilgi çekici makaleniz için teşekkürler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar