Sevme Sanatı adlı kitabı incelemeden önce Erich Fromm’un hayatı hakkında kısa bir bilgi ile başlamak eserini anlamak da daha faydalı olacaktır. Almanya’nın Frankfurt kentinde 23 Mart 1900 tarihinde doğan yazarımız 26 yaşına Yahudi inancı ile yetişti daha sonra bu inancını terk ederek herhangi inanca mensup olmayı reddetti. Berlin de ki Psikanaliz Enstitüsünde ders almış ve Fromm insan davranışının dürtülere dayalı sosyal çevre bağlamında değerlenmesi gerektiğini daha önemli görmektedir. Psikolojinin sosyoloji ve ekonomiden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır.
‘İnsanlar sevgiye açlar; mutlu ya da mutsuz biten sayısız aşk hikayesi izlerler, yüzlerce saçma aşk şarkısı dinlerler. Buna rağmen, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür’(Fromm, s.21).
Varoluşsal İhtiyaçlar ve Sevgi İlişkisi
Varoluşsal İhtiyaçlar ve açısından düşünecek olursak insan bir diğeri ile teslim olma güç ve sevgi yoluyla iletişime geçme ihtiyacındadır sevgi ise en sağlıklı iletişim yoludur. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus ise sevginin doğru öğrenilmemesinden kaynaklanır.
‘İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an birbirlerine aşık olurlar’(Fromm, s.23).
Karakter yönelimlerinden pazarlamacı yönelimi görüyoruz ki burada kişiliğin bir nesne olarak alınıp satılabilen pazarlamaya açık aşkı bulma yolunda diğerinin sahte ilişkisini göz önüne almıştır.
‘Sadece geçmişe ilişkin kesinlik vardır. Geleceğe ilişkin çok uzaklardaki ölümden başka kesin olan bir şey yoktur’(Fromm,s.29).
Yaşamsal değerleri ve amacı ölüme bağlamak ölümsever karakter tipine vurgu yapmaktadır. Geçmişte yaşamayı seven gelecek için soğuk ve mesafeli bakan tiplere vurgudur. Diğer bir yandan buna başa çıkma yolu olarak ‘İnsan zekayla ödüllendirilmiştir. O, kendi kendini bilen bir yaşamdır; kendisinin, diğer insanların, geçmişinin ve gelecekte onu bekleyen olasılıkların farkındadır’(Fromm,s.29).
Burada ise insan diğer canlılardan farklı olarak zeka ile ödüllendirilmiş, çevresine geçmiş ve gelecek ile ilgili akılcı açıklamalarda bulunarak yaşamsever vurgusu yapmıştır.
Yalnızlık ve Aidiyet Arayışı
‘Ayrı olma duygusu huzursuzluğu doğurur; daha gerçeği bu tüm huzursuzlukların kaynağıdır. Ayrı olmam demek, insanca güçlerimi kullanma olanağımdan yoksun bırakılmam demektir’(Fromm,s.30).
K. Horney’in nevrotik eğilimlerinden insanlardan uzaklaşma açısından düşünecek olursak Fromm burada diğerlerinden ayrı kalmayı başarmak için insanların kendilerine yetmeleri gerek ama bir yandan da insan doğası gereği sosyal bir canlı olduğu için bu ayrı kalma isteği kaygıya sebep olacaktır.
“Bir şehir devletin yurttaşı, bir büyük devletin vatandaşı, bir klisenin mensubu olundu. Yoksul bir Romalı bile civis romanussum diyebildiği için gurur duyuyordu, Roma ve imparatorluk onun ailesi, yuvası, dünyasıydı” (Fromm,s.34).
Varoluşsal ihtiyaçlardan Köklülük ihtiyacına yani aile ya da gruba ait olma ihtiyacı dünyada kendini evinde gibi hissetme arayışını dile getirmiştir.
Özgürlük ve Karakter Yönelimleri
‘Sevmek, zorlama olmadan sadece özgür olunduğunda yaşanabilen, insan gücünü somutlayan bir eylemdir’(Fromm, s.43).
Her ne kadar bireyin özgürlüğün bir yükü olduğundan ve bu durumda kendi özgürlüğünden kaçma eğilimi olan insan profilinden bahsetse de kitabında bu durumu olumlu özgürlük ve sevgi ilişkisi bağlamında değerlendirmiş, sevginin tam anlamıyla yaşanabilmesi için bir eylem olarak sevmek ve sorumlulukları aldığında somutluk kazanacağından bahsetmiştir.
‘Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi, ne kadar çok şeyi olursa olsun, ruh bilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir. Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir’(Fromm, s.45).
Bireyin herhangi bir şeyi yitirmekten korkması biriktirdikçe güvende hissetmesi ne kadar çok şeyi olursa olsun yine de sahip olmadığı şeyleri düşünmesi ‘İstifçi Yönelimin’ göstergesidir. Fromm bununla ilgili kişisel zenginliğin vermek, paylaşmak ile olabileceğine vurgu yapmış ve karakter yönelimlerinden alıcı yönelimin bireyin ruhunu iç dünyasını köreltebileceğinden bahsetmiştir.
Gelişim Evreleri ve Sevginin Üretimi
‘Sekiz buçuk, on yaşlarına kadar çocukların çoğunda sorun hemen hemen tamamen sevilmektir olduğu için sevilmek. Bu yaşa dek çocuklar henüz daha sevemezler, sevilmeyi minnetle, sevinçle karşılarlar. Çocukların gelişmelerinin tam bu noktasında sahneye yeni bir unsur girer: kişinin kendi çabasıyla sevgi üretme duygusu’(Fromm,s.60).
Sullivan bu gelişmeyi kendilik kavramını diğerleri üzerinden açıklamış, insan kişiliğinin gelişimi için bebeklik, çocukluk ve ergenlikteki noktalara değinmiştir. Sosyal kabul duygusunun önemi sevme, sevilme duygusunu da beraberinde getirmektedir. Sahneye yeni bir unsur girer, kişinin kendi çabasıyla sevgi üretme duygusu derken ergenlik öncesi insanlarla ilişki benlik algısının dolayısıyla Fromm’un bahsettiği yaş aralığındaki kendi ile olan ilişkisi ile barışma sevgiyi çaba ile üretme duygusunu göstermektedir.
Aile Yapıları ve Nevrotik Eğilimler
Baba sevgisinin doğasında yatan itaat, en temel erdemdir, itaatsizlik ise en korkunç günah. Bunun cezası ise baba sevgisinden yoksun kılınmaktır. Olumlu yanı da aynı şekilde önemlidir. Onun sevgisi koşullu olduğuna göre, onu kazanmak için bir şeyler yapabilir, onun için çalışabilirim, anne sevgisi gibi benim denetimim dışında değildir’(Fromm,s.63)
Fromm’un bahsetmiş olduğu iki tür sağlıksız aile kavramına göre ‘Sembiyotik aile’ de çocuk ailenin baskıcı olması sebebiyle sevgiyi koşullu ve yalnızca itaat ederse kazanacağı bir davranış biçimi olarak görmektedir. Sevgi veren ailenin idealliği yadsınamadığı gibi anne sevgisinin ise daha koşulsuz iç güdüsel olduğuna vurgu yapmıştır.
Diğer bir yandan K.Horney’in ‘Nevrotik Yönelimlerini’ düşününce ‘İnsanlara Yönelme’ açısından değerlendirecek olursak diğerlerinin burada bahsedildiği gibi anne, baba olur ya da herhangi birine karşı sevgiyi kazanılacak olan bir öğreti olarak kâbus ettiği için bağımlı kişiliğe sebep olmakta adeta kendini feda edecek yönelim ile sevgiyi alabilmek için her türlü tutumu göstereceğine işaret etmektedir.
Burada benim Erich Fromm’un kendi hayatıyla ilgili bahsetmek istediğim dikkatimi çeken diğer bir nokta ise; hayatını düşünecek olursak Fromm sevgi içinde yetişmiş ve üzerinde baba desteğini fazlasıyla gören bir çocuk olarak yetişmiştir. Öyle ki babası Fromm’un başarısına ve hayatı için ne kadar üzerine titrediğini oğlunun sınavlarda başarısız olursa intihar edeceğini dile getirerek göstermiş bir adamdı.
‘Baba otoriter ve oğluna bağlı ise tümüyle yasaya, düzene ve otoriteye bağlı bir kişi olur ve koşulsuz sevgi alma ya da umma yetileri güdük kalır (Fromm,s.65).
Bahsedildiği üzere sevginin koşullu olacağının nevrotik birey yaratma ihtimalini kendi hayat ve diğer kuramcıların görüşleriyle destekleyen bir cümleye yer vermiştir.
Bütünsel Sevgi ve Narsisizmin Aşılması
Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide insan tüm insanlığı, yaşayan ne varsa hepsini sever’(Fromm, s.75).
Freud enerjiyi sevgiyi bağlanmayı cinsellikle açıklamasının yerine burada Fromm cinsel sevginin kişinin özü ile sosyal bağlam içinde değerleneceğini anlatmak istemiştir. Bütünün parçası olarak insanı gören Fromm sevmenin temelinin yaşamı bütünüyle başkasıyla birleştirme arzusu olduğunu dile getirmiştir.
‘Sevginin kazanılması için en önemli koşul kişinin kendi narsisizmini yenmesidir’(Fromm, s.137).
Varoluşsal ihtiyaçlardan ‘ilişki ihtiyacını’ düşünecek olursak sevgi ilgi, özveri, emek, sorumluluk isteyen bir olgudur. Birey bu kaçınma davranışını narsizm ile gösterebilir, Fromm bu noktada sevginin sağlıklı olabilmesi için en önemli koşullardan birinin insan olmak, olabilmek uğruna doğadan ve hayvanlardan farklı olarak güçlü bir ihtiyaç olan ilişkinin değer konusuna atıfta bulunmuş ve sevginin kazanılmasının bireysel ben duygusunun yerine biz olabilme ile cevap bulacağına vurgu yapmıştır.
KAYNAKÇA
Pervin,L.A ve Cervone,D.(2016).Kişilik Psikolojisi Kuram ve Araştırma.Nobel Akademik Yayıncılık Kişilik Kuramları Pegem Akademi Erich Fromm,Sevme Sanatı,İstanbul,Say yayınları,2020.


