Dünyanın en güney ucunda, uçsuz bucaksız bir buz çölünün ortasında, bir penguen aniden yönünü değiştirir. Diğerleri denize, balığa ve hayatta kalma içgüdüsüne doğru koştururken; o, mutlak ölüme ve hiçbir şeyin olmadığı dağlara doğru yürür. Bu görüntü, sosyal medyada bir “meme” haline gelmeden çok önce, yönetmen Werner Herzog tarafından bir “delilik” hali olarak nitelendirilmişti. Ancak bugün bizler o penguende kendimizi görüyoruz. Peki, bizi o penguenle empati kurmaya iten, Latince “hiç” anlamına gelen nihil kökünden türeyen nihilizm tam olarak nedir?
Geleneksel Değerlerin Çöküşü ve Anlam Arayışı
Nihilizm, en kaba tanımıyla hayatın nesnel bir anlamı, amacı veya içsel bir değeri olmadığını savunan felsefi görüştür. Friedrich Nietzsche’nin “Tanrı öldü” aforizmasıyla zirveye ulaşan bu düşünce biçimi, aslında bir yas ilanı değil, bir durum tespitidir. Modernleşen dünyada, insanın binlerce yıldır sırtını dayadığı dini, ahlaki ve metafizik dayanakların sarsılmasıyla ortaya çıkan bir boşluktur. Nietzsche’ye göre bu durum, en yüksek değerlerin kendi değerlerini yitirmesi sürecidir (Nietzsche, 2010). İnsan, doğası gereği bir “anlam yapıcı” canlıdır; gökyüzündeki yıldızlara bakıp hikayeler uydurur, tarihe bakıp bir ilerleme ideali belirler. Ancak nihilizm, bu hikayelerin hepsinin insanın kendi uydurması olduğunu ve aslında evrenin bizim arzularımıza karşı tamamen kayıtsız olduğunu fısıldar. İşte o penguen, bu kayıtsızlığın vücut bulmuş halidir.
Modern Dünyada Nihilizmin Yüzleri ve Psikolojik Yansımalar
Günümüzde nihilizm, sadece karanlık odalarda oturan filozofların meselesi olmaktan çıkıp günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. Özellikle dijital çağda “iyimser nihilizm” kavramıyla sıkça karşılaşıyoruz. Bir sabah uyandığınızda yaptığınız işin, ödediğiniz faturaların ve sosyal medyadaki etkileşimlerin aslında kozmik bir ölçekte hiçbir gerçek karşılığı olmadığını fark ettiğiniz o an, tipik bir nihilist uyanıştır. Tüketim kültürünün sunduğu geçici tatminler, bu büyük boşluğu maskelemeye çalışsa da, birey eninde sonunda kendi varlığının geçiciliğiyle yüzleşir. Evrenin milyarlarca yıl yaşında olduğunu ve insan yaşamının bir göz kırpmasından bile kısa sürdüğünü bilmek, hırslarımızı ve dertlerimizi bir anda önemsizleştirir. Bu durum başta korkutucu gelse de, aslında kişiyi toplumsal baskılardan özgürleştiren bir tarafı vardır; zira her şeyin geçici olduğu bir dünyada, hata yapmanın ağırlığı da azalmaktadır.
Bir Kaçış mı, Yoksa Varoluşsal Bir Yüzleşme mi?
Pek çok kişi nihilizmi bir depresyon hali veya “her şeyden vazgeçme” olarak algılar. Oysa felsefe literatüründe “aktif” ve “pasif” nihilizm ayrımı yapılır. Pasif nihilist, anlamın yokluğu karşisında umutsuzluğa düşerken; aktif nihilist, hazırda bir anlam olmadığını kabul eder ve bu boşluğu kendi değerlerini yaratarak doldurmaya karar verir. Bu noktada varoluşçu psikolojinin öncüsü Viktor Frankl, insanın temel motivasyonunun bir “anlam istenci” olduğunu belirtir. Frankl’a göre, insan “varoluşsal bir boşluk” (existential vacuum) içindedir ancak bu boşluk bir felaket değil, anlamın yeniden inşa edilebileceği bir alandır (Frankl, 2013). Jean-Paul Sartre’ın varoluşçulukla harmanladığı bu bakış açısına göre de insanın önceden belirlenmiş bir özü yoktur; insan önce var olur ve sonra kendi anlamını kendi tercihleriyle, yani mutlak özgürlüğüyle inşa eder (Sartre, 2015).
Penguen Nereye Gidiyor? Başkaldırı ve Özgürlük
Makalenin başında bahsettiğimiz o yalnız penguen, aslında hepimizin içindeki o “neden?” sorusunun cevabıdır. O, toplumun (sürünün) dayattığı yöne gitmeyi reddeder. Sonu felaket olsa bile, kendi yolunu —hatta yolsuzluğunu— seçer. Albert Camus’nün “absürd” kavramıyla açıkladığı üzere, dünyanın anlamsızlığı ile insanın anlam arayışı arasındaki çatışma kaçınılmazdır (Camus, 2013). Ancak bu çatışmaya rağmen yürümeye devam etmek, asıl başkaldırıdır. Tıpkı Sisifos’un her gün tepeye çıkardığı kayanın geri yuvarlanacağını bilmesine rağmen o işi yapmaya devam etmesi gibi, nihilist birey de nihai bir ödül beklemeden yaşama sevincini kendi içinde bulur.
Sonuç olarak nihilizm, hayatın anlamsızlığı karşısında verilen bir pes ediş değil, aksine hayatın iplerini ele alma çabasıdır. Evren bize bir cevap vermiyorsa, biz kendi cevabımızı yaratırız. Belki o penguen bir yere varmayacaktır, ama en azından sürünün gittiği o zorunlu istikametten kurtulmuştur. Kendi anlamsızlığımızı kucaklamak, belki de gerçek özgürlüğe atılan ilk ve en dürüst adımdır.
Kaynakça
Camus, A. (2013). Sisifos Söyleni (T. Yücel, Çev.). İstanbul: Can Yayınları. Frankl, V. E. (2013). İnsanın Anlam Arayışı (S. Budak, Çev.). İstanbul: Okuyan Us Yayınları. Nietzsche, F. (2010). Güç İstenci: Bütün Değerlerin Yeniden Değerlendirilmesi Denemesi (S. Umran, Çev.). İstanbul: Birey Yayıncılık. Sartre, J. P. (2015). Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır (A. Bezirciler, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.


