Psikanalitik kuram uzun yıllar boyunca insan ruhunu daha çok içgüdüler, bilinçdışı çatışmalar ve bireyin kendi iç dünyası üzerinden açıklamaya çalışmıştır. Sigmund Freud, insan davranışlarının kökenini biyolojik dürtülerde ararken; Alfred Adler sosyal ilgi ve aşağılık duygusuna, Carl Jung ise kollektif bilinçdışına odaklanmıştır. Ancak bu yaklaşımlar, bireyin içinde bulunduğu ilişkisel ve kültürel bağlamı açıklamakta tamamen yeterli olmamış zaman zaman sınırlı kalmıştır. Bu noktada Karen Horney, psikopatolojiyi insanın çevresiyle kurduğu ilişkiler üzerinden ele alarak psikanalize farklı bir yön kazandırmıştır. Horney’e göre insanın temel sorunu bastırılmış dürtülerden çok, erken ilişkilerde gelişen kaygı ve güvensizliktir; bu da onun kuramını hem klinik hem de gündelik yaşam açısından son derece anlaşılır kılmıştır.
1885’te Almanya’da Hamburg kentinde doğan Horney’in dinsel yönü kuvvetli, erkek egemen sisteme inanan katı ve otoriter bir babası, zeki, çekici ve özgür düşünceli bir annesi vardı. Birçok üvey ve öz kardeşleri olan Horney’in ailesinde onun eğitimi ve gelişimi erkek kardeşlerine kıyasla desteklenmiyordu. Aile içerisindeki cinsiyet eşitsizliğine rağmen Horney, annesinin desteği ile Tıp eğitimi almıştı. Ebeveynlerini ve kardeşlerini kaybettikten sonra eşi ile boşanan Horney ciddi bir depresyon geçirdi, bu zaman diliminde kendisini işine verdi. Berlin ve Chicago’da Psikanaliz Enstitülerinde çalışmış, ”Psikanalizde Yeni Yollar” kitabındaki görüşleri nedeniyle New York Psikanaliz Enstitüsü’nü üyeleriyle görüş ayrılığına düşmüş ve enstitüden ayrılarak Karen Horney Psikanaliz Enstitüsü’nü kurdu. Bir diğer kitabı ”Nevrozlar ve İnsan Gelişimi”nde kendi görüşlerini açıkladı. 1952’de, 65 yaşında kanser nedeniyle hayatını kaybetti.
Horney’in Kuramı Nelere Dayanıyor?
Karen Horney, insan doğasının yapıcı ve olumlu olduğunu, kişiliğin biçimlenmesinde çevrenin ve kültürün önemini, bunun kendini gerçekleştirmede doğal bir güdü olduğunu ve engellenmesi halinde nevrozların ortaya çıkacağını vurgular. Çocuk, temel kaygılarını dindirmek için savunmalar geliştirir ve çatışmalarını dindirmek için gurur sistemini kullanır. İnsanların kendilerini gerçekleştirebilmeleri için aşırı müdahaleci olmayan, sevgi dolu ve güvenli ortamlarda büyümeye ihtiyaçları vardır. Ebeveynlerin de çocuklarına karşı sevgi beceriksizliği vardır. Sevgi ve şefkat ihtiyacı karşılanmayan, ihmalkar, tehditkar ebeveynler ile büyüyen çocuklar anne babalarına temel düşmanlık duyguları geliştirir. Bu da temel kaygı duygusuna yol açar. İnsanlar temel kaygı ile mücadele etmek için 3 yoldan birine sıklıkla başvururlar:
-
İnsanlara yönelme: İnsanların sevgi ve onayın ihtiyaçları vardır. Özgüvenleri diğerlerinin onlar hakkındaki tutumları ile bağlantılıdır. Kişinin mizacı cömert, sevecen, alçakgönüllü olarak değerlendirilir.
-
İnsanlara karşı olma: Herkesin düşman olduğuna inanır. Hayatta kalmak için güçlü olmak gerektiğini savunur. Yaşamı bir oyun gibi görüp diğerlerinin açığını ararlar. Başkaları üzerinde buyurucu ve kontrolcü davranır ve onları kullanmaya, dolandırmaya çalışırlar.
-
İnsanlardan uzaklaşma: Yalnız olmayı tercih eder ve kendisini yabancılaştırır. Duygularını saklama çabasındadır ve kendi kendisine yettiğini düşünür.
Bu 3 tutum birbirinin tamamlayıcısıdır. Normal koşullarda insanlar, bu üç tarzı da kullanabilirken nevrotikler bunlardan sadece birine katı bir şekilde bağlanırlar. Aynı zamanda nevrotikler, davranış ve düşünce sistemlerini istedikleri gibi değiştiremez, kolay manipüle edilir ve ilişkilerinde hemen savunmaya geçer. Kuramda nevrotiklerin 10 temel ihtiyacından bahsedilir:
-
Nevrotik sevgi ve onaylanma ihtiyacı (nevrotiklerde en büyük rol oynayan ihtiyaç)
-
Yaşamın sorumluluğunu üstlenecek güçlü bir eşe duyulan nevrotik ihtiyaç
-
Yaşamı dar sınırlar içinde tutmaya yönelik nevrotik ihtiyaç
-
Nevrotik güç ihtiyacı
-
Başkalarını kullanmaya ve onlardan yararlanmaya yönelik nevrotik ihtiyaç
-
Toplumsal alanda göze çarpmaya ve saygınlığa duyulan nevrotik ihtiyaç
-
Kişisel hayranlığa duyulan nevrotik ihtiyaç
-
Kişisel başarıya yönelik nevrotik ihtiyaç
-
Kendine yetmeye ve bağımsızlığa duyulan nevrotik ihtiyaç
-
Kusursuzluğa ve yanılmazlığa duyulan nevrotik ihtiyaç
İnsanın kendi özünü gerçekleştirmesini engelleyen olumsuz çevre koşulları, yalnızlık ve aşağılık duyguları ile kendi özüne yabancılaşmasına yol açar. Kendine yabancılaşan insan, kendisine bir sığınak ve kimlik duygusu verecek bir şeye ihtiyaç duyar. Bu, idealleştirilmiş bir benlik imgesidir. İnsan hayal gücüyle kendi zihninde kendine ait idealleştirilmiş bir imge yaratır. Benliğin ideal imgesi katılaştıkça nevrotik insan ideal benliğin gerçekliğine inanmaya başlar ve gerçek özü ile bağlantıyı yitirir. İdealleştirilmiş imge arayışına ”görkem arayışı” da denir. Bunun temelinde kusursuzluk ihtiyacı, nevrotik hırs (en olmak) ve kinci zafer ihtiyacı yatar.
Nevrotik kişi, dünyanın, kendi kafasındaki gösterişli imgesine uygun bir biçimde davranmasını bekler. Yani diğer insanların kendisine özel bir ilgi, özen ve saygı göstermesini bekler, bunu hak ettiğini düşünmektedir. Bunu göremeyince de engellendiğini, kendisine saygısızlık yapıldığını ve öfkelenmekte haklı olduğunu düşünür. Aynı zamanda insan, gerçek özü ile idealleştirilmiş benlik imgesi arasındaki farkı ve idealleştirilmiş benlik imgesinin taleplerinin gerçek özüne uymadığını görünce kendini hor görmeye ve kendinden nefret etmeye başlar. Gerçek özünden utanır ve onu bir tehdit olarak görür.
Horney aynı zamanda, insanların öz nefretlerini 6 şekilde dışa vurduklarını belirtmiştir: Kendine yönelik ödün vermez isteklerde bulunma, kendini acımasızca suçlama, kendini aşağılama, kendini engelleme, kendine eziyet etme ve öz yıkım.
Kadın Psikolojisi Hakkındaki Fikirleri
Karen Horney’e göre, kadın ve erkek arasındaki ruhsal farklılıkların nedeni anatomik farklılıklar değil; sosyal ve kültürel beklentilerdir. Horney’in kuramında ayrıca yoğunlaştığı alan olan kadın cinselliği ve psikolojisi ise Freud’un savunduklarının tam tersi olarak görülür. Freud, kendi kuramında penis kıskançlığını kız çocuklarının erkek olma isteği olarak açıklamıştı. Horney, erkekleri üstün gören bu görüşe rahim kıskançlığı kavramı ile karşılık vermiştir. Bu kavrama göre erkekler çocuk doğurma yeteneklerinin olmamasını başka alanlarda başarı elde ederek dengelemeye çalışmaktadırlar. Horney’ye göre kadınların değersizlik duyguları, onay ihtiyacı, kendini geri planda tutma eğilimi biyolojik olguların değil; ataerkil toplumun içselleştirilmiş sonuçlarıdır. Kadın, çocukluktan itibaren “uyumlu, fedakâr ve sessiz” olmaya teşvik edilir; bu da nevrotik eğilimlerin zeminini hazırlamaktadır. Horney’in bu vurguları feminist psikolojinin oluşmasında da önemli bir paya sahiptir.


