Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kırılganlıktan Güce: Çocuklarda öz Şefkat ve Psikolojik Dayanıklılığı Danışma Sürecinde Desteklemek

Çocuklarla çalışan bir psikolojik danışman olarak sahada en sık karşılaştığım ihtiyaçlardan biri, çocukların zorlayıcı yaşantılar karşısında kendilerine nasıl davrandıklarıyla ilgilidir. Kaygı yaşayan, hata yaptığında hızla içine kapanan, akademik ya da sosyal bir başarısızlığı “Ben zaten yapamıyorum” düşüncesiyle genelleyen birçok çocukla çalışıyoruz. Bu noktada öz şefkat ve psikolojik dayanıklılık kavramları, yalnızca teorik çerçeveler olmaktan çıkıp danışma odasında somut karşılıklar bulan, iyileştirici iki temel güç hâline geliyor.

Öz şefkat, çocuğun zorlandığında kendisini acımasızca eleştirmek yerine anlayışla yaklaşabilmesi; psikolojik dayanıklılık ise yaşadığı güçlüklerden sonra yeniden toparlanabilme becerisidir. Sahadaki gözlemlerim, bu iki kavramın birbirinden bağımsız değil, aksine iç içe ilerlediğini gösteriyor. Kendine şefkat gösterebilen bir çocuk, duygusal olarak düştüğünde yerden kalkmak için daha fazla içsel kaynağa sahip oluyor.

Çocuklarda öz Şefkat: “Yanlış Yapınca Ben Kötü Değilim”

Danışma sürecine gelen çocukların önemli bir kısmı, hata yaptıklarında kendilerini tamamen yetersiz olarak etiketleme eğiliminde. Özellikle akademik beklentilerin yüksek olduğu aile yapılarında büyüyen çocuklarda bu içsel dil oldukça sert olabiliyor. Bir seans sırasında, 9 yaşındaki bir danışanım matematik sınavından düşük not aldığı için “Ben salak olduğum için yapamadım” dediğinde, aslında yalnızca bir sınav sonucunu değil, kendilik algısını da masaya koymuş oluyordu.

Bu tür ifadeler, öz şefkat becerisinin henüz gelişmediğine işaret ediyor. Danışma sürecinde çocuğun yaşadığı duyguyu normalize etmek, başarısızlık deneyimini insan olmanın doğal bir parçası olarak ele almak önemli bir ilk adım. Gözlemlediğim kadarıyla, “Bu duyguyu yaşayan tek kişi sen değilsin” mesajı çocuklarda büyük bir rahatlama yaratıyor. Kendilerini yalnız hissetmediklerinde, duygularıyla kalabilme becerileri artıyor.

Öz şefkati desteklemek, çocuğa sürekli olumlu telkinler vermek anlamına gelmiyor. Aksine, duyguların inkâr edilmediği ama yargılanmadığı bir alan açmayı gerektiriyor. Çocuk, “Üzgünüm ve bu çok normal” diyebildiğinde, duygusal yük hafifliyor.

Psikolojik Dayanıklılık: Düşmek Değil, Kalkabilmek

Psikolojik dayanıklılık genellikle “güçlü olmak” ile karıştırılıyor. Oysa sahada gördüğüm şey, dayanıklı çocukların her zaman mutlu ya da sorunsuz çocuklar olmadığı. Dayanıklılık, çocuğun zorlanmasına rağmen işlevselliğini sürdürebilmesi ve yaşadığı olumsuzluğu hayatının tamamına yaymamasıdır.

Danışma sürecinde psikolojik dayanıklılığı desteklerken, çocuğun daha önce başa çıktığı deneyimleri görünür kılmak oldukça etkili oluyor. “Daha önce zor bir şey yaşadığında ne yapmıştın?” sorusu, çocuğun kendi içsel kaynaklarını fark etmesine yardımcı oluyor. Birçok çocuk, farkında olmadan kullandığı baş etme stratejelerini danışma odasında yeniden keşfediyor.

Öz şefkat ile dayanıklılık arasındaki bağ burada netleşiyor: Kendine sert davranan bir çocuk, düştüğünde ayağa kalkmak için kendisine alan tanımıyor. Oysa kendine anlayış gösterebilen çocuk, hatadan öğrenmeye daha açık oluyor.

Oyun Terapisiyle öz Şefkat ve Dayanıklılığı Desteklemek

Çocuklarla çalışırken oyunun sunduğu sembolik alan, bu iki beceriyi desteklemek için güçlü bir araç. Oyun terapisinde çocuklar, kelimelere dökemediği duyguları oyun karakterleri aracılığıyla ifade edebiliyor. Seanslarda sıkça gözlemlediğim bir durum, çocuğun oyunda “başarısız” olan bir karaktere gösterdiği şefkatin, kendi iç dünyasında henüz kendisine tanımadığı bir şefkat olması.

Örneğin, bir danışanım oyun sırasında sürekli düşen ama tekrar ayağa kalkan bir figür yaratmıştı. Karakter her düştüğünde ona yardım eden başka bir figür eklemesi dikkat çekiciydi. Seans ilerledikçe, bu yardımcı figürün çocuğun içsel destekleyici sesi olabileceğini fark ettik. Bu tür oyunlar, çocuğun öz şefkat ve dayanıklılık becerilerini dolaylı ama derin bir şekilde besliyor.

Oyun terapisi, çocuğa “zorlanabilirim ama bu beni değersiz yapmaz” mesajını yaşantısal olarak deneyimleme fırsatı sunuyor. Bu deneyim, sözel açıklamalardan çok daha kalıcı olabiliyor.

Ebeveynlere Not: Çocuğun iç Sesi, evde Duyduklarıyla Şekillenir

Danışma sürecinde çocukların kendileriyle kurdukları iç diyaloğu dinlediğimizde, çoğu zaman bu sesin tanıdık olduğunu fark ederiz. “Daha dikkatli olmalıydın”, “Bunu da mı beceremedin?” ya da “Ağlayacak bir şey yok” gibi ifadeler, çoğu zaman çocuğun kendi icadı değildir; evde, iyi niyetle ama farkında olunmadan tekrarlanan cümlelerin içselleştirilmiş hâlidir.

Ebeveynlerin çocuklarını motive etmek isterken kullandıkları dil, çocuğun zorlandığında kendisine nasıl yaklaşacağını doğrudan etkiler. Sürekli düzeltilen, kıyaslanan ya da duyguları hızla bastırılan çocuklar, zamanla aynı sertliği kendilerine yöneltmeyi öğrenirler. Oysa ebeveynin hataya verdiği sakin ve anlayışlı bir tepki, çocuğa “Yanlış yapabilirim ve yine de değerliyim” mesajını verir.

Sahada gözlemlediğim en güçlü dönüşümlerden biri, ebeveynlerin kendi dillerini fark etmeye başladıkları anlarda yaşanıyor. Çocuğa söylenen “Bir dahaki sefere birlikte bakalım” cümlesi, yalnızca o anı değil, çocuğun gelecekteki iç sesini de yumuşatıyor. Öz şefkatli ve dayanıklı bir iç sesin temeli, çoğu zaman evde atılıyor.

Danışma Odasında Küçük Tohumlar

Sahadaki deneyimlerim, öz şefkat ve psikolojik dayanıklılığın çocuklara doğrudan öğretilen kavramlar değil, ilişkisel bir süreç içinde gelişen beceriler olduğunu gösteriyor. Danışma odasında kurulan güvenli ilişki, çocuğun kendisine de daha güvenli bir alan açmasının ilk provası oluyor.

Bazen bir çocuğun kendisi için söylediği küçük bir cümle—“Hata yaptım ama denedim”—uzun vadede büyük bir dönüşümün işareti olabiliyor. Biz danışmanlar, bu cümlelerin filizlenebileceği toprağı hazırlıyoruz. Ne kadar şefkatli, ne kadar kabul edici olursak, çocuklar da kendilerine o kadar şefkatle yaklaşmayı öğreniyor. Ve belki de gerçek dayanıklılık tam olarak burada başlıyor.

Rahmetli büyükannemin hatırasına, sevgiyle…

Buse Sema Ün
Buse Sema Ün
Psikolojik Danışman Buse Sema Ün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümünden başarıyla mezun olmuştur. Lisans eğitimi boyunca çeşitli okullarda staj yaparak alanıyla ilgili deneyim kazanmıştır. Lisans boyunca süpervizyon eşliğinde danışma süreçlerini yürütmüştür. Türk PDR Derneği’nden Aile Danışmanlığı eğitimini tamamlamıştır. Yetişkin, çift, aile ve çocuklara danışma hizmeti vermektedir. Şu an bir özel eğitim kurumunda çalışmaktadır. Dijital bir edebiyat dergisinde toplum&psikoloji konuları üzerine yazılar kaleme almaktadır. Alanıyla ilgili kendini geliştirmeye devam eden yazar, bireylerin psikolojik iyi oluşunu güçlendirmek için içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar