İnsan topluluk halinde yaşayan sosyal bir varlıktır. İnsan yavrusu doğası gereği diğer insanlarla etkileşim kurma eğilimindedir. Biyolojik açıdan insan yavrusu daha uzun süreli bir bakıma muhtaçtır ve bu durum da bakım verenlere bağımlılığı zorunlu kılar. Bu yok sayılamaz durum ise insan türünün birlikte yaşama ve bağlanma ihtiyacını gözler önüne sermektedir (Soysal ve ark., 2005). Burada gördüğümüz bu biyolojik zorunluluk, psikoloji literatürünün temel kuramlarından biri olan Bağlanma Teorisi’nin temellerini oluşturur.
Bağlanma Kuramı ve John Bowlby
Bağlanma kavramını sistematik olarak ele alan ilk isim John Bowlby’dir. Bowlby bağlanma kuramını; insanların başkalarıyla yakın ve kalıcı ilişkiler kurmaya doğuştan gelen bir yatkınlığa sahip olmalarını ve bu sosyal ilişkilerde ayrılma ya da onları kaybetme durumlarında ortaya çıkan, öfke, depresyon ve duygusal uzaklaşma gibi bireysel zorlukları ortaya koymayı amaçlayan bir yaklaşım olarak tanımlamıştır (Güvendeğer Doksat & Demirci Çiftçi, 2016).
Yabancı Durum Testi ve Bağlanma Stilleri
Sıkça duyduğumuz bağlanma çeşitlerinin temeli Mary Ainsworth’un geliştirdiği Yabancı Durum Testi’ne dayanır. Yabancı Durum Testi 12 – 18 aylık bebeklerin bakım verenlerinden kısa süreli ayrılık ve yeniden birleşme durumlarında verdikleri tepkileri gözlemlemeye dayanır ve test sırasında bebeğin ayrılığa verdiği tepki, bakım veren geri döndüğünde gösterdiği yakınlık arayışı ve sakinleşme düzeyi değerlendirilerek bağlanma stilleri sınıflandırılmaktır. Mary Ainsworth yaptığı bu çalışmayla tanımlanan güvenli, kaygılı/karasız ve kaçıngan bağlanma stilleri, erken dönemde kurulan ilişki örüntülerinin sistematik bir biçimde sınıflandırılmasına olanak sağlamıştır.
Harlow’un Maymun Deneyi: Temasın Gücü
Bağlanmanın bir başka çerçeveden incelenmiş bir hali ise Harlow’un bağlanma deneyidir. Harlow çalışmasını rhesus maymunlarıyla gerçekleştirmiştir, yavrulardan biri telden ve yalnızca besin sağlayan, diğeri ise yumuşak kumaşla kaplı ancak besin sunmayan iki yapay anne arasında belirgin bir tercih gösterdiği gözler önüne serilmiştir. Deney sonuçları ise yavru maymunların besin sağlayan tel anneyi besin sağlama sonrası tercih etmediğini, temas ve güvenlik hissini sunan kumaş anneyi korku ve uyku gibi yakınlık gerektiren durumlarda tercih ettiklerini ortaya koymuştur. Çalışmanın en önemli sonucu ise bağlanmanın temelinde hayatta kalma gereksinimlerinin karşılanması değil, fiziksel temas ve duygusal güvenliğin yer aldığını güçlü biçimde desteklemiştir (Soysal ve ark., 2005).
Gelişimsel Süreçte Bağlanmanın Etkileri
Gelişimsel açıdan incelendiğinde, güvenli bağlanmanın çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimi üzerinde koruyucu bir rol üstlendiği görülmektedir. Güvenli bağlanan çocukların çevreyi keşfetme konusunda daha atılgan ve problem çözme becerilerinin daha etkili biçimde kullanıldığı görülmüştür (Sümer & Güngör, 1999). Bunun zıttı olarak güvensiz bağlanma türleri, çocukların stresle başa çıkmakta zorlandıkları ve ilerleyen gelişim dönemlerinde içe dönük ya da dışa dönük sorunlarıyla ilişkilendirilmiştir (Kapçı & Küçüker, 2006). Bağlanmanın etkisi yalnızca bebeklik ve çocuklukla kalmayarak bir ömür boyu devam eden bir etkisi olduğu bilinmektedir (Akatlı & Tunçay, 2022).
Yaşam Boyu Süren Bağlanma Döngüsü
Sonuç olarak insanın sosyal bir canlı olması ve sürekli bir etkileşim halinde olan canlılar olması ve uzun süreli bakıma ihtiyaç duyması insanı bağlanmaya zorunlu kılmaktadır. Bağlanma Teorisinde yadsınamaz bir isim olan Bowlby insanı evrimsel çerçeveden inceleyerek insanın hayatta kalması için bağlanmaya ihtiyacı olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca Ainsworth’un Yabancı Durum Testi bağlanmayı ölçülebilir kılan bir testtir ve bağlanma çeşitlerini açıkça gördüğümüz ve bugün dahi bir kıstas olarak görülmesi yerinin yadsınamaz olduğunu göstermektedir. Bağlanmayı maymun yavruları üzerinden inceleyen Harlow ise bugün bile yanlış bilinen bir gerçeği yıllar önce Maymun deneyi ile önümüze koymuştur. Bu deney bağlanma çeşitlerinin yalnızca insanlarla ilişkileri değil, aynı zamanda gelişimsel açıdan zihin süreçlerini, problem çözme becerilerini ve stresle başa çıkma biçimlerini etkili bir şekilde şekillendirmektedir. Bağlanma yalnızca çocukluk döneminde değil doğumdan ölüme bir biçimde etkilerini gösterir ve bu etki yok sayılamaz derecede önemlidir. Bu sonuçlardan varılacak bağlanmanın ilişkilerin bir parçası değil, aslında ilişkinin temeli olduğunu vurgulamaktadır. Görüldüğü üzere yalnızca insan yavrusu değil maymun yavrusunun da bağlanırken tek kıstasının besin olmadığı ve duyguyla var olan bir olgu olduğunu gözler önüne sermektedir. Yetişkin ilişkilerinde bağlanma çeşitlerinin davranış biçimileri tıpkı Ainsworth’un bebeklerdeki incelenmiş davranışlarıyla benzer olarak gözlemlenir ve bu da bağlanmanın yalnızca çocukluktaki tepkilerle değil bugün de aynı şekilde var olduğunu gösterir.
Kaynakça
-
Soysal, A. Ş., Bodur, Ş., İşeri, E., & Şenol, S. (2005). Bebeklik dönemindeki bağlanma sürecine genel bir bakış. Klinik Psikiyatri, 8(2), 88-99.
-
Doksat, N. G., & Ciftci, A. D. (2016). Bağlanma ve yaşamdaki izdüşümleri. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 25(4), 489-501.
-
Ainsworth, M. D. S. (1978). The bowlby-ainsworth attachment theory. Behavioral and brain sciences, 1(3), 436-438.
-
Sümer, N. (2006). Yetiskin baglanma ölçeklerinin kategoriler ve boyutlar düzeyinde karsilastirilmasi. Türk Psikoloji Dergisi, 21(57), 1.
-
Kapçı, E. G., & Küçüker, S. (2006). Ana babaya bağlanma ölçeği: Türk üniversite öğrencilerinde psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi. Türk Psikiyatri Dergisi.
-
Akatlı, R., & Tunçay, G. Y. (2022). Ebeveynlerin bağlanma biçimlerinin çocuk yetiştirme tutumları üzerindeki yordayıcı rolü. Erken Çocukluk Çalışmaları Dergisi, 6(1), 175-203.



Geleceğin Carl Gustav Jung’u…