Batman filmi sadece bir süper kahraman hikayesi değildir. Nolan’ın Batman’inde bir sistem eleştirisi de görülür. Yozlaşmış adalet, satın alınmış polis ve savcılar adalet kavramını ve suçu düşündürür. Bu yazının amacı bu filmlerin hem Lacanyen psikanaliz bağlamında incelenmesi hem de sistemsel çöküşün toplum ve suç ile ilişkisini incelemektir. Özellikle üçlemenin ikinci filmi, Joker karakterine daha fazla yer verilmesiyle sistemin deliklerini gözler önüne serer.
1. Batman Başlıyor
Üçlemenin ilk filmi 2005 yapımı Batman Başlıyor’dur. Film, küçük Bruce Wayne’in kuyuya düşmesi ve yarasa saldırısı ile başlar. Küçük Bruce yarasalardan çok korkmaya başlar ve daha sonra bu korku teması, korkuyla yüzleşme, filmin ilerleyen kısmında çok işlenen konulardan birisidir. Freud’un Wolfman (Kurt Adam) vakası travma ve hayvan fobisi olan bir vaka ile Batman’in isim benzerliği dikkat çekicidir. Bruce, ailesiyle beraber bir opera gösterisine gider ve gösterinin bir sahnesi yarasa korkusunu tetikler ve çıkmak ister. Gösterinin çıkışında evsiz biri tarafından anne ve babası öldürülür.
Lacan’ın üç düzen tanımı vardır. Gerçek, dilin dışında sembolleştirilemeyen alandır; Gerçek imkânsız olandır ve dilin dışında, imkânsız oluşuyla travmatiktir (Korkmaz, 2021). Kuyu sahnesini ve ailesinin ölümünü Gerçek düzlemde ele alabiliriz. Simgesel düzen yasa, dil ve kültürü temsil eder. Lacanyen psikanalizde Büyük Başka kavramı önemli bir rol oynamaktadır. Başka konumunda ilk olarak anne vardır. Zaman içerisinde anne, çocuğun ihtiyaçlarını karşılarken sevgi ile eşleşmekte ve simgesel işlev kazanmaktadır ve imgesel anne, babanın devreye girmesiyle bozulmaktadır; burada annenin babaya yönelmesi fallus arayışı, annenin eksiğini işaret etmektedir (Korkmaz, 2021).
Bruce’un anne ve babasını erken yaşta kaybetmesine rağmen babanın adını, yasayı tanıması sembolik düzene girdiğini gösterir. Babasını ve annesini gururlandırmaya çalışması, bedensel olarak onları kaybetse de simgesel düzende yaşattığını gösterir. Batman’in yapısına baktığımızda nevrotik yapılanma göstermesi de simgesel düzene girdiğini gösterir. Başka’nın eksiğiyle baş etmeye çalışırken kullandığı mekanizma onun yapısını belirler ve nevrotik yapı obsesyon ve histeri şeklinde iki kategoriye ayrılır (Korkmaz, 2021). Histerik özne, düşleminde Başka’nın eksiğini tamamlamak için Başka ile ilişkilenir, obsesif özne bu eksiği reddeder (Korkmaz, 2021). Batman’in de arzusunu ertelemesi, jouissance’ı feda etmesi, yasayı aşırı sahiplenmesi ve suçluluk duygusu obsesif yapı özelliklerini gösterir.
Bruce’un ailesinin katilinin, büyük buhrandaki ekonomik sorunlar da göz önünde bulundurularak erken tahliye kararı verilmiştir. Bu Bruce için adaletsizlik deneyimi, yasanın çatlamasıdır ve Batman bu çatlağı onarmaya çalışır, isyan etmez. Büyük Buhran ekonomik krizi de gölgeler birliğinin Gotham’ı yok etmek için ekonomiyi kullanması ve “yeterince açlık yaratırsan herkes suçlu olabilir” repliğiyle yorumlamak mümkündür.
Bruce, adalet ve intikam arasındaki arayışında yolu Gölgeler Birliği adındaki bir örgütle kesişir fakat “ben cellat değilim, bir intikamcı değilim” diyerek bu örgütten ayrılır ve örgüt Gotham’ı yok etmeye çalışır. Filmin başında gelir eşitsizliğinin halkın sonunda isyanına neden olacağı mesajı verilirken bu örgütle yaşanan intikam–adalet dikotomisi üzerinden ilerlemekte ve bireysel rüşvet alıp almama ahlaki norma dönmektedir (Bölükbaşı, 2013).
Bruce kendine bir simge yaratmak ister; adaletin simgesi olarak Batman’i yaratır. Batman’i yaratırken ailesindeki kaynakları kullandığını ve süper kahraman olmak için üst sınıf mensubu olmak gerektiğini, çünkü Batman’in hiçbir süper yeteneği olmadığını hatırlamak gerekir (Bölükbaşı, 2013).
2. Kara Şövalye
Üçlemenin ikinci filmi 2008 yılında gösterime giren Kara Şövalye’dir. Heath Ledger’in unutulmaz Joker rolüyle film ön plana çıkar. Joker, sadece bir suçluyu temsil etmez; sistemdeki deliği temsil eder. Bu deliği gizlemeye çalışmaz, aksine bunu gözler önüne serer. Filmin başlarında bir banka soygunu olur; burada banka müdürü Joker’e “eskiden suçluların bir onur inancı olurdu, sen neye inanıyorsun?” diye sorar ve Joker “benim inandığım şey, seni öldürmeyen şey tuhaflaştırır” der. Burada tuhaflık kavramı, ucube olarak anılan Joker için ironiktir.
Adalet ve yasa arayışındaki filmde Joker’in temsil ettiği şey kaostur ve Joker “ben kaosum ve kaos adildir” der. Filmin başlarında Harvey Dent adında idealist bir savcının Gotham’ın umudu olduğundan bahsedilir; yazının ilerleyen kısmında bu umuda neler olacağını göreceğiz.
Batman ve Joker ilişkisine gelecek olursak, ikisinin ilişkisini efendi–köle diyalektiğine benzetebiliriz. Efendi olmadan köle var olamaz, köle olmadan da efendi var olamaz. Var olmak için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Bunu sorgu sahnesinde net olarak görüyoruz. Joker, Batman’e “seni öldürmek istemiyorum. Sensiz ben ne yaparım? Sen beni tamamlıyorsun. Onlar gibi konuşma, sen onlar gibi olmak istesen bile değilsin. Onlar için bir ucubesin, tıpkı benim gibi. Şu anda sana ihtiyaçları var ama olmadığı zaman cüzamlı gibi dışlarlar seni” der. Bu diyaloğu sistemin işe yaramayanı dışlayan ikiyüzlülüğünü sergilemesi olarak yorumlayabiliriz.
Lacanyen bakış için önce Joker’in yapılanmasından bahsetmek gerekir. Joker’in yasayla oyun oynaması, onunla dalga geçmesi, yasayı tanıyıp onu reddettiğini gösterir; bu da pervert yapı örneğidir. Joker, bir yasanın olduğunu bilir; simgesel düzen vardır ama işlemez. Yasadaki boşlukla oynar. Pervert özne, yasayı temsil eden Öteki’ye bağımlıdır; burada “beni tamamlıyorsun” cümlesi bunu yansıtır.
Harvey Dent’e gelirsek; Joker, kurtarması için Batman’e iki seçenek sunar; ya Rachel’i ya Dent’i kurtaracaktır. Joker’in oyunuyla Rachel’i kurtaramaz; Dent kurtulur fakat yüzünün yarısı yanar. Joker’le karşılaşmasında Dent’in adalete olan inancı çöker ve İki Yüz’e dönüşür. Dent’in yazı–tura atması, karar verirken adil olanın şans olması düşüncesiyle örtüşür. Dent’in Rachel’in kaybıyla yaşadığı travma simgesel düzende kırılma yaşatır; bu kırılmayı, savcı Schreber’in mahkemede üst mevkiye gelince simgesel sistemin çöktüğü ve kriz yaşayan Schreber vakasına benzetebiliriz. Burada Joker, iyi bir insanın bile yozlaşabileceğini göstermek ister.
Filmin sonunda Gotham halkını umutsuzluktan kurtarmak için Dent’in suçunu Batman üstlenir ve Gordon’un “o bir süper kahraman değil, o suskun bir nöbetçi” demesi sistemi korumaya çalışan Batman için uygundur.
Sonuç
Bu filmlerde adaletin yozlaştığını, polislerin rüşvet aldığını, halkın ise adalet inancının zayıflayarak bir süper kahraman mitine ihtiyaç duyduğunu görüyoruz; fakat ilk başlarda adalet eşitsizliğinin suçla ilişkisini de göz ardı etmemek gerekir. Film, bize bir sistem eleştirisi sunuyor fakat bir çözüm sunmuyor. Dikkatli bakıldığında zengin Wayne’in kaynaklarını yozlaşmış sistemi değiştirmek için kullanmak yerine sistemi devam ettiren bir bekçi gibi kullandığını görüyoruz. Joker ise bu sistemin deliklerini bize gösteren bir karakterdir.
Günümüzdeki gelir eşitsizlikleri ve adaletteki yozlaşma göz önüne alındığında bu süper kahraman miti örneklerini görmek mümkündür. Üçlemenin son filmi bu yazıda yer almamaktadır; sadece iki film incelenmektedir.
Kaynakça
Korkmaz, A. (2021). Lacanyen Psikanalizde Travma ve Düşlem. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 8(2), 161-185. https://doi.org/10.31682/ayna.820540
Bölükbaşı, M. (2013). Christopher Nolan’ın “Batman Üçlemesi” Üzerine İdeolojik Bir İnceleme. Yedi(9), 1-10.


