Bazı çocuklarla ilgili bana en çok söylenen cümle şudur: “Artık bir sorun kalmadı.” Davranışları düzenlenmiştir, tepkileri azalmıştır, ortam sakinleşmiştir ama tam da bu noktada içimde beliren bir huzursuzluk olur. Çünkü psikolojik iyileşme, her zaman dışarıdan bu kadar düzgün görünmez. Bazen her şey yolunda gibiyken, içeride bir şeyler durmuş olur.
Uyumun Görünmeyen Yüzü
Uyum genellikle olumlu bir gelişim göstergesi olarak ele alınır. Oysa her uyum, gelişim anlamına gelmez. Bazı çocuklar uyum sağlamak için esnerken, bazıları kendinden vazgeçer. Ben bu durumu duygusal aşırı uyumlanma olarak adlandırıyorum. Çocuğun ilişkide kalabilmek için duygusal alanını daraltması, sesini kısmayı öğrenmesi. Bu çocuklar bastırılmış değildir, ince ayarlanmıştır. Ne zaman konuşacaklarını, neyi göstermeyeceklerini, hangi duygunun kabul edilebilir olduğunu bilirler ve bu bilgi yaşlarına ait değildir. Erken öğrenilmiştir.
Davranış Düzeldiğinde Aslında ne Olur?
Davranışın düzelmesi çoğu zaman bir rahatlama yaratır ama bu rahatlama, çoğunlukla çocuğun değil, çevrenin rahatlamasıdır. Davranış, çocuğun dünyayla kurduğu ilişkinin görünen kısmıdır. İlişki değişmeden davranış değiştiğinde, çocuk sadece daha az görünür hale gelir. Bu noktada klasik davranış merkezli bakış açısının sınırlarına gelinir çünkü davranış sakinleşebilir ama duygusal süreç hala askıda kalabilir. Davranışın sessizleşmesi, içsel bir düzenin kurulduğunu garanti etmez.
“İyi Çocuk” Olmak Nasıl Öğrenilir?
İyi çocuk olmak çoğu zaman öğretilmez; sezilerek öğrenilir. Çocuk, hangi halin kabul gördüğünü fark eder. Hangi duygunun karşılık bulduğunu, hangi tepkinin ortamı zorlaştırdığını. Zamanla şunu yapar: Zor olanı içeri alır, kabul edilenle dışarı çıkar. Bu noktada çocuk kendini değil, ilişkiyi düzenlemeye başlar. Ve bu, dışarıdan bakıldığında olgunluk gibi görünür ama psikolojik açıdan bakıldığında bu, erken bir geri çekilmedir. Bu çocuklar duygularını kaybetmez. Sadece onlarla temas etmeyi erteler. Duygular ifade edilmediğinde yok olmaz; bedende, ilişkide ya da belirsiz bir huzursuzluk olarak varlığını sürdürür. Bu yüzden bu çocuklar büyüdüğünde sıkça şunu söyler: “Bir şeyler var ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum.” Bu bir farkındalık eksikliği değil, erken dönemde kurulmuş bir kopukluğun sonucudur.
Ceza Yoktu, Ama Birlikte Kalınan Anlar da Yoktu
Bu çocukların hikayesinde çoğu zaman açık bir travma yoktur. Bağıran yetişkinler, sert cezalar, büyük kopuşlar olmayabilir ama bir şey eksiktir: Duygusal olarak birlikte kalınan anlar. Çocuk zorlandığında onunla birlikte durmak yerine, çoğu zaman davranışı düzenlemek hedeflenmiştir. Bu da çocuğa şu mesajı verir: “Yaşadığın şey değil, ortaya çıkan sonuç önemli.” Ve çocuk buna uyum sağlar.
Sessizlik Bir Güç Değil, Bazen Bir Alışkanlıktır
Bu çocuklar yardım istemez çünkü ihtiyaçlarının karşılanmadığı anları hatırlarlar. Sessizlik onlar için bir erdem değil, öğrenilmiş bir stratejidir. Klinik ortamlarda bu sessizlik çoğu zaman “direnç” olarak yorumlanır. Oysa çoğu zaman bu, uzun süredir işe yarayan bir uyum biçimidir. Bazı çocuklar konuşmaz çünkü konuşmanın dünyayı değiştirmediğini erken öğrenmiştir. Bu noktada ben dili kaçınılmaz çünkü bu sadece kuramsal bir mesele değil. Ben bu çocukları tanıyorum. Sorulduğunda “iyiyim” deyip susanları, rahatsız etmemeyi bir kimlik haline getirenleri. Onlar sorunlu değildir ama çoğu zaman sorun yokmuş gibi davranılan çocuklardır. Ve bu, fark edilmesi en zor yalnızlıklardan biridir.
Düzeltmek İle İyileştirmek Arasındaki Fark
Belki de asıl soruyu burada sormalıyız: Biz çocukları gerçekten iyileştirmek mi istiyoruz yoksa daha az zor olmalarını mı? Çünkü bir çocuk susuyorsa, bu her zaman huzur değildir. Bazen sadece uyum sağlamıştır ve uyum, dışarıdan bakıldığında çok düzenli görünür ama içeriden bakıldığında, hala taşınan bir yük olabilir. Davranışları düzelen her çocuk iyileşmiş değildir. Bazıları sadece daha az yer kaplamayı öğrenmiştir, sessizliğin ardında kalanları duymak için.


