İnsan hayatı duygularla örülüdür. Sevinç, öfke, suçluluk, özlem, kırgınlık… Bazıları gelir geçer, bazılarıysa sanki içimizde kalıcı bir misafir gibi yerleşir (Öngen, D. E., 2010). Aradan zaman geçmesine, koşullar değişmesine rağmen bazı duyguların bizden ayrılmaması çoğu zaman “Neden hâlâ böyle hissediyorum?” sorusunu doğurur. Psikoloji bu soruya tek bir cevap vermez; çünkü vedalaşamadığımız duygular, genellikle geçmişimiz, ilişkilerimiz ve kendimizle kurduğumuz bağlarla yakından ilişkilidir (van der Kolk, B., 2014).
Duyguların Bir İşlevi Vardır
Psikolojik açıdan bakıldığında hiçbir duygu “boşuna” ortaya çıkmaz. Her duygu bir ihtiyaca, bir tehdide ya da bir kayba işaret eder. Örneğin öfke sınır ihlalini, üzüntü kaybı, suçluluk ise değerlerimizle çatışmayı haber verir (van der Kolk, B., 2014). Vedalaşamadığımız duygular çoğu zaman işlevini tamamlayamamış olanlardır. Yani duygu ortaya çıkmıştır ama onun söylemek istediği mesaj yeterince duyulmamıştır (Gross, J. J., 1998). Bastırılan ya da görmezden gelinen duygular ortadan kaybolmaz; sadece biçim değiştirir. Bu nedenle kişi, yıllar önce yaşadığı bir olayın duygusunu hâlâ bugün de taşıyabilir (van der Kolk, B., 2014).
Yas Tutulamayan Duygular
Vedalaşmanın en zor olduğu duyguların başında yas gelir. Yas yalnızca birini kaybettiğimizde değil; bir hayali, bir ilişkiyi, eski bir benliğimizi geride bıraktığımızda da yaşanır. Ancak toplumda çoğu zaman “güçlü olma”, “çabuk toparlanma” beklentisi vardır. Bu beklenti, duygunun doğal sürecini yaşamasına izin vermez (Gençöz, F., 2000). Tamamlanmamış yas, kişinin duygusal olarak geçmişte takılı kalmasına neden olabilir. Vedalaşamamamak bazen unutmak değil, aslında yeterince hissedememiş olmaktır (Kübler-Ross, E., 1969).
Duygular Kimliğimizin Bir Parçası Haline Geldiğinde
Bazı duygular zamanla kimliğe dönüşür. “Ben hep kaygılıyım”, “Ben kırgın biriyim”, “Ben güçlü olmak zorundayım” gibi içsel tanımlar, duygularla aramıza mesafe koymamızı zorlaştırır. Duygu artık geçici bir deneyim olmaktan çıkar, kişinin kendini tanımlama biçimi haline gelir (Linehan, M. M., 2015). Bu noktada vedalaşmak, yalnızca bir duyguyu bırakmak değil; kendimize dair bir hikâyeyi de yeniden yazmak anlamına gelir. Bu da çoğu insan için belirsizlik ve korku yaratır (Linehan, M. M., 2015).
Kontrol İhtiyacı ve Tanıdık Acılar
Psikolojide sıkça vurgulanan bir gerçek vardır: İnsan beyni, tanıdık olanı bilinmeyene tercih eder. Bazı acılar, mutsuzluklar ve olumsuz duygular bile tanıdık olduğu için “güvenli” hissedilebilir. Vedalaşmak ise bilinmeyene adım atmaktır (Linehan, M. M., 2015). Örneğin kişi, onu inciten bir öfkeyi bırakırsa savunmasız kalacağını düşünebilir. Ya da suçluluk duygusunu bıraktığında “kötü biri” olacağından korkabilir. Bu nedenle duygu, acı verse bile bir tür koruyucu kalkan işlevi görür.
Vedalaşmak Unutmak Değildir
Önemli bir yanlış anlama şudur: Bir duyguyla vedalaşmak, yaşananları inkâr etmek ya da silmek değildir. Aksine, yaşananı kabul edip onun artık bugünü yönetmesine izin vermemektir. Vedalaşma, bastırma değil; tanıma, anlama ve serbest bırakma sürecidir (Neff, K., 2011). Bu süreç zaman alır ve çoğu zaman kendimizle şefkatli bir ilişki kurmayı gerektirir. Bazı duygular hemen gitmez; ama onlarla kurduğumuz ilişki değişebilir (Neff, K., 2011).
Sonuç olarak vedalaşamadığımız duygular, bize eksik kalan bir şeyleri anlatır (Kübler-Ross, E., 1969). Dinlenmemiş bir ihtiyaç, tutulmamış bir yas, kurulmamış bir sınır… Psikolojik iyileşme çoğu zaman duygulardan kurtulmakla değil, onları anlamlandırmakla başlar. Çünkü bazı duygular gitmek için değil, duyulmak için kalır (Freud, S., 1917/2005).
KAYNAKLAR
Freud, S. (2005). Yas ve melankoli (S. Budak, Çev.). İmge Kitabevi. (Orijinal çalışma 1917’de yayımlanmıştır) Gençöz, F. (2000). Yas: Kayıpla baş etme süreci. Türk Psikoloji Yazıları, 3(6), 1–8. Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of General Psychology, 2(3), 271–299. https://doi.org/10.1037/1089-2680.2.3.271 Kübler-Ross, E. (1969). On death and dying. Macmillan. Linehan, M. M. (2015). DBT skills training manual (2nd ed.). Guilford Press. Neff, K. (2011). Self-compassion: The proven power of being kind to yourself. HarperCollins. Öngen, D. E. (2010). Duygu düzenleme stratejileri ve psikolojik uyum. Türk Psikoloji Dergisi, 25(65), 1–13. van der Kolk, B. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. Viking.


