“Geçecek mi?”
Belki de hayatın içinde en çok tekrar ettiğimiz, cevabını en çok merak ettiğimiz soru budur. Üzüntüyle, acıyla karşılaştığımızda ilk refleksimiz hep bu soruya tutunmak olur. Çünkü insanın canı yandığında bilmek ister: Bu his sonsuz mu? Böyle mi kalacağım?
Biz de çoğu zaman bu soruyu otomatik olarak acı çerçevesinden yorumlarız. “Geçer mi?” dediğimizde aklımıza keder, kayıplar, sarsıldığımız anlar gelir. Oysa bugün bu soruya başka bir taraftan yürüyelim; duyguların geçiciliği, o değişken, akışkan doğası ve duygusal dönüşüm süreci üzerine başka bir pencereden bakalım.
O mutluluğun aynı yoğunlukla geri gelmesi zor, değil mi? O günün coşkusu, o anın içindeki canlılık zamanla silikleşir. Zihnimiz o anın tüm detaylarını kaybettikçe, duygular da yavaşça kaybolur. Oysa o mutlu anı yaşarken zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmemiştik. O anın içindeki yoğunluğu sadece o an içinde tam olarak hissedebiliyoruz. Ertesi gün aynı şeyleri tekrar yaşamak istediğimizde, aynı tadı almak mümkün olmuyor. O anın büyüsü, ne yazık ki tekrar edilemez bir şekilde kaybolur.
Ama burada ilginç olan bir şey vardır: Bu kaybolan mutluluğun yerini başka bir şey alır. Zamanla başka bir sevinç, başka bir güzellik, başka bir bağ kurma anı gelir. İnsanın duyguları aslında hiç durmaz; bir his diğerini kovalar. Acı da mutluluk da gelip geçicidir. Ancak hep bir şey kalır: O anın içindeki hislerin varlığı, biriktirdiğimiz anıların etkisi, deneyimlerin birikimi… Mutluluk bir nehir gibi akar ve biz her akışta bir parçasını kaybetsek de yeni bir akışla yeniden buluruz kendimizi. Bu yüzden soruyu sormaya devam ederiz: “Geçecek mi?” Çünkü içten içe biliriz ki her şey geçer ama o geçişin içinde de bir şeyler kalır; insanı değiştiren, büyüten, derinleştiren şeyler.
Ve belki de tam da bu yüzden kıymetlidirler. Çünkü her duygu yalnızca kendi zamanında tamdır. Her an, kendi bütünlüğüyle gelir ve geçer. Mutluluk da acı da bizi içinde bir süre misafir eder; sonra sessizce kapıdan çıkar.
Ama bu gidiş bir yok oluş değildir. Bir psikolojik dayanıklılık ve dönüşüm hâlidir. Kahkahalarınızın tazeliği kalmasa da size bıraktığı sıcaklık bir karaktere, bir hatıraya, bir bakış açısına dönüşür. Acınız ilk günkü kadar yakmasa da size kattığı derinlik, dayanıklılık ya da farkındalık bir yerde sizinle yaşamaya devam eder. Bu durum korku için de geçerlidir. Bir köpekten kaçarken hissedilen o ani yükseliş, o panik anı… O da geçer. Belki bir süre kalbinizi hızlandırır, bir süre zihninizde yankısı kalır ama sonra azalır, silinir, uzaklaşır. Yerine belki hafif bir anı, belki bir ders, belki bir hikâye bırakır.
Duyguların hepsi, istisnasız hepsi bu döngüye tabidir: Gelirler, kalırlar, değişirler ve geçerler. Her duygu ilk anındaki yoğunluğunu uzun süre koruyamaz. Bu, insanın psikolojik dayanıklılığının ve beynimizin işleyişinin doğal bir parçasıdır. Duygu, yaşandığı anın ürünüdür. Zamanla bedenimiz de zihnimiz de o duyguyu farklı bir yere koyar. Bazen şiddeti azalır, bazen anlamı değişir, bazen bizim ona baktığımız yer dönüşür.
Üzüntü de böyledir. Acı da böyledir. Bir kayıptan sonra yaşanan o derin sarsılma bile en sert hissedildiği anla kalmaz. Zaman onu bir anlam hâline getirir; bir kabuk, bir hatıra ya da bir bilinçlenme biçimine dönüştürür.
Bu yüzden üzüntünün geçmesinden korkmamalıyız. Aynı şekilde tamamen geçmemesinden de korkmamalıyız. Çünkü bazı duygular tamamen bitmez; ama şekil değiştirirler. Belki bir iz olarak kalırlar, belki bir anı olarak, belki de bize bir şey öğreten bir fısıltı gibi… Bu izler insan olmanın en doğal parçalarıdır. Bir tebessüm, bir sızı, bir sıcaklık, bir kırılganlık… Bunlar kalabilir. Kalsın. Bu, duygunun çözülmediği anlamına gelmez; aksine sizinle uyumlanarak yerini bulduğu anlamına gelir.
Duyguları özgür bırakabilmek — acıyı da sevinci de, korkuyu da heyecanı da — onların doğal akışını bozmamaktır. Duygunun sizdeki yolculuğuna izin vermektir. Çünkü duygu ne kadar bastırılırsa o kadar kalır, ne kadar yer açılırsa o kadar dönüşür. Tıpkı bir misafir gibi… Kapıyı kapatırsanız içeride sıkışır; ama kapıyı aralarsanız kendi vaktinde çıkar gider.
Bu yüzden “Geçecek mi?” sorusunun cevabı aslında şudur: Evet, geçecek… ama tam olarak nasıl geçeceğini zaman belirleyecek. Kimi duygular iz bırakacak, kimi sessizce uzaklaşacak, kimi de yeniden şekillenerek başka bir renge bürünecek. Bizim yapmamız gereken tek şey, bu süreci zorlamadan, korkmadan, direnmeden kabul etmektir.
Çünkü duygular da özgür bırakılmayı ister. Tıpkı bizler gibi.


